RAHİME KÖSEM ALCAN
KEÇECİZADE İZZET MOLLA’NIN MİHNET-KEŞAN ESERİNİN TAHLİLİ VE ESERİN YENİLİĞE KATKISI
GİRİŞ
Türk edebiyatının yenileşme süreci Tanzimat dönemi ile başlar. Osmanlı imparatorluğu yönünü batıya çevirdiğinde yenileşme adımlarını askerî alanda atmış, sosyal alanda da devam ettirmiştir. Keçecizade İzzet Molla da Mihnet-Keşan adlı mesnevisini Tanzimat’tan on altı yıl önce, bu süreçler yaşanırken yazmış, eserine dönemin izlerini yansıtmıştır.
Sergüzeşt-nâmelerde şairler yaşadıkları maceraları, gezip gördükleri yerleri anlatırlar, dönemin siyasi ve sosyal olaylarını yansıtırlar. İzzet Molla da bu eserini yaşadığı Keşan sürgünü vesilesiyle kaleme almış, eserinde gerçekçi tasvirlerle o döneme ışık tutmuştur.
On dokuzuncu asrın ilk yarısında yaşanan yenileşme hareketlerine ve bu yolda atılan adımlara bizzat şahit olan şair, eserlerine kendisini, yaşadığı çevreyi, karşılaştığı kişileri almış, geleneğe bağlılık göstermekle beraber yeni sayılabilecek adımlar atmıştır. 1822’de Keşan ve 1829’da Sivas sürgünü yaşamış, Keşan’da yaşadığı sürgün Mihnet-Keşan adlı mesnevîsini yazmasına vesile olmuştur.
Bu çalışmada 19. asır Türk şairlerinden Keçecizade İzzet Molla’nın Mihnet-Keşan adlı eseri, yenileşme yolunda ilk izleriyle değerlendirilmiştir. Söz konusu mesnevînin Türk edebiyatına katkılarının ortaya konulması, yenileşme sürecinin ilk evrelerine giren Mihnet-Keşan’ın şekil ve içerik olarak incelenmesi amaçlanmaktadır.
MİHNET – KEŞAN’NIN EDEBÎ DEĞERİ, YAZILMA SÜRECİ VE TAHLİLİ
İzzet Molla eserinde, yolculuk esnasında uğradığı köy ve kasabaları, bir mesnevî yazmayı düşünmeksizin, belki can sıkıntısını giderecek bir meşgale olmak üzere beş on beyitle tavsif etmiştir. Gelibolu’dan kendisini görmeye gelen Talat’la tanıştıktan sonra, onun teşvikleriyle, Mihnet-Keşan’ı yazmaya karar vermiştir (Özyıldırım, 2002: 57). Şair yolculuğa çıktığı andan itibaren hayatına ait birçok ipucu vermiş, konakladığı yerleri, tanıştığı kişileri, olayları hikâye etmiştir.
İzzet Molla, bu eserinde ana merkeze kendisini oturtmuş, geleneğin dışına çıkarak sürgüne çıkmasına sebep olan olayları, kendisi hakkında yapılan dedikoduları, sürgün sırasında çektiği sıkıntıları, af umutlarını dile getirmiş, eserinin yazma sürecini de kurguya dâhil etmiştir. Eser, her ne kadar mesnevîler arasında değerlendirilse de barındırdığı otobiyografik unsurlar ile kurgusu ve konusu itibariyle geleneksel örneklerinden farklılık gösteriyor ( Tüzin, 2008: 8).
Mihnet-Keşan, H. 1269 / M. 1852 yılında Ceride-i Havâdis Matbaasında taş basma usûlüyle yayımlanmıştır. Mihnet-Keşan’ın ismi üzerinde görüş farklılıkları ortaya çıkmış, “Mihnet-i Keşan” olarak da adlandırılmıştır.
Eser, mesnevî nazım şekli içinde değerlendirilmeye tutulmuş, klasik terkibe bazı özellikler dışında uymuş olduğu anlaşılmıştır. İzzet Molla, önce yolculuk esnasında uğradığı kaza ve kasabaları, bir mesnevî yazmayı düşünmeksizin, belki can sıkıntısını giderecek bir meşgale olmak üzere beş on beyitle tavsif etmiştir. Gelibolu’dan kendisini görmeye gelen Talat’la tanıştıktan sonra, onun teşvikleriyle, Mihnet-Keşan’ı yazmaya karar vermiştir (Özyıldırım, 2002: 57).
Eserde farklı vezin şekilleri- Gazel, Tarih kıtası, Kaside, Rubai, Kıta, Tahmis- kullanılmış, dolayısıyla farklı vezinler de uygulanmıştır. XIX. yüzyıl şiirinde halk ağzına yaklaşma ve mahallîleşme adına halk ağzını ve konuşma dilini kullanma gayretinin zaman zaman kafiyeye yansıdığını da görmek mümkündür.
Şair, eserin telifine Talat’ın sebep olduğunu, kaleme aldığı takriz manzumesinde İzzet Molla’ya eserin adını “Gurbetkede” koyması yolunda tavsiyede bulunmuşsa da şair buna uymamıştır. Talat, Mihnet-Keşan için bir de on iki beyitlik besmele manzumesi yazmıştır (Özyıldırım, 2002: 53).
Mihnet-Keşan, şairin kendisi tarafından yazılan ve eserin sonunda yer alan beş beyitlik tarih kıtası da dâhil olmak üzere, 4182 beyitten ve küçük bir nesir parçasından oluşmaktadır. İzzet Molla’nın eserine mensur bir mektubu dâhil etmesi ve Talat’ın kendisi için yazdığı hicviyenin her mısraına birer cümleden oluşan mensur cevaplar vermesi daha önceki mesnevilerde görülmüş bir tasarruf değildir. Tanpınar, eserdeki bu mektup üzerinde önemle durmuş, bunu devrin nesre olan ihtiyacının bilinçsiz bir şekilde su yüzüne çıkması olarak değerlendirmiştir (2022: 92).
Klasik mesnevî tertibinin aynen uygulandığı giriş bölümü Talat tarafından yazılan on iki beyitlik Farsça besmele şerhiyle başlamaktadır. Konunun işlendiği bölümde, Halet Efendi’nin öldürülmesi üzerine içine düştüğü sıkıntılı durumun hikâye etmeye başlar. Şair Halet Efendi’nin katlinden sonraki beş ayı sıkıntılar içinde geçirmiştir. Bu kısım bir anlamda İzzet Molla’nın kendini savunmasıdır. Bundan sonra şair hamamda Keşan’a sürgün emrini almış ve bir çavuş nezaretinde apar topar yola koyulmuştur (Özyıldırım, 2002: 68).
Şair yanına iki uşağını da alarak (Ömer ve Muhammed) görevli çavuşla beraber Keşan yolculuğuna çıkmasını anlattığı bölümle devam etmiştir. Topkapı’dan yola çıkması, Küçükçekmece’de gecelemesi, Haramî Deresi üzerinden Büyükçekmece’ye varmasını bu bölümde anlatmaktadır. Bu esnada İzzet Molla, aynadaki görüntüsüyle lâtife yollu sohbet eder, çeşitli hayallere dalar (Özyıldırım, 2002: 69).
Buradan hareket eden şair Büyükçekmece Köprüsü üzerinden geçerken köprünün banisi Kanuni Sultan Süleyman’ı rahmetle anar ve manzaranın tesiri altında kalarak çeşitli şairane hayallere dalar. Bu kısımdan İzzet Molla’nın yolculuğunun sekiz gün sürdüğü anlaşılıyor. Keşan yolculuğu, gerek şairin tasvirleri ve hayalleriyle gerek taşra hayatıyla ilgili tespitleriyle eserin en meşhur parçalarından birisi konumundadır (Özyıldırım, 2002: 69).
Keşan’a vardığını anlattığı bölümde şehre girmeden günahlarını hatırlayıp bir an önce sürgünden kurtulmak için dua etmesi, kendisini beldenin imamının karşılaması, kalacağı evi mizahî bir şekilde tasvir etmesi anlatılır. İzzet Molla kendisini ziyarete gelenler hakkında çeşitli bilgiler verir bazen onların tuhaflıklarını, bazen konuşmalarını diyalog şeklinde beyitlerine aktarır. Arkadaşı Talat’ı anlattığı bölümde kendisine gelen mektubu, Talat ile dostluğunun başlamasını, bir araya gelmelerini, Talat’ın maceralarını kaleme almasını tavsiye etmesini, kendisinin de bunları yazdığını anlatır.
Bir aşk hikâyesinin var olduğu bölümde, evli ve iki çocuklu bir Rum kadının İzzet Molla’nın uşaklarından Muhammed’e âşık olmasıyla gelişen olaylar anlatılır. Rum asıllı bir kadın aşkını gizleyemez, kocasına bir Müslüman’ı sevdiğini itiraf eder. Bundan sonra gerçekleşen olaylar gerçekçi bir üslupla hikâye edilir. Bazen kadın, bazen de Muhammed’in dilinden beyitler yazılır, şair bazı beyitlerde kendisini de hikâyeye dâhil eder.
Yaşanan olaylardan telaşlanan İzzet Molla uşağını Zâtî-i Celvetî Tekkesine götürerek erenlerden yardım diler. Burada şairin duaları kabul olur ve Muhammed bu sevdadan vaz geçer. Bütün bu olanlar şairin uzun süredir düşünmediği sevgilisini hatırlayarak kederlenmesiyle son bulur (Özyıldırım, 2002: 73).
Keşan’daki son günlerini anlattığı bölümde Muharrem’in gelişiyle beraber İzzet Molla kaside nazım biçimiyle bir mersiye yazarak Hz. Hüseyin’i yâd eder. Yaşanan bütün olumsuzluklara rağmen İzzet Molla fazla ümitli olmasa da Paşa’ya bir şitaiyye yazarak af dilediğini bildirmeye karar verir. Galib Paşa tarafından beğenilen bu kaside, hiç ummadığı hâlde, şairin Keşan sürgününden kurtulmasına vesile olur ve Paşa’nın ricası üzerine II. Mahmud’dan af emri çıkar. Bu emrin Keşan’a ulaşmasıyla bir yıldır sürgünde bulunan şairin çilesi son bulur (Özyıldırım, 2002: 74).
Dönüş yolculuğunu anlattığı bölümde af haberini almasını, Zatî Tekkesine giderek dua etmesini, eşyalarını İstanbul’a göndermesini; daha sonra Keşan’daki dostlarına tekkede bir veda yemeği verip helâlleşmesini, eski başkent Edirne’yi görmek istemesini anlatır.
Bir yıldır uzak kaldığı İstanbul’a girişinde ilk anda gözüne çarpan değişiklikleri II. Mahmud’a yazdığı bir kasideyle dile getiren İzzet Molla’yı başta oğulları Fuad ve Reşad olmak üzere aile efradı karşılar. Şairin İstanbul’a gelişinden sonraki bir yıl içinde kendi hâlinde bir ömür sürdüğü, devlet işlerine karışmadığı anlaşılıyor. Bu bölüm 1825 yılında II. Mahmud’un bir nişangâh tarihi için şairi görevlendirmesiyle tekrar saraya yakınlaşan İzzet Molla’nın sevinciyle son bulur (Özyıldırım, 2002: 76).
Atıp sehm-i fermān o Zāl-i zamān
Ser-i ţāk-ı efläke dikdi nişān
Baña emr olundu bu tărih-i tām
Tamām oldu Mihnet-keşān ve’s-selām(b. 4062-4092).
Bitiş bölümünde, II. Mahmud’un övgüsüyle başlayan bölüm şair eseri hakkında bilgi verir, İzzet Molla burada kısaca eserin “sebeb-i telif’i üzerinde durur. Günahlarının affı için kaleme aldığı münacattan sonra Mihnet-Keşan‘ın cahil insanların eline geçmemesi için dua eden İzzet Molla eserini Mevlânâ övgüsüyle bitirir. En sonda tarih manzumesi yer alır (Özyıldırım, 2002: 76).
ESERİN TÜRK EDEBİYATINDA YENİLİĞE KATKISI
Yazıldığı döneme ait birçok sosyal, kültürel izler barındıran, mesnevî olarak yazılmış diğer eserlerden bariz farklar içeren bu eser Tanzimat’tan yaklaşık on altı yıl önce yazılmıştır. Osmanlı imparatorluğunun Batı ile ilişkilerinin hızlandığı bu dönemi bizzat müşahede eden şair eski kalıpları uygulamakla beraber, eserinde ana merkeze kendisini oturtarak geleneğin dışına çıkmıştır.
Şair yolculuğa çıktığı andan itibaren hayatına ait birçok ipucu vermiş, konakladığı yerleri, tanıştığı kişileri, olayları hikâye etmiştir. Tanpınar, eserin yenilik olarak önemine vurgu yaparken şairin arabanın aynasında kendisini görmesi ve tasvir etmesinin herhangi bir buluştan çok ileri gittiğini, bütünüyle bir sembol olduğunu belirtir. Bu devirde insanın kendisiyle eskisinden farklı bir şekilde karşılaştığının altını çizer (Tanpınar, 2022: 92).
Lâtife başlıklı bu bölümün açıklamasında Özyıldırım şu tespitlere yer verir:
Şair aynadan hiç söz etmeden bir “refik”iyle beraber yolculuğa çıktığını ifade etmiş, önce bu kişiyi tasvir ettikten sonra aralarında geçen konuşmaları aktarmıştır. Bölümün sonunda şairin aynadaki sûretiyle konuştuğunu açıklayana kadar anlatılanlar okuyucu için tam bir sürpriz olacak şekilde tasarlanmıştır. Bu parça İzzet Molla’nın nüktedanlığı ve yaratıcılığıyla edebî zekâsını harmanladığı orijinal bir bölüm olmanın ötesinde Türk edebiyatının tarihî gelişimi içinde, büyük bir ihtimalle daha önce denenmemiş bir anlatım tekniğinin kullanılması açısından da ilginçtir. Kanaatimce asıl üzerinde durulması gereken husus budur. Aslında bu parçada İzzet Molla’nın kendi tasvirine ayırdığı bölümler aşağıda görüleceği üzere sıradan bir fahriyeyle fizikî özellikleri hakkında üç küçük ayrıntıdan ibarettir (2002: 84).
İzzet Molla, eserinde tasvirlere, diyaloglara, kendi hayâl, duygu ve hatıralarına sık sık değinmiş, dönemle ilgili haberler vermiş, hikâyeler anlatmıştır. Kendi duygularına, çektiği acılara, uğradığı iftiralara değinmesi, af dileklerinde bulunması esere psikolojik tahlil yönünden canlılık katmıştır.
Bugüne kadar Mihnet-Keşan hakkında değerlendirme yapan araştırmacıların özellikle vurguladıkları konulardan biri eserdeki realist ve renkli tasvirlerin önemi olmuştur. Mihnet-Keşan’daki tasvirler araştırmacıların ısrarla üzerinde durduğu parçalardır: Bunlar, kasaba ve köy tasvirleri, şahıs tasvirleri, tarihî yapı ve mekân tasvirleri, tabiat tasvirleri ve diğer tasvirlerdir (Özyıldırım, 2002, 78).
Şair, Büyükçekmece’den söz ederken Kanuni Sultan Süleyman’ı, Tekirdağ’da Hz. Muhammed’in İslâm’a davet ettiği Roma imparatoru Herakl’i yazması tarih bilincini açığa çıkarmıştır.
İzzet Molla’nın eserinde dialoglara da yer vermiş, doğrudan bunları beyitlere geçirmiş, ağız taklitlerine yer vermiştir. Eserin en orijinal parçalarından biri de Keşan’daki bir âyanı tasvir eden İzzet Molla’nın bu âyanın konuşmalarını ağız taklidi ile aktardığı bölümdür. Bu beyitleri Özyıldırım şöyle değerlendirir:
Sanıyorum eğlence amacıyla hayalî bir kahramanın değil de doğrudan hayatın içinden alınmış bir şahsın konuşmalarının ağız taklidiyle bir mesnevî içinde aktarıldığı ilk örnek Mihnet-Keşan‘da geçen bu parçadır. Şimdiye kadar eserin Türk edebiyatına getirdiği yenilikler üstünde duran araştırmacıların bu noktaya hiç dikkat çekmemiş olmaları şaşırtıcıdır ( 2002: 83).
İzzet Molla, Türkmenli’deki hanın bakımsızlığını tasvir etmiş ve bu durumu dialoglar aracılığıyla tenkit etmiştir. Hancının kendisine verdiği cevapla ona hak vermiş, merkezi yönetimi de bir nevi eleştirmiştir.
Şair, ilk olarak konunun işlendiği bölüme giriş yaparken “Benim ile derd ortağıdır kalem/Nola ser-güzeştim ederse rakam”(b. 105) beytiyle kalemi teşhis etmiştir. Eserde bu konuyla ilgili en ayrıntılı bölüm intak sanatı yoluyla kalemin dile gelip şairi II. Mahmud’a bir kaside yazmaya teşvik etmesiyle başlayan ve kasidenin bitiminde de şairin kaleme teşekkürüyle devam eden mısralardır (Özyıldırım, 2002: 117).
İzzet Molla, eserinde kahramanlarının isimlerine yer vermiş, eserindeki aşk kahramanlarını simge değil, gerçekliğiyle kişileştirmiştir. Bu özelliğiyle klasik edebiyatta kaleme alınan diğer mesnevîlerden ayrılmıştır.
KEÇECİZADE İZZET MOLLA’NIN HAYATI
Keçecizade İzzet Molla, 1786 tarihinde İstanbul’da doğdu, 2. Mahmut döneminde Hamisi Halet Efendi ile sıkı dostluk kurdu, saray çevresinde bulundu. İzzet Molla’nın hayatının dönüm noktalarının ilki babasının ölümüdür. Henüz 13 yaşındayken babasının ölümü onu sarsmıştır. Keçecizade’nin babası da dedesi de ilmiye sınıfındandı. O da babasının yolundan giderek medrese eğitimi almış, babasıyla aynı yola girmiştir. Rivayetlere göre içki ve sefahate düşkünlüğü sebebiyle müderrislikten uzaklaştırılmış, bu dönemde de maddi sıkıntılar içinde kalmıştır. Şairin bu dönemde bunalım geçirdiği, intihara teşebbüs ettiği kaynaklarda yazılıdır (Özyıldırım, 2002: 10).
İzzet Molla’nın gençlik yılları, hatta tüm hayatı Osmanlı İmparatorluğu’nun bunalımlı yıllarına rastlar. Dönemde yaşanan siyasi olaylar onu da etkilemiştir.
İntihardan kurtulduktan sonra bir vesileyle saray kethüdası Halet Efendi ile tanışmış, ilk önce Bursa Müfettişliğine, sonra da Galata kadılığına tayin olmuştur. Hamilik sistemi içinde ikbali için Halet Efendi ile dostluğunun faydasını görse de bu ilişki şairin yaşamında önemli dönüm noktalarına sebep olmuştur. Halet Efendi’nin görevinden azledilip katledilmesi üzerine Keşan’a 1823’te sürgün edilmiş, bir yıl sonra dönmüştür (Özyıldırım, 2002: 16).
Hayatını etkileyen bu olaylarda kişiliğinin önemli etkisi vardır. Tanpınar’a göre ihtiyatsız ve fevri bir heyecanı vardı. Aile efradıyla beraber ilmî ve siyasî bir muhitte yaşamış, bu çevrede yetişmişti. Bazen tehlikeli sayılabilecek cesarete, şahsî meziyetlere ve zarafete sahipti. 1826’dan sonra hükümdarın iltifatına mazhar oldu. Fakat ihtiyatsızlığı yüzünden daha önce kabul ettiği muharebe kararlarını bir lâyiha yazarak reddetti. Bu da içinde bulunduğu ikbali tersine çevirdi. Tanpınar, tespitlerine şu şekilde devam ediyor: “İzzet Molla, yaşadığı devri dolduran insanlardandır. Mizah ve hicvi, zamanının hadiselerini ve şahsiyetlerini bazen en umulmadık tarafından aydınlatır, felaketine sebep olan Lâyiha ise bu çehreye büsbütün başka çizgiler ilave eder” (2022: 101).
Bu Lâyiha’dan sonra ikinci bir sürgün cezası almış ve Sivas’a gitmiş, sürgün sırasında da vefat etmiştir.
Divan şiirinin son devresinde yaşayan İzzet Molla’nın kasidede Nefi’den, gazelde ise başta Şeyh Gâlib olmak üzere Nabi, Nedim ve Vasıf gibi şairlerden etkilendiği çeşitli kaynaklarda dile getirilmiştir. Tanpınar; şahsi, çığır açıcı ve eklektik bir zevke sahip bulduğu Keçecizade’yi şöyle değerlendirir:
Ayrıca Şeyh Gâlib’den gelen ince hayaller zevki, devrin öteki şairlerinde tesadüf ettiğimiz diğer çizgilerle beraber bu esere hâkimdir. Başta Nef’î ve Şeyh Gâlip olmak üzere, Nâbî, Nedim, Sâbit, Nâilî ve daha evvelki şairler bu ilhamı zaman zaman idare ederler. Nef’î’nin eseri onun için bir nevi mektep olmuştur”(2022: 101).
Tanpınar, Mihnet-Keşan’ı “yarım kalmış ve şeklini bulamamış hamleler” olarak görmüş, şairi geleneğe çok bağlı olarak nitelemiştir. Tanpınar, şairin ilk mesnevisi olan Gülşen-i Aşk’ın kahramanı olduğunu, kasidelerinde ve her iki divanında dostlarından ve kendi hayatından bahsettiğinden eserlerini “hayata açılan bir pencere” olarak gördüğünü bildirir. Gerçekte intihara teşebbüs etmiş bir insan olduğunu hatırlatarak şairin hayatını da yaşanan bir sergüzeşt olarak görür (2022: 103).
İZZET MOLLA’NIN ESERLERİ
Bahar-ı Efkār, Hazān-ı Āsār, Gülşen-i Aşk, Nâz u Niyāz, Mihnet-Keşan manzum eserleridir. Devhatü’l-Mehamid fi-Tercemeti’l-Vâlid, Lâyiha (Islah-ı Nizâm-ı Devlete Dair), Lâyiha (Savaş aleyhine), Şerh-i Luġaz-i Rāġıb Paşa, Fıkra ve nükteleri ise mensur olarak kaleme aldığı eserlerdir.
SONUÇ
Türk edebiyatında yenileşmenin başlangıcı olarak kabul edilen Tanzimat döneminden on altı yıl önce Keçecizade İzzet Molla, Mihnet-Keşan adlı mesnevîsini yazmış, eserinde geleneğe bağlılık göstermekle beraber yeni sayılabilecek adımlar atmıştır. 1822’de Keşan sürgünü yaşayan şair, Mihnet-Keşan adlı mesnevîsini bu sürgünde kaleme almıştır.
İzzet Molla eserinde, yolculuk esnasında uğradığı köy ve kasabaları, bir mesnevî yazmayı düşünmeksizin, belki can sıkıntısını giderecek bir meşgale olmak üzere beş on beyitle tavsif etmiş, Keşan’da tanıştığı, arkadaşlık ilişkisi içinde bulunduğu Talat adlı kişinin tavsiyesiyle devamını getirmiştir.
İzzet Molla, bu eserinde ana merkeze kendisini oturtmuş, geleneğin dışına çıkarak sürgüne çıkmasına sebep olan olayları, konakladığı yerleri, tanıştığı kişileri kendisi hakkında yapılan dedikoduları, sürgün sırasında çektiği sıkıntıları, af umutlarını dile getirmiş, eserinin yazma sürecini de kurguya dâhil ederek gerçekçi bir üslup ortaya koymuştur.
Mihnet-Keşan, İzzet Molla’nın sadece Keşan macerasını değil; sevinçlerini, kederlerini, korkularını kısacası insanî bütün vasıflarını da aktaran bir özelliğe sahiptir. Zaman zaman, ara sözler vasıtasıyla, hikâyenin akışını keserek okuyucuya geçmişte yaşanan çeşitli olayları da hatırlatmış, kasaba, köy, şahıs, tabiat ve tarihî yapı tasvirlerine gerçekçi olarak yer vermiştir.
KAYNAKÇA
Özyıldırım, A. E (2002). Keçecizade İzzet Molla’nın Mihnet-Keşan’ı ve Tahlili. Yayımlanmamış Doktora Tezi. Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü.
Tanpınar, A. H (2022). 19. Asır Türk Edebiyatı Tarihi. Dergâh Yayınları, İstanbul.
Tüzin, D (2008). Sürgün Yolunda Bir Yenileşme Serüveni: Mihnet Keşan. Yayımlanmış Yüksek Lisans Tezi. Bilkent Üniversitesi Ekonomi ve Sosyal Bilimler Enstitüsü.













