BARIŞ KAVAS
KAYAHAN’IN “YEMİN ETTİM” ŞARKISI ÜZERİNE YORUMLAR
“Yemin Ettim” Türk Pop Müziğinin en büyük hitlerinden biri. “Yemin Ettim” Kayahan’ın en güçlü şarkılarından biri. “Yemin Ettim” reddedilmiş bir aşkın şarkısı. “Yemin Ettim”i anlamak için Sevgili’ye defalarca sevgiyi sunmak ve Sevgili tarafından defalarca reddedilmek gerekiyor. Merhum Cemal Safi üstadımızın dizeleri akla geliyor.
“Ben gönül köşkümü açtım da sana
Sen sokak kapını aralamadın”
Sokak kapısını aralamaması şöyle dursun Cemal Üstadım. Sevgili, şehrinin önüne polis barikatları kurduruyor. Kendisine ulaşmak için canını ortaya koyan Aşık’ına kendisine ulaşacak tüm yolları kapatıyor…
“Asırlardır yalnızım” cümlesiyle başlıyor şarkımız. Bu cümleyle, Kayahan, yüzyıllar boyunca Sevgili’ye aşk çağrısını ileten şairlerin, yazarların, filozofların, mutasavvıfların kervanına kendini ekliyor. Ki bu kervanın başında Yunus vardır…
“Ben yürürüm yane yane
Aşk boyadı beni kane
Ne akilem ne divane
Gel gör beni aşk neyledi”
Bütün bir Kayahan külliyatı aşk yürüyüşünün yangınından etrafa sıçrayan alevlerdir. Aşka ait herhangi bir hali bulamayacağınız bir Kayahan şarkısı yoktur.

“Bir yemin ettim ki dönemem”
Aşık, Sevgili’ye birçok kez, pek çok kez Sevgisini sunmuştur. Sevgili her defasında onu reddetmiştir. Aşık, aşkta gurur olmadığını daha aşkından beri bilen adamdır. Mesele gurur değildir ki. Sevgili’nin reddedişleri tahammülfersa bir boyuta ulaşmıştır. Ve aşık bir noktada yemin etmiştir. O yemin Sevgili’den vazgeçiştir.
“Seni versin ellere
Beni vursunlar
Sana sevdanın yolları
Bana kurşunlar”
Evet aşık yemin etmiştir. “Artık seni bir kez daha ararsam, seni aradığım yollarda sersefil düşmüş şu ayaklarım, her köşenin altında vuslatı arayan şu ellerim kırılsın” demiştir.
Aşk dediğimizde, aşk üzerine tefekkür ettiğimizde şunu açıklıkla görmemiz gerekir. Aşkın bir yönü umuda bakarken, koşmaya, kucaklamaya bakarken bir yönü vazgeçişe, artık durmaya, yenilgiyi ve hicranı kabullenişe bakar.
Necip Fazıl’ın “Beklenen” şiiri bize aşkın bu iki boyutunu çok çarpıcı bir şekilde aktarıyor. Şiirin ilk kıtası aşk arzusunun efsanevi bir betimlemesine ulaşıyor. Müthiş bir aşk arzusunun müthiş dizelerle müthiş bir anlatıma dönüşmesi.
“Ne hasta bekler sabahı
Ne taze ölüyü mezar
Ne de şeytan bir günahı
Seni beklediğim kadar”
Ne muazzam bir aşk arzusu. O kadar büyük bir arzu ki hastanın sabahı bekleyişi ile mezarın ölüyü bekleyişi ile kıyaslanabilen ve onları da aşan bir arzu.
Ve şimdi ikinci kıtaya geliyoruz
“Geçti istemem gelmeni
Yokluğunda buldum seni
Bırak vehmimde gölgeni
Gelme artık ne yarar”
İşte aşk dediğimizde aşkın birinci kıtayı yazdıran şaire ikinci kıtayı yazdıran bir fenomen olduğunu görmemiz gerekiyor: Aşkın vazgeçişe, yenilgiye, pes etmeye bakan ikinci bir yönü daha var. Ve bu büyük acı tabii ki…Büyük hüzün…
“Geçti istemem gelmeni”
Şeytanın günahı bekleyişinden büyük bir istekle arzulanan Sevgili, Aşık’ını küstürüyor ve o çılgın aşık “Geçti istemem gelmeni” cümlesini kurabiliyor. Ötesi var mı bunun? Bunun ötesi yok.
Mesele numarayı tuşlamak veya tuşlamamak değil. Mesele bunun çok ötesinde. Kötülükler içindeki bir dünyada küçük bir umudu yeşertmeye çalışmaktır aşk. Miladi ikibinyirmibirin ilk günü bir adamın hâlâ ve hâlâ aşkı sayıklaması ne bir kaçış ne bir savunma refleksi zaferin ta kendisidir. İşte o yüzden Sevgili, aşk yazılmamışken adımın üzerine adımı aşkın üstüne kendimi yazdım ve yokluğunda buldum seni…
[Elestirel.net, 2021]
Yazının içinde yer aldığı kitabı okumak için tıklayınız:


















