Ana Sayfa Düşünce Yazıları Aydın Uzkan | Boşanma Kültürü

Aydın Uzkan | Boşanma Kültürü

190
0
Aydın Uzkan

AYDIN UZKAN

BOŞANMA KÜLTÜRÜ

Boşanma kültürü, bir toplumun boşanmayı nasıl ele aldığı, boşanmanın toplumsal, hukuki ve kültürel bağlamda nasıl şekillendiğiyle ilgili bir kavramdır. Tarihsel, dini, ekonomik, sosyokültürel ve psikolojik faktörlerin bir yansımasıdır.

Geçmişten günümüze kadar tüm toplumlarda rastlanan boşanma, aile yapılarının ve toplumların evlilik anlayışlarının değişmesiyle birlikte her toplumda farklı şekillerde algılanmıştır. Boşanmanın daha az görüldüğü toplumlarda, boşanan kimselerin ‘’sorunlu olduğu‘’ anlayışı hâkimdir. Evlenirken kalabalık, boşanırken yapayalnız oluşlar bundandır.

Günümüzde boşanma, çiftlerin yaşadığı sorunları, uyumsuzlukları, çatışmaları onca çareye başvurmalarına rağmen çözememeleri sonucunda yıpranmaya son vermek isteyenlerin önünde yarı örtük bir alternatif olarak durmaktadır. Doğrudan bir aile patolojisi olmasının ötesinde bir geçiş krizidir de.  Karşılıklı pes edişin, kafada bittikten sonra devletin yardımcı olduğu bir işlemdir bazen.

Boş anmak, yani anarken yanına birini koymamak. “Diğer”inin hayatında doluluk yarattığına inanan çiftlerin, bir birine “boş ol” demesinin diğer yüzüdür boşanmak. Zorluk, hayal kırıklığı ve hüzün de demektir elbet. Fakat bir savaş alanına dönen bir ilişkide kolu, bacağı yitirmeden oradan uzaklaşmak tercih edilebilir bir seçim olmaktadır.

Hiç kimse, bitirmek için başlamaz, boşanmak için evlenmez. Kimse o kadar maddi ve manevi  sorumluluğun altına mutsuz olmak için girmez. Buna rağmen kimsenin istemediği  ama bir çok insanın karşılaşabileceği boşanma , zorlu bir deneyim ve bazen de travmadır.

Boşanma, bir başarısızlık, ölümcül hastalık, kader kurbanı olma ya da kötüye düşmek değildir. Tahmin edilen kadar dramatik okunması gereken bir hikaye asla değildir. Hele ki, bir yok oluş öyküsü hiç değildir. Bu elbette, boşanma güzellemesi yapma ya da boşanmaya övgüler yağdırıp özendirme anlamına gelmez.

Duygu zemini üzerine kurulmuş bir yaşam birlikteliğinde hiçbir şeyin garantisi olamaz. Değişip dönüşebilen duygular gün gelir bitebilir de. Bu doğal bir süreçtir ve sonuç felaket olarak değerlendirilmemelidir. Atilla İlhan’ın güzel bir sözü var ‘’ayrılık da sevdaya dahil‘’ der. İstensin ya da istenmesin ama boşanma da bir ilişkiye dahildir, hatta en kıymetli parçasıdır.

Evlilik yasal birçok dayanağı da olan sosyal, fiziksel ve duygusal bir sözleşmedir. Boşanma ise bu sözleşmensin fesih edilmesidir. Tüm bu ilişkilerin bitişiyle beraber, kişisel, duygusal ve sosyal dalgalanmaların yaşandığı, iyileşmeye de kapı aralayabilen bir geçiş dönemidir.

Başa gelmedikçe anlaşılması zor olan boşanma, kangren olan bacağın kesilmesi gibi bir olaydır bazen. Acı verebilir ama acının yaşam boyu sürmesini engellediği için tercih edilen bir operasyondur.

Kimine göre, ikinci hayata cesaretli bir geçişin köprüsüdür. Kimine göre ise, köprüden önceki son çıkıştır. Kimine göre el alem ne der diyerek, yıllarca ömrümüze giydirdiğimiz plastik çiçeklerden arındırmaktır ruhu. Kimine göre ise, aslı olmayan duyguların su yüzüne çıkmasına müsaade edildiği inşirah halidir.

Evlilik gibi boşanma da yüksek ölçekli bir adap, usul ve maharet isteyen bir haldir. Kimine göre evirilmeden devrilmenin olduğu, kimine göre  bir ateş çemberi,  kimine göre  ise bir prangadan kurtuluştur. Boşanma, tükenmiş bir ilişkiye hakkını vermektir. Belki de yeni bir başlangıcın habercisidir. Evlilikte olan keramet bazen de boşanmada olabilir.

Boşanmak, konfor alanını çoğaltmak isteyenlerle, sabrı yudumlayanların  mücadelesindeki bir hamledir. Hiç kimse tarafından istenmeyen bir durum olsa da görüntüsü silikleşen bir evliliğin sağlamasıdır boşanma.

Ayıp, günah, yasak ve terbiyesizlik vs. gibi kavramlar ile anılsa da boşanmak normaldir. Hayatına yeniden başkalarını alarak yaşamak da birileri olmadan hayata devam etmek de normaldir. Yapayalnız kalmak ta normaldir ama sesin kulak ardı edildiği, saygının ve sevginin yerinde yeller estiği, varlığın yok sayıldığı, her gün avaz avaz kavgaların tekrar ettiği yerden ayrılmamak hiç normal değildir.

Yoğun kızgınlıkları ve kaosları olan evli bir mutsuzluk, boşanmış mutsuzluktan daha da ağır yaralar açar. Hele de çocuklu ailelerde bu durum daha belirgindir. Evdeki iktidar savaşları, mış gibi yapmalar,  o ailedeki her bireyde ayrı ayrı  depremlere neden olup aşındırır. Pişmanlığa neden olsa da, boks maçına dönen bir evliliğin, seyircilerine bile faydası yoktur. Fay hattı kırılmadan, deprem riskinin olduğu yerden uzaklaşmaktır bazen boşanmak.

Boşanma  sevgi, saygı empati, güven , sadakat gibi hasletlerin git gide irtifa kaybetmeye ve insani ihtiyaçların karşılanmaması sonunda depreşir. Bu hallerin olup da bitmeyen bir evlilik, bireylerin kendisi bitmeye başlar.

Bir evliliğin bitişi, insanın değerlerini kaybetmesinden daha değerli olamaz. Sadakat, vefa, saygı gibi değerler yok olmuşsa evlilik yasal bir halden öteye gitmemektedir. Bu yüzden boşanmaya her zaman felaket olarak bakmamak da gerekir. Acısız tedavi olmadığı gibi, acısız boşanma da elbette yoktur.

İnsanların değişen ve dönüşen yanları ile ilişkisi bir arada gitmediği zamanlarda da boşanma daha da belirgin bir seçenek olmakta ve yeni bir hayat alternatifi olmaktadır. Bireylerin finansal bağımsızlığı, sosyokültürel algıların değişmesi, bireyselleşmenin artması, boşanma oranlarının git gide artmasına  etki etmektedir. Boşanmanın,   varılan bir anlaşma ile birkaç saat içinde gerçekleşmesi de bu seçeneği güçlendirmektedir.

Boşanma bir ilişkinin hayatına son verişi anlamında bir kayıptır. Elbette peşinden okkalıca bir yas getirir…Yasın ne kadar uzun süreceği de boşanmaya bakış açısı ile ilgilidir.

Kışın soğuğuna dayanmanın yolu birazda, nihayetinde bu mevsiminde biteceğine dair içimizde yeşeren umutta saklıdır. Unutmayın ki , hayat devam eder ve güneş evrende hiçbir zaman kaybolmaz.

.