Ana Sayfa Köşe Yazarları Rahime Alcan, Nazan Bekiroğlu’nun ‘Yusuf İle Züleyha’ Romanı Üzerine Yazdı…

Rahime Alcan, Nazan Bekiroğlu’nun ‘Yusuf İle Züleyha’ Romanı Üzerine Yazdı…

81
0

YUSUF İLE ZÜLEYHA KALBİN ÜZERİNDE TİTREYEN HÜZÜN‘ÜN MODERN VE GELENEKSEL ÇİZGİLERİYLE KUTSALLIK İZLERİ

RAHİME ALCAN

GİRİŞ

Kutsal metinlerde kıssa olarak anlatılan ibretlik hikâyeler edebiyat anlatılarına da kaynaklık etmiştir. Yusuf Peygamber’in hayatı en bilinen kıssadır. Tevrat’ın Tekvin (37-50) babında, İncil’in Resullerin İşleri (7/9-17) bölümünde ve Kur’an-ı Kerîm’in Yusuf Sûresinde anlatılır. Bu surede baştan sona Yusuf Peygamber kıssası anlatılır ve “ahsen’ül kasas” olarak tabir edilir. Bu bütüncül yapısıyla, ibret ve öğüt verici olarak görülmesiyle Türk edebiyatında 13. yüzyıldan beri yer alır. Bu tür kutsal anlatılar insanın iyi veya kötü olabilecek eylemlerine, hayatında vereceği kararlara atıfta bulunması nedeniyle çok beğenilerek işlenmiştir (Sezgin, 2022:4).

Yusuf ile Züleyha, çift kahramanlı bir aşk hikayesi olarak klasik Türk edebiyatında mesnevîlerin konusu olmuş, Agah Sırrı Levend’e göre 31 mesnevî yazılmış, en beğenileni Hamdullah Hamdî’ninki olmuştur ( Levend, 1967:71-117).  Halk edebiyatında, Türk dünyası ve Anadolu’da severek işlenmiştir. Cumhuriyet dönemi yazarlarından Nazan Bekiroğlu, geleneğe yaslanarak,  bu konuyu romanlaştırmış, kurmaca metin olarak anlatının odağına da Züleyha’yı almış, rüya motifini işlemiştir.

Bu makalenin çalışma konusuna Nazan Bekiroğlu’nun Yûsuf ile Züleyha Kalbin Üzerinde Titreyen Hüzün adlı romanı alınmıştır. Çalışmanın amacı kutsal metinlerdeki kıssa ile Bekiroğlu’nun romanını metinlerarasılık bağlamında karşılaştırmak, modern anlatı teknikleri ve geleneksel anlatının izlerini bulmaktır. Bu bağlamda birinci bölümde Ku’an-ı Kerîm’de anlatılan kıssa özetlenecek, Kitab- Mukaddes anlatısına yer verilecek, ikinci bölümde Bekiroğlu’nun hayatı, eserleri ve çalışma konusu olan roman incelenecektir.

    BİRİNCİ BÖLÜM

    KUTSAL METİNLERDE YUSUF ANLATILARI

  • Kur’an-ı Kerîm’de Yusuf Suresinde Anlatılan Hikâyenin Özeti

Yakup Peygamberin çok sevdiği on iki oğlundan biri olan Yusuf, çocukken on bir yıldız, güneş ve ayın kendisine secde ettiğini görür. Rüyasını babasına anlattığında babası ona, rüyasını diğer kardeşlerinden saklamasını öğütler. Yusuf, küçük kardeşi Bünyamin ile öz, diğerleriyle üveydir. Üvey kardeşleri babalarının Yusuf’a olan sevgisini kıskanırlar ve nefislerinin isteklerine uyarak ona kötülük yapmak isterler. Babalarından izin isterler, babaları izin vermek istemez ve onu kurdun yemesinden korktuğunu söyler. İçlerinden biri onu öldürmeyip kuyuya atmayı önerir ve kuyuya atarlar. Babalarına da ağlayarak olayı anlatırlar. Yarış yaptıklarını, kardeşlerini kuyunun başında bıraktıklarını, döndüklerinde de onu kurt yediğini söyleyerek kanlı gömleği verirler. Yakup da onların nefislerine aldandıklarını, kendisine düşenin güzel bir sabır olduğunu söyler. Sonra bir kervan gelir, onu alıp az bir bedele Mısırlı kişiye satar. Mısırlı kişi de evlatlık aldığını söyleyerek hanımına teslim eder. Olgunluk çağına gelince evinde kaldığı kadın ona gönlünü kaptırarak arzusunu yerine getirmek ister. Kadın kapıları kilitleyerek onu çağırır, Yusuf Allah’a sığınarak karşı koyar. Kapıya koştuklarında kadın gömleğini arkadan yırtar. Kapıda efendisiyle karşılaştıklarında kocasına onu şikayet eder ve suçlar. Evde bir kişi, gömleği arkadan yırtılmışsa Yusuf’un, önden yırtılmışsa kadının suçlu olması gerektiğini söyler. Gömleği gören adam Yusuf’a kimseye söylememesini, karısının suçlu olduğunu söyler. Fakat halk arasında söylenti yayılır, bunun üzerine kadın bir ziyafet düzenler, misafirlerin ellerine bıçak verir, karşılarına Yusuf’u çıkartır. Kadınlar onun güzelliği karşısında kendilerinden geçerek ellerini kan içinde bırakır. Bunun üzerine kadın, emrettiğimi yapmazsa zindana attıracağını söyler. Yusuf da Allah’a dua eder, günaha girenlerden olmaktan korktuğu için zindanı tercih eder. Zindanda iki kişinin rüyasını yorumlar, biri idam edilir, biri kurtulur. Kendisini unutmamasını tembih ettiği kişi onu unutur, yıllarca kralın yanında çalışır. Adam, zindandaki Yusuf’u yıllar sonra kralın gördüğü rüyayla hatırlar, ondan krala bahseder. Kralın emriyle Yusuf’a rüyayı anlatır ve yorumlatır. Yusuf yedi yıl bolluk zamanından sonra yedi yıl kıtlık olacağını, bolluk zamanında önlem almalarını gerektiğini söyler. Bu doğru yorumdan sonra kral Yusuf’u çağırtır, o da kadınların ellerini neden kestiğinin sorulmasını ister. Kadınlar onu temize çıkarınca huzura gelir. Kral ona önemli görev verir, kalacak yer verir. Derken Yusuf’un kardeşleri zahire almak için çıkagelirler, Yusuf’u tanımazlar fakat Yusuf onları tanır. İstedikleri zahireyi verir ama evde bıraktıkları kardeşlerini getirmelerini ister. Onlar da çaresiz babalarına giderler. Babaları çocuklara hiç güvenmese de Allah’a sığınıp Bünyamin’i onlara verir. Yusuf plan kurarak küçük kardeşini suçlu çıkarır ve yanında alıkoyar. Babaları durumu anlattıklarında çok üzülür ve oğullarını onu bulması için Mısır’a geri gönderir. Yusuf onlara kendini tanıtır ve işledikleri günahı yüzlerine vurur. Gömleğini onlara verir ve babalarına geri yollar, böylece babalarının gözleri açılır. Hep beraber Mısır’a vardıklarında Yusuf babasını tahtına oturtur ve hep beraber ona secde ederler, böylece Yusuf’un rüyası gerçekleşmiş olur (Sezgin, 2022: 60-69).

  • Kitab-ı Mukaddes’te Yusuf Peygamber Kıssası

Yusuf, Yakup’un karısı Rachel’den olma çocuğudur, onu öteki çocuklarından daha çok sevmektedir. Ona alaca bir giysi diktirir, kardeşleri düşman kesilirler ve bir plan yaparlar, Yusuf’u babalarından isterler. Gezmeye gittiklerinde onu öldürmek isterler, kardeşlerinden Ruben karşı çıkar ve kuyuya atmayı önerir. Uzaktan gelen kervanı görünce kardeşlerinden biri onu satmayı önerir ve yirmi gümüşe satarlar. Babalarına kanlı gömleği verirler ve vahşi hayvanların yediğini söylerler. Yakup üzüntüyle yas tutar. Yusuf Mısır’da Potifar’ın kölesi olur, onun güvenini kazanır. Efendisinin karısı ona göz koyar, onunla yatmak ister. Yusuf her defasında ondan kaçar, isteğine karşı çıkar. Bir gün kadın onu zorlar, Yusuf karşı koyarken gömleğinden yakalar ve gömleği elinde kalır. Tüm ev halkını şahitliğe çağırır ve onu suçlar. Böylece Potifar onu zindana atar, zindancıbaşı da ona güvenerek diğer mahkûmları ona emanet eder. Yusuf, zindanda iki mahkûmun rüyasını yorumlar, biri idam edilir, biri de kurtulur ve Firavun’un hizmetine girer. Tembihlemesine rağmen kurtulan adam Yusuf’u unutur. Günlerden bir gün Firavun rüya görünce adam Yusuf’u hatırlar ve rüyayı ona yorumlatır. Yedi yıl bolluk, yedi yıl kıtlık yılı olacağını söyler. Dedikleri gerçekleşir, bunun üzerine bolluk yıllarından arta kalan ürünlerin yönetimi için Firavun Yusuf’u görevlendirir. Yusuf Mısır’ı yönetirken kardeşleri buğday almak için yanına gelir. Onları tanıyan Yusuf önce küçük kardeşlerini ister, o gelince de tuzak kurarak hırsızlıkla suçlar. Bu sefer kardeşleri, Benyamin olmadan babalarına giderlerse babalarının üzüleceğini söylerler. Bu sözler karşısında Yusuf kendisini onlara tanıtır, yaşlı babasından haber sorar. Kardeşlerinin hepsini kucaklayıp öper, arabalarını buğdayla doldurur, ülkelerine uğurlar. Bunları öğrenip mutlu olan Yakup dünya gözüyle oğlunu bir kere görmek ister, Mısır’a varıp oğluyla kucaklaşır( Cömert, 2010: 155-156)

İKİNCİ BÖLÜM

YUSUF İLE ZÜLEYHA KALBİN ÜZERİNDE TİTREYEN HÜZÜN ‘ÜN MODERN VE GELENEKSEL ÇİZGİLERİ

  • Nazan Bekiroğlu’nun Hayatı

Eğitimli bir anne babanın çocuğu olarak Trabzon’da doğar. Babası, Trabzon’da Hedef gazetesinin sahibidir. İlk, ortaokul ve liseyi Trabzon’da bitirdikten sonra Erzurum Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünü bitirir. 1980-1985 yılları arasında Trabzon Endüstri Meslek Lisesinde edebiyat öğretmenliği yapar. Atatürk Üniversitesinde lisansüstü eğitimini bitirince “Halide Edip Adıvar’ın Romanlarının Teknik Açıdan Tahlili” adlı teziyle doktor, “Şair Nigâr Hanım” adlı çalışmasıyla 1995 yılında doçent olur. İki çocuk annesidir. Trabzon’da yaşamakta olan yazar Karadeniz Teknik Üniversitesi Fatih Eğitim Fakültesi’nde öğretim üyesi olarak görev yapmaktadır.

  • Nazan Bekiroğlu’nun Edebî Kişiliği ve Eserleri

Ruh Adam Romanı Hakkında Bir Tahlil Denemesi adlı incelemesi, Cümle Kapısı adlı deneme, Cam Irmağı Taş Gemi adlı hikâye kitabıyla ödül almış olan yazarın ilk yazıları 1985 yılında Dolunay dergisinde, daha sonra Millî Kültür, Türk Edebiyatı, Yedi İklim, Milli Eğitim, Dergâh’ta yayımlanmıştır.

Nazan Bekiroğlu Nun Masalları adlı hikâye kitabıyla tanınır. İkinci öykü kitabı Cam Irmağı ve Taş Gemi’i 2006 yılında yayımlar. Hikâyeci kimliğiyle ön plana çıkan Bekiroğlu 2000 yılında Yusuf ile Züleyha romanından sonra İsim ile Ateş Arasında, Lâ Sonsuzluk Hecesi, Nar Ağacı, Mücellâ romanlarını yayımlar.

  • Yusuf ile Züleyha Kalbin Üzerinde Titreyen Hüzün’ün Değerlendirilmesi

Bekiroğlu, esere “Sen onlara bu kıssayı anlat, belki üzerinde düşünürler” (A’raf Suresi: 176) sure alıntısıyla koyduğu epigraf ile başlar.

Kutsal metinde anlatılan kıssanın özüne bağlı kalarak, geleneğe yaslanarak eserini vücuda getiren yazar, birinci bölüme “Söz Başı”, ikinci bölüme Yusuf’un Rüyası”, üçüncü bölüme “Züleyha’nın Rüyası”, Dördüncü Bölüme “Firavn’ın Rüyası”, beşinci bölüme “Dua”, altıncı bölüme “Yazıcının Son Sözü” başlıklarını koymuştur. Bu da klasik Türk edebiyatında mesnevîlerin bölümlendirilmesiyle bir benzerlik taşımakta, geleneğin izleri anlaşılmaktadır.

Kutsal sözlere bağlı kalmak ve değiştirmemek düsturuna göre titizlik gerektiren bu çalışma birçok defa araştırmacılar ve yazarlar tarafından değerlendirilmiştir:

Eserin yazılma sebebi hayli ilginçtir. Aslında yazarın düşündüğü, planladığı bir yapıt olmayan Yûsuf ile Züleyha; Timaş Yayınları’nın “Aşk Klasiklerini Yeniden Yazdırma” projesi kapsamında Bekiroğlu’na yazması teklif edilen eserlerden biridir. İlk duyduğunda ısmarlama bir metin yazıp yazamayacağı konusunda tereddüt etse de Yûsuf ile Züleyha’nın dokusuna uygunluğunu hissedince bu teklifi kabul eden (Sağlam, 2009: I) Bekiroğlu, böylece bu kadim hikâyeye taze bir can vermiş olur (Doğan, 2019:16).

Söz Başı bölümü “Bismihû” ile başlar. Dinî ve tasavvufî izleri barındıran bu söz, art arda, şiir havasında kısa cümlelerle devam eder. Bu ilk bölümde, söz, çile, kuyu, tecellî, zindan, aşk gibi kavramlarla hikâyenin akışında karşımıza çıkacak temaların izleri görülür. Aşk bahsinde Leylâ ve Mecnun, Ferhâd ile Şirin’e değinerek aşkın varacağı nokta olarak ilahî aşka atıf yapar. Her şeyin kaynağı ve özü “O” der. Bu bölümün sonunda tekrar “Bismihû” nun ardından “ben: yazıcı” diyerek kendi yazma serüvenini iki cümleyle yazar. Ayasofya’nın kubbesi altında değilse de suyun kıyısında bir kentte, kendince bir Ayasofya’dadır. Geçmişte yazdığı mesnevîsi ile beğenilen Hamdullah Hamdi’ye rahmet dileyerek oluşturduğu manevî iklimle yazmaya başladığını hissettirir (Bekiroğlu, 2009: 16-17).

Sonraki alt bölümde hikâyeyi çöl ile başlatır. Hikâyenin başına ve sonuna konacak noktaya atıf yaparak yazma serüvenini anlatıya dâhil etmesi üst kurmaca metinleri hatırlatmaktadır. Su, susuzluk, yıldız damlaları, deniz gibi zıt unsurlarla çöl imajının anlatımını derinleştirir.

İkinci bölümüne “Yusuf’un Rüyası” başlığıyla giriş yapar. Sabahın ilk ışıkları, baharın sürgünü, hastaların ıztırabı, annelerin hüznü gibi tamlamalarla ortamı, Yusuf’u, rüyasını tasvir eder. Ana hikâye hep tasvir, manevi haz veya acı göndermelerle genişler. Rüya, tıpkı kutsal metinde anlatıldığı gibidir. Rüyada, güneş, ay, on bir yıldız Yusuf’un etrafında dönerler, eğilirler, secde ederler. Yusuf terler, döşeğinde döner, gömleği sırılsıklam ağlayarak babasına haykırır.

Babasının haberi olur rüyadan. Yakup’un peygamber ferasetiyle hissettiği duyguları, üzüntüyü, titremeyi, ürpertiyi de tasvir eder. Yakup, gelecekte olacak olayları bilir, korkar, engellemeye gücü yetmese de baba yüreğiyle kardeşlerine rüyayı anlatmaması için oğlunu tembihler. Yusuf’un güzelliğini anlatan yazar, Bedevî’nin çölde Yusuf’a bir ayna vermesini anlatır:

Lâkin güzelliğin denizinde yekta inci iken sen, benim gibi yoksul bir bedevî sana ne verebilir ki? Sende olmayan, bende ne olabilir ki? Böyle diyerek bedevî, sırtındaki devetüyü heybeden bir ayna çıkardı usulca. Küçük, yuvarlak bir el aynası, kıymetsiz bir şey. Sana, dedi, en uygun armağan bir ayna olabilir yine de. Bir ayna ki ona baktığında kendi güzelliğini göresin (Bekiroğlu, 2009: 28).

Sonra, Yakup’un Yusuf’u diğer oğullarından ayırmasını, ona olan düşkünlüğünü anlatır. Yerin kulağı vardır, rüya kardeşleri arasında duyulur, kardeşleri kıskançlık ve kinle babalarından Yusuf’u isterler. Yazar, Yakup’un susuşunu, endişesini, Rabbine teslimiyetle oğullarına rıza göstermesini anlatır. Kutsal metindeki anlatıya paralel olaylar gerçekleşir. Yazar, gittikleri kırları duygusal betimlemelerle anlatır, kesilen ceylanın, iftira atılan kurdun hislerini yansıtır. Yere düşen aynaya değinir.  Suç işlemenin ağırlığıyla gelen oğullar, teker teker babalarına durumu anlatırlar. Artık ev “Hüzünler Evi”ne dönüşmüştür.

Kervancılar Yusuf’u bulup kuyudan çıkarırlar, gizlendikleri yerden çıkan ağabeyleri az bir paha ile satmak istediklerini söylerler. Alım, satım, kader gerçekleşir. Bu bir yolculuk motifidir. Kahramanın maceraya başlayacağı anın habercisidir. Sonraki gelişim ve dönüşümler bu eşikten sonra gerçekleşecektir. Yazar, “Kurdun Utancı, Kuyunun Sevinci, Aynanın Aydınlığı” bölümündeki sekiz sayfada kurt, kuyu ve aynanın diliyle, destansı, masalsı bir anlatımla Yusuf’a ve onların bu hikâyedeki rollerine değinir.

Romanda üçüncü bölüm, Züleyha’nın rüyasıdır. Züleyha da bu hikâyenin, bu kaderin parçası olması için rüya motifiyle maceraya dâhil edilir. Kutsal anlatıda direkt isimsiz bir kadın olarak yer alan Züleyha, edebiyatın kurmaca tarafında adıyla var olmuştur. Bekiroğlu’ndan önce mesnevîlerde Züleyha rüyasında bir güzele âşık olur:

Mesnevinin kahramanlarından biri olan Züleyhâ, rüyâ yoluyla Yûsuf‟u görür. Züleyhâ bilinmeyene girmeyi göze almış “sınavlar yolu”na rüyâlar aracılığıyla maceraya atılması, bu şekilde forma dökülmüştür (Pearson, 2003, s. 119). Züleyhâ, bilincin girift karanlık mekânlarında gezinirken âleme ait olmayan güzellikleri görmeye başlamıştır. Madde formunu kaplayan perdelerin sıyrılmasıyla mânânın aydınlığında gezinmeye başlamıştır. Böylelikle Züleyhâ, bilinç ve bilinçaltının öze ait bilgilerin kaynağı olan merkezî bir yürüyüşe doğru rota çizmiştir. Kahramanın içsel hazinesinin keşfi adına rüyâ, sembolik bir mana ifade eder. Züleyhâ‟nın bilinçaltında yatan “aşk” rüyâyla gün yüzüne çıkmıştır (Bezenmiş, 2021: 44).

Romanda Züleyha su gibi güzel, şöhretlidir. Soylu saraylarının birinde yaşamakta olarak anlatılır. Züleyha da bir rüyayla uyanır, başının üzerinde bir ay aydınlığı vardır, Züleyha aniden kocaman, parlak, mavi ışıklar saçarak ufuktan doğan çok köşeli bir yıldıza dönüşmekte, rüya içinde rüyadan uyanan Züleyha bir sûret aynasına uzanmakta ve ay aydınlığını aynanın derinliğine almaktadır. Ve görüntü bulanarak güzellerden bir güzele dönüşmektedir (Bekiroğlu, 2009: 60).

Züleyha’nın bütün hatırladığı: Çölün yıldızsız gecesi kadar siyah saçların omuzlardan akışı. Bir zindan kadar karanlık, bir kuyu kadar derin ve çölün güneşi kadar aydınlık bir bakışın tanışıklığı. Ve sonra bir gül kokusu. Ve sonra gül kokusu. Bir anlık mesafede ayın on dördü gecenin içinden nasıl geçerse, öyle aydınlandı züleyha’nın yüreği (Bekiroğlu, 2009: 61).

Züleyha rüyanın heyecanıyla yanılır. Babası, Mısır azizi Potifar’ın ona talip olduğunu anlatır. Potifar ismi Kitab-ı Mukaddes’te geçmektedir. İslam anlatılarında onun Mısır azizi olduğundan bahsedilir ve adı zikredilmez. Züleyha azizi görünce genç olmasından dolayı yanılır, rüyasındaki âşık olduğu güzeli o zannederek evlilik teklifini kabul eder. Yazarın anlatı tekniğinde postmodern tekniklerden bilinç akışı görülür. Romanda kişilerin duygu karmaşaları iç konuşma aracılığıyla verilir.

Rüyada âşık olma motifinden sonra geleneksel anlatılarda görülen yolculuk motifi burada da karşımıza çıkar. Tıpkı Yusuf’un yolculuğu gibi, Züleyha’da evlilik yoluyla yolculuğa çıkar. Mısır’da da onun güzelliği gözleri kamaştırır. Bir dilenci ondan sadaka için gülümsemesini ister. Böylece Mısır’ın lisanına Züleyha’nın gülümsemesi yerleşmiş olur.

Kendi yolculuğunu tamamlayan Yusuf da esir pazarındadır. Açık arttırma başlar, Yusuf’un güzelliğini gören herkes katılır, fakir bir kadın da bir yumak yün karşılığında girer. Herkesin kendine gülmesine karşın; olsun, benim talipliğim bilinsin, yeter, der. Potifar da kayıtsız kalamaz, çevrenin en güzel kadınına sahip olduğunu hatırlar, bu güzele de sahip olma isteği duyar, Yusuf’u satın alır.

Birbirine yazgılı bir çocuk, bir kadın karşılaşır, birbirlerini tanımaz. Yazarın ifadesiyle Yusuf, bir güzel çocuk, Züleyha her kadın kadar çocuktur. Züleyha rüyasındaki aşkı yüreğinde yaşayamamış, aldanmış, mutsuz bir kadındır. Yusuf’u el üstünde tutar,  büyütür. Zaman gelir geçer. Züleyha efendi, Yusuf köledir. Ama Züleyha bir kadın, Yusuf bir erkektir şimdi. Bir gece vakti aşk, Züleyha’nın kalbine değer. Yusuf’un kokusu dokunur önce, sonra sesi. Oysa rüyasında sesi işitmemişti, çok gözyaşı, çok çile, çok yürünecek yol vardı.

Bekiroğlu’nun geleneği çağrıştıran anlatı yöntemi olarak kaside ekler bu bölüme: “Yusuf’un Gözleri, Sonra: Yusuf’un Elleri, En Son Yusuf’un Alnı”

Züleyha’nın gelecek zamanlara seslenmesiyle iç hesaplaşması, aşkı ve çektiği üzüntü anlatılır. Sonra bir kadın olarak teninin uyanması ve Yusuf’u arzulaması gerçekleşir. Yusuf’un da kendini görmesini ister, sabreder, acı çeker. İstediği karşılığı bulamayınca yataklara düşer, sararır, solar. Anlatılarda kahramanın yanında akıl hocası olabilir. Burada da dadısının önerisiyle Züleyha bir sûret sarayı yaptırır. Yusuf çağrılır, cam ve aynadan oluşan bu sarayda nereye baksa Züleyha’nın sûreti vardır. Züleyha en güzel giysilerini giyer, karşısına çıkar. Yusuf, aslından kaçarken sûrete yolu çıkar, başı dönünce sûretin aslından daha tehlikeli olduğunu anlar.

Mısır’ın kadınlarının dillerine düşen Züleyha kadınlara davet verir. İslam anlatısında olduğu gibi, kadınlar gördükleri güzellik karşısında kendilerinden geçip ellerini keserler. İçindeki ateşi sönmeyen, teninin arzusuna yenik düşen Züleyha Yusuf’u çağırır; “gelsene” der. Yusuf’un sınanması devam eder: Kuyu, Züleyha, zindan.

Yusuf Allah’a istememeyi nasip etmesi için dua eder. Duası kabul edilir ve arzuya karşı koyar. İslam anlatısı gibi Yusuf’un gömleği arkadan yırtılır, farklı olarak,  bu romanda vazo yere yuvarlanır, sarı güller etrafa saçılır. Sarı güller üzüntüyü, kırgınlığı, ayrılık azabını simgeler.

Yusuf’un gömleği meydana asılır, Yusuf zindana atılır. Bu bölümden sonra Züleyha’nın yanılgısı, üzüntüsü ve pişmanlığı öne çıkar. Züleyha’nın beşeri aşktan ilahi aşka doğru evrilmesi, duyguların derinlemesine anlatılması bu bölümlerde öne çıkar. Züleyha Yusuf’a mektup yazmaya başlar ama hitaptan öteye geçemez. Çektiği acıların sonunda Züleyha kendi tanrısında aradığını bulamaz, nihayet Yusuf’un Rabbini bilir, tanır. Yusuf zindanda kaldığı müddetçe züleyha çok acı çeker, gençliğini ve güzelliğini kaybeder.

Servetini de kaybeden Züleyha’ya daha önce sadaka olarak yolda gülümsediği dilenci gülümser. Züleyha’nın kalbi Yusuf’u yitirdiğinden beri hiç olmadığı kadar genişler.

Dördüncü bölümde Firavn’ın rüyası anlatılır. Zindanda Yusuf’un mahkûmların rüyasını yorumlaması, kurtulan mahkûmun yıllar sonra Yusuf’u hatırlaması, kutsal metinlerde de aynıdır. Bölümlerin arasına gazeller koyarak anlatıyı monotonluktan kurtaran yazar, bu yolla duygulara yer verir. Firavn’ın sıkıntısı, düşünde gördükleriyle artar, kâhinleri çağırtır, kimse yorumlayamaz. Gözü dönmüş yedi cılız ineğin yedi besili ineği yemesini unutamaz. Yanında, hizmetini gören şerbetçisi Yusuf’tan bahseder. Sonra, şerbetçi rüyayı zindanda Yusuf’a yorumlatır ve Firavn’a anlatır. Bir kez daha gidip, artık özgür olduğu muştusunu Yusuf’a verir, ama Yusuf onu geri gönderir. Sor bakalım efendine kadınlar ellerini neden kesmiş der. Bunun üzerine olayı hatırlayan Firavn, ölmüş olan potifar’ın hanımını bulmalarını emreder.

Kadınlar bulunur, dinlenir, Züleyha da bulunur. Züleyha gömleğin yırtıldığından tam on iki yıl sonra orada, Yusuf ile aynı mekândadır. Uzun süren sessizlikten sonra Yusuf’u temize çıkarır. Sonra Yusuf’un dilinden “Bismillâh” gazeli vardır, ardından Yusuf ve Züleyha’nın evlenmesini anlatır. Firavn Yusuf’u Mısır’a aziz yapar ve ikisini evlendirir.

Yazar, evlendikleri günün sabahına Yusuf’un dilinden “Merhaba” gazeli yazar. Züleyha’nın duası kabul olur, gençliği ve güzelliğine kavuşur. Kitab-ı Mukaddes’te Yusuf, Potifar’ın akrabasıyla evlenir, İslam anlatısında Züleyha’nın evliliği söz konusu olmazken yazılan mesnevilerde Yusuf ile Züleyha evlenir.

Tekrar Yusuf’un dilinden “Efendim” gazeli yer alır. Yoksul düşen Mısırlıların dilinden “Nil’in Sularına Bırakılan Kaside” arkasından Züleyha’nın servetinin geri gelmesi anlatılır.

Yakup’un oğullarını Mısır’a tahıl almaya göndermesi, Yusuf’un onları tanıması, Bünyamin’i alıkoyması İslam anlatımıyla paraleldir. Farklı olarak, romanda Yusuf, Yakup’a mektup yazmaya çalışır, kaderin tecelli etmesi için mürekkep defalarca silinir. Yakup, Yusuf’un kokusunu almaktadır. Nihayetinde baba ve oğul kavuşur.  Firavn da bu anlatıda olmaktan şeref duymaktadır ve Yusuf’un Rabbine iman eder.

Beşinci bölümde sadece Yusuf’un duası yer almaktadır.

“Ey Rabbim!

Mülkten bana nasibini verdin.

Ve bana rüya ilmini öğrettin.

Ey gökleri ve yeri yaratan!

Sen dünyada da ahrette de benim sahibimsin.

Beni Müslüman olarak öldür.

Ve beni Salihlerin arasına kat.”

Yûsuf, 101.

Altıncı bölüm, “Yazıcının Son Sözü, Yazının Kader” adıyla başlar. Yazar, yazının bedeli olduğunu söyler. Yazılanı yazdığını, yalan uydurmadığını söyler, bu hikâyede yazılmadık tek rüya yazıcının rüyasıdır.

Böylelikle rüya motifine bir kere daha değinir:

Yusuf’un rüyası: gerçekleşen bir rüya. Bir peygamber rüyası. Züleyha’nın rüyası yanıltıcı bir rüya? İlk bakışta! Sonunda oda gerçekleşen bir rüya. Firavn’ın rüyası: bir hükümdar rüyası. Görülmeyen bir rüya: nil nehrinin rüyası. Rüyaların rüyası: yazıcının yazılmayan rüyası. Ez-cümle: Eflatun’un mağarasında bir gölge (Bekiroğlu, 2009: 224).

Son cümle olarak yazar bir beyitle bitirir:

“Minnet Hüda’ya devlet-i dünya fenâ bulur

Bâkî kalır sahîfe-i âlemde adımız”

(Bâkî)

SONUÇ

Kutsal metinlerde yer alan Yusuf kıssası, yalnızca dinî bir anlatı değil; insanın, sabır, sadakat, nefis, aşk, affetme ve teslimiyet gibi temel duygularını işleyen evrensel bir anlatıdır. Tevrat, İncil ve Kur’an-ı Kerîm’de farklı ayrıntılarla yer alan bu kıssa, özellikle Kur’an-ı Kerîm’de “ahsenü’l-kasas” olarak nitelendirilmesiyle edebî gelenekte güçlü bir kaynak hâline gelmiştir. Türk edebiyatında yüzyıllar boyunca mesnevî, halk hikâyesi ve modern roman türlerinde yeniden yorumlanan Yusuf ile Züleyha anlatısı, geleneksel yapıdan beslenirken her dönemin estetik anlayışına göre yeni anlam katmanları kazanmıştır.

Bu çalışmada, kutsal metinlerdeki Yusuf kıssası ile Nazan Bekiroğlu’nun Yûsuf ile Züleyha: Kalbin Üzerinde Titreyen Hüzün adlı romanı metinlerarasılık bağlamında incelenmiştir. Nazan Bekiroğlu, kıssanın özüne sadık kalarak modern anlatım teknikleri, psikolojik çözümlemeler kullanarak anlatıyı şekillendirmiştir. Roman, klasik mesnevî geleneğinin izlerini taşımaktadır. Yazar, bölüm başlıkları, gazeller, kasideler, dua ve “söz başı” gibi unsurlarla geleneksel anlatıyı çağrıştırmaktadır. Bunun yanında üstkurmaca, bilinç akışı, iç konuşma ve sembolik anlatım gibi modern roman teknikleri uygulamıştır.

Bekiroğlu’nun anlatısında en dikkat çekici yönlerden biri, Züleyha karakterini merkeze almasıdır. Kutsal metinlerde adı verilmeyen kadın figürü, romanda aşkın, acının ve dönüşümün izlerini taşır. Böylece beşerî aşktan ilahî aşka yönelen tasavvufî süreç, Züleyha’nın iç dünyası üzerinden işlenmiştir. Özellikle rüya motifi, anlatının merkezine yerleştirilmiştir. Yusuf’un, Züleyha’nın ve Firavun’un rüyaları; kader, hakikat ve ilahî irade arasında güçlü bir bağ kurmakta, anlatının bütününe yayılmaktadır.

Romanda kullanılan ayna, kuyu, zindan, çöl, gömlek ve gül gibi semboller anlatının tasavvufî ve estetik yönünü güçlendirmiştir. Yazarın şiirsel dili, geleneksel mesnevî üslubunu modern romana taşımış; kutsal kıssa yalnızca olay örgüsüyle değil, duygusal ve metafizik boyutlarıyla da yeniden yorumlanmıştır. Böylece eser, geçmiş ile bugün arasında bir köprü kurarak klasik anlatının çağdaş edebiyatta yaşayabileceğini göstermiştir.

Sonuç olarak Nazan Bekiroğlu’nun Yûsuf ile Züleyha: Kalbin Üzerinde Titreyen Hüzün adlı romanı, kutsal metinlerden beslenen geleneksel anlatıyı modern edebiyat estetiğiyle yeniden üreten başarılı bir metindir. Roman, hem klasik Türk edebiyatı geleneğinin devamlılığını göstermesi hem de modern anlatım teknikleriyle kutsal bir kıssayı yeniden anlamlandırması bakımından Türk romanında önemli bir yere sahiptir. Bu yönüyle eser, metinlerarasılığın, kültürel belleğin ve gelenek-modernlik ilişkisinin başarılı örneklerinden biri olarak değerlendirilebilir.

KAYNAKÇA

Bezenmiş, T (2021). Hamdullah Hamdi’nin Yusuf ve Züleyha Mesnevîsinde Arketipsel Sembolizm Açısından Aşkın Kemale Ulaşması. Yayımlanmış Yüksek Lisans Tezi. Batman Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Türk Dili ve Edebiyatı Ana Bilim Dalı.

Cömert, B (2010). Mitoloji ve İkonografi. De Ki Basım Yayım LTD. Şti, Ankara.

Doğan, M (2019). Nazan Bekiroğlu’nun Romanlarında Yapı ve Tema. Yayımlanmış Yüksek Lisans Tezi. Kırşehir Ahi Evran Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Türk Dili ve Edebiyatı Ana Bilim Dalı.

Kutsal Kitap (Tevrat Zebur İncil) (2020). Kitab-ı Mukaddes Şirketi 2020, İstanbul

Sezgin, S (2022). Yusuf Peygamber Kıssası Temsillerinde Kutsallık, Edebîlik, Kurmaca: Kenan Çobanları ve Yusuf ile Züleyha Kalbin Üzerinde Titreyen Hüzün Örnekleri. Yayımlanmış Yüksek Lisans Tezi. İstanbul 29 Mayıs Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Türk Dili ve Edebiyatı Ana Bilim Dalı.