Gürcistan Batum’da Ali ve Nino Heykeli’nin Hikâyesi
Yazar: Tunahan Haksever
Gürcistan’ın Karadeniz kıyısındaki liman şehri Batum’un en ikonik sembolü, sahil şeridinde yer alan ve her akşam binlerce turisti büyüleyen, resmi adıyla “Erkek ve Kadın” (Man and Woman) olarak bilinen 8 metrelik çelik kinetik heykeldir. Dünyada aşkın ve ayrılığın ritmini mekanik bir kusursuzlukla anlatan nadir sanat eserlerinden biri olan bu devasa anıt, sadece soyut bir sevgiyi değil, Kafkasya’nın kanlı tarihini, Doğu ile Batı arasındaki amansız çatışmayı ve edebi bir başyapıtın hüzünlü gerçekliğini sırtında taşır. Batum sahilinde yükselen Ali ve Nino’nun kanıtlarla örülü hikâyesi, edebiyattan sanata uzanan uzun bir yolu anlatır. Heykele ilhamı veren hikâye, ilk kez 1937 yılında Viyana’da Almanca olarak yayımlanan ve dünya edebiyat tarihinin klasikleri arasında yer alan Ali ve Nino romanına dayanır. Romanın arka planı, I. Dünya Savaşı dönemi ile Çarlık Rusya’sının yıkılış sürecinde, petrolün merkezi olan Bakü’de şekillenir. Hikâyenin başkahramanları iki farklı dünyaya aittir. Soylu ve geleneklerine bağlı olan Ali Han Şirvanşir, yüzü ve ruhu Doğu’ya dönük Azerbaycanlı Müslüman bir gençtir. Nino Kipiani ise Batılı duyarlılıkla yetişmiş, Hristiyan kültürünü benimseyen dünyalar güzeli bir Gürcü prensesidir. Bu iki genç, din, dil ve kültür duvarlarını yıkarak birbirlerine büyük bir aşkla bağlanırlar. Fakat bu ilişki sadece iki insan arasındaki duygusal bağ değil, Asya ile Avrupa ve Doğu ile Batı arasındaki kaçınılmaz kırılmanın da bir sembolüdür.
Ali ve Nino’nun hikâyesini gerçek kılan en büyük unsur, kurgunun tamamen dönemin somut tarihi olayları üzerine inşa edilmiş olmasıdır. Tüm toplumsal engelleri aşarak Dağıstan dağlarında evlenmeyi başaran çiftin mutluluğu, küresel siyasetin çarkları arasında ezilir. 1920 yılında, bağımsızlığını yeni ilan etmiş olan Azerbaycan Demokratik Cumhuriyeti, Sovyet Rusya’nın Kızıl Ordu işgaliyle sarsılır. Ali, Avrupalı bir yaşamı seçip Nino ile kaçmak yerine vatanını savunmayı seçer. Gence köprüsünde Bolşeviklere karşı savaşırken trajik bir şekilde hayatını kaybeder. Nino ise kundağındaki küçük kızıyla birlikte Paris’e giden bir göç trenine binerek Bakü’yü ve aşkını sonsuza dek arkasında bırakır. Tarihin acımasız gerçekliği, iki aşığın kavuşmasına izin vermemiştir. Hikâyenin ardındaki en büyük kanıt niteliğindeki edebi kaynak olan roman, Kurban Said müstear ismiyle yayımlanmıştır. Yıllar boyunca bu yazarın gerçekte kim olduğu edebi bir tartışma konusu olmuştur. Bugün edebiyat çevresinin kabul ettiği en güçlü kanıtlar, bu ismin arkasında Yahudi asıllı Bakülü bir yazar olan Lev Nussimbaum’un (bilinen adıyla Essad Bey) olduğudur. Nussimbaum, Bakü’deki petrol patlamasını, Müslüman-Hristiyan ilişkilerini ve Kafkasya’nın etnik yapısını bizzat yaşayarak gözlemlediği için romandaki tasvirlerin tamamı tarihi birer belge niteliğindedir. Kitabın yakaladığı küresel başarıyı ve edebi gücünü anlamak adına yapılan analizlere “BBC Ali and Nino Review” gibi kaynaklardan inceleyebiliriz.
Bu edebi dramdan derinden etkilenen ünlü Gürcü heykeltıraş Tamara Kvesitadze, 2007 yılında bir proje tasarlar ve bu anıt 2010 yılında Batum sahilindeki yerini alır. Heykelin çalışma prensibi ve mühendisliği, hikâyenin ta kendisidir. Her akşam saat tam 19:00’da devasa iki çelik siluet birbirine doğru yavaşça hareket etmeye başlar. Yaklaşık 10 dakika süren beklemenin sonunda Ali ve Nino bir saniyeliğine birleşir, tek bir beden gibi görünürler. Tasarım gereği iç içe geçen çelik levhalar birbirinin içinden süzülerek geçer. İki figür arkalarını dönerek yeniden birbirlerinden uzaklaşır. Heykelin en dikkat çekici yapısal özelliklerinden biri kollarının olmamasıdır. Sanatçı bu detayla, Ali ve Nino’nun fiziksel olarak bir araya gelseler bile kaderin ve coğrafyanın getirdiği sınırlar nedeniyle birbirlerine asla sarılamayacaklarını simgeler. Batum’un bu büyüleyici kinetik yapısı, her gün binlerce insana bazı aşkların kavuşamadıkları için ölümsüz olduğunu kanıtlamaktadır. Ali ve Nino, 20. yüzyılın başlarında modern bir roman olarak kaleme alınmış olsa da kurgusal mimarisi, dünya edebiyatı ve Doğu-Batı sözlü kültürlerindeki en köklü aşk anlatılarıyla şaşırtıcı benzerlikler taşır. İster Anadolu’nun halk hikâyeleri olsun ister Batı’nın trajik tiyatroları, Ali ve Nino’nun hikâyesi evrensel bir şablonu takip eder.
Ali ve Nino, dünya edebiyatında en çok “Kafkasya’nın Romeo ve Juliet’i” olarak anılır. İki eser arasındaki paralellikler oldukça derindir. Romeo ve Juliet’te aşk, Verona’nın birbirine düşman iki soylu ailesi (Capulet ve Montague) arasında filizlenir. Ali ve Nino’da ise düşmanlık aileler arasında değil, dünya görüşleri, dinler ve coğrafyalar (Doğu-Müslüman ile Batı-Hristiyan) arasındadır. Her iki hikâyede de aşıkların sonunu getiren şey sadece bireysel şanssızlıklar değil, içinde yaşadıkları toplumun kaçınılmaz siyasi ve kanlı çatışmalarıdır. Savaş ve kaos, genç aşıkları yutar. Kerem ile Aslı hikâyesinde de böyledir. Müslüman bir han oğlu olan Kerem, Hristiyan bir keşişin kızı olan Aslı’ya âşık olur. Tıpkı Müslüman Ali Han ile Gürcü Hristiyan prenses Nino gibi, aşkın önündeki en büyük toplumsal duvar inanç farklılığıdır (Ali ve Nino Vikipedi). Kerem, Aslı’nın peşinden tüm Anadolu’yu gezer. Ali ve Nino da Bakü’deki karmaşadan, savaştan ve intikamdan kaçarak Dağıstan dağlarına ve ardından İran’a (Tahran) göç ederler. Halk hikâyelerindeki “gurbet ve sığınma” motifi burada da tam olarak böyle işler. Mecnun, Leyla’nın aşkından çöllere düşer; çöl onun ruhunun ait olduğu yerdir. Ali ve Nino’da Ali Han, kendini sürekli “çölün insanı” olarak tanımlar, Asya’nın ve Doğu’nun mistik havasına aittir. Nino ise yeşilliği, ormanları ve Avrupa şehirlerini özler. Karakterlerin coğrafi sembolizmi, Leyla ile Mecnun’daki mekân-insan ilişkisini andırır. Bu muazzam anlatı, sadece bir kurgudan ibaret değildir. Tamara Kvesitadze’nin orijinal adıyla “Man and Woman” (Erkek ve Kadın) olarak tasarladığı Batum Ali ve Nino Heykeli, bugün kentin en önemli simgesi olan tarihi Batumi Boulevard (Batum Bulvarı) üzerinde tam olarak Batum Limanı yakınındaki sahil şeridinde yer alır.
Karadeniz’in esintisi eşliğinde her akşam tekrarlanan manzara, aslında insanlığın en eski hikâyesidir. Romanın trajik sonunu belgeleyen Kurban Said’in Ali ve Nino Romanı, sınırların, savaşların ve ideolojilerin ortasında yeşeren ama coğrafyanın kaderine yenik düşen tüm aşkların somut bir anıtına dönüşmüştür. Onlar tıpkı Batı edebiyatının zamansız başyapıtı Romeo ve Juliet, Anadolu topraklarının köklü anlatısı Kerem ile Aslı ya da Doğu’nun felsefesi Leyla ile Mecnun gibi, fiziken bir araya gelemeseler de sanatın gücüyle zamanı bükmeyi başarmışlardır. Orijinal ismi “Man and Woman” olan bu iki çelik siluet, bizlere kırgın bir coğrafyanın ortasında bile aşkın en büyük direnişi olduğunu fısıldar. Bazı hikâyeler yarım kaldığı için ölümsüzdür. Ali ile Nino, Kafkasya’nın kalbinde sonsuza dek dönmeye devam edecektir.
Tunahan Haksever










