Hayatın Gayesi: Öze Yolculuk
İbrahim Kalın, çoğumuzun tanıdığı bir isim. Cumhurbaşkanlığı sözcüsü olması hasebiyle sık sık ekranlarda gördüğümüz, belagatiyle ve hitabetiyle dikkat çeken; kendine has üslubuyla takdir ettiğimiz muteber bir şahıs. Şu anki vazifesi ise MİT başkanlığı.
Devletteki vazifelerini sürdürürken öte yandan da yazdığı eserlerle birçok kişi tarafından okundu. Müziğe, felsefeye ve fotoğrafa olan ilgisini sosyal medya paylaşımlarından rahatlıkla anlayabiliyoruz. İbrahim Kalın, modern çağın entelektüel şahsiyetleri arasında yer alıyor.
Son kitabı Öze Yolculuk, Kalın’ın düşünce dünyasından bürokrasideki vazifesine, ilgi alanlarından şahsi hayatına dair birçok mevzuda bilgi veriyor. İbrahim Kalın, kitabın adından da anlaşılacağı üzere insanın hayat yolculuğunda özü yakalaması gerektiğini ve mühim olanın şu sanal dünyada kişinin özüne dönmesi gerektiğini savunuyor.
Kitabın ilk bölümünde MyMecra YouTube kanalında ‘’Kendi Gökkubbemiz’’ isimli programda sorulan suallere verdiği cevaplar anlatılıyor. Yazar buradaki sohbeti bilahare yeniden derleyerek kitap hâline getiriyor ve okuyucuya sunuyor.
Çarpıcı bir girişle okuru selamlayan Kalın ‘’Özlemek, özünü hatırlamaktır.’’ diyor. Özlemek, özümüzü tekrar inşa etmek için kavuşmaya çalışmak ve arzulamak demektir. İnsan neyi özlerse özünde olan da odur esasında. Modern dünyanın elinin tersiyle bir kenara ittiği ‘’öz’’ kıymetli bir mefhum. İbrahim Bey, konuyu teferruatıyla anlatırken sözü günümüzün yapay, ruhsuz ve banal ilişkilerine getiriyor. Özümüzden gittikçe uzaklaştığımızı ifade ederken bilhassa kapitalist sisteme vurgu yapıyor. Yoğun bir kapitalizm eleştirisi görüyoruz. Modern dünyanın insanı bir kalıba sokma gayreti karşısında nasıl bir tavır geliştirebiliriz sorusuna yanıt arıyor. Bu minvalde İbrahim Kalın; insanın özünü, hayatın ve esasen Allah’ın yarattığı evren özelinde nasıl elde edeceğimize cevap veriyor.
İbrahim Bey, meşhur şair Rilke’yi anarak şunları söylüyor: ‘’İnsan, kendini varlığın ışığına kapattığında ve ruh dünyasını kararttığında nurani varlıklarla olan irtibatını kaybeder. Melekler; saflığı, merhameti, şefkati ve metafizik şeffaflığı taşır hayatımıza.’’ (s.31) Kalın, bir şair olarak Rilke’nin sembolizm üzerinden meleklerle kurduğu bağı anlatıyor. Makine çağının ruhsuzluğuna karşı melekleri dünyamıza davet ediyor Rilke. Kapitalizmin kuşattığı birey, makineler dünyasında adeta hapse atılmış vaziyette. Bu kapsamda Rilke’ye katılmamak mümkün değil. En yakınımızdan başlamak suretiyle etrafımızı gözlediğimizde yapılan tespitin çok doğru olduğunu söyleyebiliriz. Tespit elimizde duruyor, teşhis de kondu fakat çözüm konusunda biraz naçarız sanırım. Yeniden çok güçlü bir söz söylememiz gerekiyor. Altı yedi asır önce nasıl tüm dünyayı ilimle, irfanla, sanatla, şiirle aydınlattıysak aynını yeniden yapabilmeliyiz. Bizi ancak bu paklar. Tam da bu noktada yazarın sunduğu çözümlerin somut ve elle tutulur olmadığını söyleyebilirim. Kapital çağın tüm şaşaasına kendini kaptırmış kişilerin dünyaya hangi ideolojiyle çare oluruz sorusu biraz es geçiliyor sanki.
Yazar, niyet bahsinde ‘’Niyet kısmeti belirler.’’ diyor. Sözü açarken kısmetle niyetin birbirinden bağımsız olmadığına vurgu yapıyor. Hesabi düşünceyle hasbi düşünme arasındaki farkı anlatıyor. Hesabi düşünenin kişinin çıkarına yönelik, faydacı bir yaklaşım olduğunu vurguluyor. Hasbi düşünme ise kişinin hesap kitap yapmadan halis bir kalple, hayırlı bir niyetle ve nasibine düşenin iyisini yapmaktır. Samimiyet ve ihlas hasbi düşünmeyi kapsar. Karşılık beklemeden iyilik yapmak, Allah’ın rızasını gözetmek ve erdemli davranmak da hasbî bir kalbin çıktılarıdır.
İbrahim Bey şöyle bir cümle kuruyor ki katılmamak elde değil. ‘’Dilin fakirleşmesi, düşünce pınarımızın kurumasıdır. Düşünce dünyamızdaki fakirlik dilimize kuruluk, tekdüzelik ve yüzeysellik olarak yansıyor.’’ (s.53) Maalesef dili kullanma konusunda hep geriye doğru gidiyoruz. Güzel ve zengin Türkçemizin kıymetini bilmiyoruz. Ekseriyetimiz ortalama yüz elli iki yüz kelimeyle geçiriyor bir gününü. Zira yeteri kadar okumuyoruz. Derin ve mana bakımından bizi zorlayacak eserleri tercih etmiyoruz. Okusak bile popüler kültürün empoze ettiği kitapların sayfalarını çeviriyoruz. Bu da ne yazık ki pek bir şey sağlamıyor bizlere. Dilimiz fakirleştikçe düşünce dünyamız da susuz kalmış çiçek misali sönüyor. İnternet ve sosyal medya çağının da bunu körüklediğini rahatlıkla söyleyebiliriz. Yazarın üzerinde durduğu dil düşünce ilişkisi benim nazarımda çok ehemmiyetli bir husus. Düşünce üretemeyen toplumlar başka milletlerin ürettikleri düşüncelere piyon oluyor. Dolayısıyla benlik yitimi dediğimiz ve bir millet için tehlike arz eden durumla karşı karşıya kalıyoruz.
Emperyalizm meselesinin ele alındığı bölümde İbrahim Bey’in ileri sürdüğü düşünceler dikkatimi celbetti. Çünkü yazar burada emperyalizme karşı İslam dünyasındaki başarısızlığı kabul ediyor ve buna çözüm bulmamız gerektiğini önemle aktarıyor. Tabii ilk olarak emperyalizmin ne olup ne olmadığını etraflıca izah ediyor. Nitekim Kalın, emperyalizmin bitmediğini bilakis şekil değiştirdiğini vurguluyor. Yeryüzündeki güç odaklarının gayelerine, hangi kuruluşun hangi maksatla ne için kurulduğuna ve güçlü ülkelerin buralardaki etkisine değiniyor. Batı’nın tarihindeki sömürgecilik anlayışının şu anda farklı yollarla devam ettiğinin altını çiziyor. Ekonomik gücü elinde tutan, devasa şirketlere yön veren ülkeler esasında geçmişte birçok insanlık dışı faaliyette bulundular. Bizler İslam alemi olarak Batı’yı çok iyi irdeleyip onların kültürel yayılmacılığına karşı dikkatli olmalıyız. İbrahim Bey, Türkiye’nin bu noktadaki duruşunu da gayet kapsamlı şekilde aktarıyor. Fakat şu anki sisteme başkaldırabilecek veya buna cesaret edebilecek bir politika geliştirilemediğini de vurgu yapıyor. Bu mevzuda gerçekçi olmak bence önemli. Tespit ve teşhis konusunda doğru düşüncelere sahibiz ancak yeni bir soluk getirmede yeterli olduğumuzu söyleyemeyiz. ‘’21. yüzyıl emperyalizminin aktörleri küresel düzenle birlikte Batı’nın hizmetindeki uluslararası finans kuruluşları, çok uluslu şirketler, güçlü hukuk firmaları, kültürel ikonlar, popüler kültür fenomenleri, medya, sinema, silah lobileri, silah şirketleri ve onlarca aktör…’’ (s.118)
Hepimizin bir hikâyesi var fani dünyada. Eksik, gedik, uzun, kısa, iyi veya kötü herkesin bir hikâyesi var. Yazar iyilerin hikâyesi zayi olmaz diyor ve ömrümüzü iyilik üzerine inşa etmemizin önemine değiniyor. Kuran’dan kıssa örnekleri vererek yaratılış gayemize dikkat çekiyor. Dünyada iyi bir hikâye yazmamız için telkinlerde bulunuyor. Kitabı okurken İbrahim Kalın’ın hayata bakışı, anlayışı, sezgisi ve din tasavvuru açıkça kendini gösteriyor. Birçok hususta bu denli kapsamlı ve derinlikle yetiştirmiş birisi olması hasebiyle Kalın’a imrenmemek elde değil.
İbrahim Bey, ‘’Dünya bir çıkmazın içinde ve burada biz söz söylenmesi lazım. Çağımız yeni bir söze, yeni bir teklife muhtaç.’’ diyor. (s.150) Yazar Batı’nın, hâlihazırda içinde bulunduğumuz krizlerde birebir etkin olduğunu söylüyor. Kurulan sistemin tıkandığını ve hiçbir insanı yanının kalmadığını ifade ediyor. Ben Batı’nın, her ne kadar insan hakları, demokrasi, iklim krizi gibi hassasiyetleri öne çıkarsalar da hep işine geldiği gibi hareket ettiğini düşünüyorum.
Filistin’de bedenleri paramparça olan çocuklar için ağız ucuyla gösterilen tepkilerin dışında hiçbir eylem göremiyoruz. Bilhassa İslam topraklarında cereyan eden olaylarda ne kadar gamsız ve acımasız olduklarına çok defa tanık olduk. Afrika’daki içler acısı duruma kayıtsız kaldıklarını oradaki insanların hâlinden gayet net anlıyoruz. Dolayısıyla Batı kesinlikle yeni bir şey söyleyemez. Peki biz ne yapabiliriz? Batı’nın kurduğu bu düzene karşı hangi aksiyonları alabiliriz? Kalın, bu soruya cevap olarak Anadolu irfan geleneğinin sağlam köklerine bağlanmamız gerektiğini ifade ediyor. Esasında kendimizi çok iyi tanımalıyız diyor. Kendimiz olmalıyız, özümüze sahip çıkmalıyız; başkalarının bağından, bahçesinden uzaklaşmalıyız diyor. Bununla birlikte tarihimizdeki bilgeleri çok iyi tanımamız gerektiğini aktarıyor.
İbrahim Kalın, Öze Yolculuk adlı eserinde hem kendi dünya süzgecinden geçirdiklerini hem de birikimlerinden damıttıklarını okura ulaştırıyor. Öz mefhumunu derinlemesine tetkik ettikten sonra dünyanın içinde bulunduğu düzeni, İslam dünyası olarak neler yapabileceğimizi ve şahsi bakımdan maksadımızın ne olması gerektiğine ilişkin orijinal fikirler sunuyor. Ayrıca iyilik, akıl, dostluk, usul ve esasla alakalı düşüncelerini samimi bir üslupla okura sunuyor. Yazarın diline okuması zor diyenler olmuş fakat ben aynı kanıda değilim. Basit metinlerin ağırlığı olmaz, o yüzden dil kimine ağır gelebilir fakat okuması asla zor değil. Yazarın çok yönlü birikimi eserin her tarafına sirayet etmiş durumda. Deneme türünde yazılan bu eserin düşünce dünyamızı zenginleştireceğine inanıyorum.
Burhan ALSAN
KALIN, İbrahim, Öze Yolculuk, İnsan Yayınları, İstanbul, 2023.
















