Ana Sayfa Kitap Köşesi Kitap Köşesi | İstanbul’un Seyir Defteri | Nalan Ataklı

Kitap Köşesi | İstanbul’un Seyir Defteri | Nalan Ataklı

10
0

Kitap Köşesi | İstanbul’un Seyir Defteri | Nalan Ataklı

Yazar: Levon Panos Dabağyan

Kitap: Zaman Tünelinde Sehr-i İstanbul’un Seyir Defteri

Türü: Tarih

Sayfa: 382

Değerli kitap dostlarım;

“Zaman Tünelinde Şehr-i İstanbul’un Seyir Defteri” ile geçmişe yolculuk… Ayrılmak istemeyeceğim kadar “as” bir eserdi. Tarihten günümüze taşıdığı notlarını birçok eski kaynaklarla harmanlayıp okuyucuya sunan Dabağyan’ın bizlerce bilinmesini istediği ve defaatle altını çizdiği en önemli konu vaktiyle İstanbul semtlerinde yaşayan Ermeni ve Rumların, Türklerle uyum içerisindeki birliktelikleri. Farklı dine mensup olunmasına rağmen aynı tebaa içerisinde birbirlerinin örf ve adetlerine saygı duyan ve Birinci Dünya Savaşı’ndan yorgun çıkmış olup İkinci Dünya Savaşı’nın etkilerini üzerinde taşıyan dar boğaza düşmüş halkın her şeye rağmen insan ilişkilerinin muhteşemliğini anlatan bir eser…

Özellikle bazı tarihi beldeleri anlatırken kaleme aldığı ufak teferruatlar o dönemi o kadar canlı tutmuş ki, çocukluğumuzun bir parçası olan bazı sözler tekrar ediverdi hafızamda…

Maaş zamanı geldiğinde dedemin fötr şapkasını takıp “Ben İstanbul’a iniyorum” cümlesini işte tam da bu kitapta anlamlandırabildim. İstanbul’un içinde İstanbul… Surlarla çevrili tarihi yarımada… Bir çoğumuzun ayak bastığı Eminönü ve çevresini biliyorum ki artık çok farklı bir gözle gezeceğim… Örneğin; Valide Sultan Camii’nin (Yeni Camii) Mimar Sinan tarafından mimarisinin çizildiğini ve yıllarca o caminin yapım aşamasında yarım kaldığını ve tamamlandıktan sonra nöbete çıkan askerlerin buluşma noktasının o merdivenler olduğunu hatırlayacağım. Hiçbir şekilde devletin kasası kullanılmadan yapılan hayratın, hayrat yerine geçebilmesi için ehemmiyet verilen husus olduğunu anımsayacağım. Ticaretin merkezi olan Eminönü / Bahçekapı’da, altının neden ve nasıl piyasaya girdiğini, İstanbul’un sur kapılarından dolayı semt isimlerini aldığını, yaşanan hadiseleri ve bir çok görüntüyü sanki yasamışçasına biliyor olacağım… Eyüp’te başlayan yolculuk Yeşilköy’de son bulurken dönemin banliyö trenleri ile büyük bir coşkuyla varılan mesire alanlarına siz de kendinizi onlara eşlik etmiş olarak buluyorsunuz… Haçlı ve Arap seferlerine rağmen düşürülemeyen bu kadim şehrin dili olsaydı şayet denizleri, dağları, taşları ve toprağı bize daha neler neler anlatırdı kim bilir…

Okuyucuyu daha fazla bilgi edinmeye teşvik eden bir kalem… Satır aralarına koyduğu bazı zaman aralıkları, hadiseler ya da mevzular yazar tarafından çok dile getirilmese de o kadar ince dokunuşlar yapmış ki siz zaten onu iyice araştırıp didik didik ediyorsunuz. Tarihi esnaflar, şehre damgasını vurmuş Kurukahveci Mehmet Efendi kahvesinden daha nice esnafların ve mimari yapıların varlığını yeniden tahayyül ediyorsunuz.

Deniz hamamlarını hiç duymuş muydunuz mesela? İstanbul’un yazlık mekanlarını…

Kısacası bitmesin diye zamana yaydığım ve tek bir cümlesini bile ötelemediğim bir eserdi benim için. Tarihi sevenler ve İstanbul’u anlamak isteyenler için tavsiye edebileceğim güzellikte bir kitap. Daha fazlasını yazmak ve anlatmak emeğinin hakkını ziyadesiyle verebilmek isterdim ama artık gerisini sizler belki kitaptan okumak isteyebilirsiniz diye çok da uzun tutmak istemiyorum. Okuma sürecinde eserden bazı bölümleri ara ara sayfamda paylaştım. Keyifli okumalar diliyorum…

Kitaplarla kalınız…

Sevgilerimle…