Ana Sayfa Ali Celep Arşivi Modern Şiirin Ölümü | Ali Celep

Modern Şiirin Ölümü | Ali Celep

171
0

ALİ CELEP

MODERN ŞİİRİN ÖLÜMÜ (*)

*

Dağ başında bir evdeyim soba yanıyor iki gündür kar yağıyor

Ve ben bulut insan değilim uçamam

*

Çünkü benim hiç gökyüzüm olmadı (kelimelerle yapılan)

Yıldızların cirit attığı (âşıklar için)

Ve kayıp giderken aralarından ay (rüyaları süsleyen)

Sabahın kavsiyle (duyguları boşaltan)

Doğan güneşle birlikte (yeni capcanlı hayaller için)

Bir şarkı söylemek isterdim (özlem yüklü ve yaraları deşen)

Özenip Ali Ahmet Said’e (namı diğer Adonis misali)

Kaderi kırıklar için (acılar ve aynalar ülkesinden)

Bulamadım ruhumu okşayan bir beste (bir tasartı havası veren)

Bir tasartı (yeni dilde mucizevî olan) ve harikalar yaratan

Tınısıyla insanı harikalar ülkesine uçuran (bir anlık da olsa)

El ele kol kola yıldızların altında öyle sarhoş (kalbin hiç bitmesin dediği)

İçinde düşler kurup ağladığımız bir çadır (gökyüzünde)

Ya da ne fark eder çölün ortasında (tokuşturup kadehleri)

Elde kalem kafada gül sembolü (acıları sağaltmaya yarayan)

Ve kâğıtta kan lekesi olacak biçimde (yaranın derinliğini imleyen)

Gelenekten ulvi esintiler taşıyan (ama etkisiyle lirin titrediği)

*

Her şey mecazi manada olsun isterdim (eski dilde değişmeceli)

Cılız bacaklarımı yerden kesip (mesela elde kadeh deyince)

Derken bunun bir anda sevgili olduğunu hayal etmek (gibi sonsuz)

İşte öyle mesela kendimi birden unutup (deniz kıyısında bulduğum)

Çünkü benim hiç denizim de olmadı (kelimelerle yapılan)

Üstünde kâğıttan ya da duygudan gemiler yüzen (öyle ser hoş)

Kimsenin tahmin edemeyeceği anlamda (bakıp ufkun ötesine)

Derinlere daldığım (içimde sonsuz yaralar açan)

Ve daha derine ha bre daha (kimsenin bana ulaşamadığı anlamda)

Ta ki beni bulan olmasın (ayyaşlar bile)

Ta ki kimse bana bulaşmasın (su bile) (yani mecazen)

Böylece en derine vardığımda kaybolsam (sanki gerçekmiş gibi)

Kaybolsam da sonra bir ara azıcık kendimi arasam (estetik kaygılarla)

Sonra birden bulsam kendimi başım yunus bağrında (aşkla)

Yaslı yürek yaşlı gözler ıslak kirpikler arasından (öyle şaşkın)

Yumuşacık teninde tatlı bir dünya kurmaya dursam (hazla)

Ve içinde sevgiliyle bir uçuş (şarabın içkin anlamında)

Öyle sonsuz buluşsak ve randevusuz (yani mekânsız)

Orada ayrılık çalan esin perisini utandırsak (denizkızına inat)

Sonra bir ok gibi fırlasam kirpiklerin arasından (ilhamla)

Ele ele göz göze gâyiplere karışmak korkusundan (ebediyen)

Ya da dümdüz bir ayyaşla karşılaşmamak için (edepsizce)

*

Söyleyin kim karşılaşmak ister dümdüz bir ayyaşla (bu kutsal ortamda)

Elbet kimse düşünmek istemez böyle bir görüntüyü (bir an bile)

Hele şiirde hiç istemez (bozar kafiyenin namusunu bile)

Ama farz edelim ki bir an (kısa bir süre için bu şiirden çıkarak)

Bir elimde çiçek (beklerken iç dünyamın gözeneklerinde)

Toynaklarından ateşler saçan bir atı (üstünde az önceki sevgilim)

Ve kafamda çok sesli sevgi sözcükleri (en ünlü liriklerden derlediğim)

İşte tam böyle bir anda (aniden flaş patlasa, aman Tanrım!)

Karşı yoldan gelen bir ayyaş (altında murat yüz yirmi dört)

Bağırsa bana nezaketten ırak (terbiyesiz bir aksanla:)

‘Ulan gavat’ ‘İsterim bir battaniye bir ekmek’ (‘bir tas da sıcak çorba’)

‘Ümmetin Suriye kanasına bir pansuman da sen yap’ (‘ölmesinler için gardaş!’)

Başımı hafifçe iki yana sallayıp: ‘Zamanı değil’ (anlamında)

‘Hiç zamanı değil beni kendime bırak’ (bir el hareketi)

‘Nah kendine bırakırım’ (ayıp, ayıp!) ‘Seni bulunduğun yerde’ (bir de kol hareketi)

‘Bulunduğun yerde var ya, sembolik bile bırakmam’ (gözleri kan çanağı)

‘Ulan ben keşim de sen nesin’ ‘nesin lan sen’ (bir el bir kol hareketi daha’)

‘Ayıp, ayıp! yakışıyor mu, yakışıyor mu elinde otuz beşlik’(iner arabasından)

‘Yakışıyor mu lan bu ümmete ekmek kuyruğunda bombalanmak’

Saç sakal karışık ve donu da yırtık (yüksek sesle üstelik)

‘Bebeğin yarısı ölmüş bak! (elindeki gasteyi gösterip fırlatıyor üstüme)

Köklüyor altında yüz yirmi dört murat (hızla gazlarken aynı anda)

Ağzında bir dolu küfür ve ekliyor sonra: (‘ümmetin en utanmaz evladı’)

Ve mırıldanıyor kendi kendine (: ‘olmaz olsun böyle aşkın dölü’)

Köklüyor egzozundan kapkara bir duman üstüme bırakarak (hızla)

Bir öksürük sarıyor beni, öhhö öhö, af edersiniz, öhö öhhö (yakıyor boğazımı)

‘Lanet bir şey bu’ (gerçek olmasın tanrım) öhö öhö, (hah işte mendilim!)

İmmaculata! Kusursuz sevgilim! Çık gel artık nerdesin! (gayipten alaylı bir ses:)

‘Bekle gelir, bekle gelir’ (Godoyu beklerken terbiyem pek müsait değil)

*

Diyeceğim işte insan böyle kendi başına (sembolik bile kalamıyor)

Olmadı gökyüzüm benim olmadı hiç denizim (ah şiir yapan duygularım!)

İmmaculata! düşmez kalkmaz tekbir Allah (sübhanallah)

Zaman, olduğu yerde eriyor (ve ilerleyen zaman diye bir şey yok)

Burada. (Kastamonu’nun Çatalzeytin ilçesine bağlı Çelebiler Köyü’nde)

Dağ dibinde ve ormanın yanı başında (uzanmış üç beş mezar)

Bir cami ve minaresiz (çevresinde üç beş ev, içinde ben hariç dokuz canlı)

Ve bir bebek (İsrail’in Filistin bebeklerini öldürdüğü gün doğan)

Ve ben (camiyle banka arasında taşınan bir sedyede)

Şeyh Yasin’in ümmete yazdığı bir mektubu okuyorum (utanmadan)

(*) Ali Celep’in ilk şiir kitabı Harp Çantası’nda yer almayan ve Kertenkele edebiyat ve düşünce dergisinin 25. sayısında 2013 yılında yayınlanan bu şiiri, 12 yıl sonra haberedebiyat.com sitesinde 2025 yılında yeniden yayınlamanın onurunu yaşıyoruz…

{2025, Haber Edebiyat}