Yapay zekâ günden güne gelişmekte olup dijital içeriklerden akademik çalışmalara kadar kelime dünyamızın her alanına müdahale etmektedir. Özellikle Gemini gibi güncel dil modellerinin metinlerinde sıklıkla kullandığı “sığ”, “kof”, “illüzyon”, “balyoz”, “buz gibi” ve “ahbap-çavuş” benzeri kalıplaşmış kelimeler, dilde yapay bir tek tipleşme yaratmaktadır. Robotların yaptığı bazı edebi tasvirler ve betimlemeler ise yaşayan bir dilin derinliğinden uzak, tıpkı çizgi dizi kurgularını andıran kötü bir anlatım düzeyinde kalmaktadır. Yapay zekanın bu yapısal sınırları, akademik dünyada da yakından takip edilmektedir. Prof. Dr. Asiye Mevhibe Coşar’ın “Söz Dizimi Açısından ChatGPT’nin Türkçesine Bir Bakış” başlıklı çalışması, yapay zekanın Türkçe dil becerilerini ChatGPT-3 ve ChatGPT-4 modelleri üzerinden karşılaştırmalı olarak inceleyen son derece dikkat çekici bir araştırmadır. Makalenin temel özeti, yapay zekanın Türkçe yazarken hazır bir veri tabanından beslendiğini ve saniyeler içinde taradığı milyonlarca veriyi hızlı bir söz dizimiyle yeniden ürettiğini ortaya koymaktadır. Araştırmada ChatGPT-3’ün dile yeni doğmuş bir anadili konuşucusu gibi davrandığı, ancak yazım, noktalama ve özellikle mekanik tekrar ifadeler konusunda ciddi şekilde kusurlu olduğu belirtilmektedir. Buna karşın, eğitim süreciyle geliştirilen ChatGPT-4’ün nadiren hata yaptığı, bağlama uygun zengin bir kelime kadrosuna sahip olduğu, felsefi ve sanatlı söyleyişlere yer vererek neredeyse tüm cümle türlerini başarıyla kurabildiği vurgulanmaktadır.
Makalede bu iki modelin kabiliyetlerini ve kusurlarını gösteren çok net somut metin örneklerine yer verilmiştir. ChatGPT-3’ün en büyük zafiyeti olan yapısal tekrarlar, robota yazdırılan hayata dair denemede açıkça görülmektedir. Robot kelime haznesi yetersiz kaldığı için “Hayatta insanların çoğu zaman zorluklarla karşılaşır, ancak zorluklar hayatın bir parçasıdır ve bunların üstesinden gelmek bizi daha güçlü yapar” şablonunu kurduktan hemen sonra, neredeyse aynı cümle yapısını sadece kelimeleri değiştirerek “Hayatta insanların çoğu zaman hata yapar, ancak hata yapmak hayatın bir parçasıdır ve bunların üstesinden gelmek bizi daha zeki yapar” ve “Hayatta insanların çoğu zaman mutsuz olur, ancak mutsuzluk hayatın bir parçasıdır ve bunların üstesinden gelmek bizi daha mutlu yapar” şeklinde peş peşe üç kez tekrarlamıştır. Hatta metnin sonunda tamamen tıkanarak “Hayatta, her şey mükemmel olmayacaktır. Ancak hayatta kalmak ve mücadele etmek, bizi daha güçlü ve daha mutlu yapar” cümlesini hiçbir değişiklik yapmadan arka arkaya üç defa kopyalayıp yapıştırmıştır. ChatGPT-4’ün gösterdiği gelişmiş örnekler ise çok daha olgun, edebi ve akıcı bir dil yapısı sergilemektedir. Model, “Hayat, bilinmezliklerle dolu bir serüven gibidir” veya “Yolda karşılaştığımız engeller, bizi güçlendiren taşlar olarak kalbimizde yer eder” gibi felsefi derinliği olan zengin cümleler kurabilmiştir. Ayrıca “Değişim, kimi zaman korkutucu olsa da aslında büyümemizin ve gelişmemizin bir göstergesidir.” cümlesinde olduğu gibi Türkçenin şartlı birleşik cümle imkanlarını ve zengin anlam ilişkilerini bir insan gibi iyi yönetebildiğini kanıtlamıştır.
Yapay zekanın Türkçeyi İngilizce düşünerek yazması, yani dilbilimsel adıyla sentaks köleliği, metnin yüzeyinde görünmeyen ancak dilin anatomisini içten içe çürüten çok daha gizli dil kusurları yaratmaktadır. Doğal dil işleme (NLP) alanında yapılan akademik çalışmalar, yapay zekanın temelde İngilizce mantığıyla kurulmuş matematiksel bir mimariye (SVO: Özne-Eylem-Nesne) sahip olduğunu, Türkçenin eklemeli ve esnek yapısını (SOV: Özne-Nesne-Eylem) ise bu kalıba zorla uydurmaya çalıştığını doğrulamaktadır. Bu sentaks köleliğinin ürettiği en gizli kusur, “sahte bağlaç” ve “mantıksız edilgenlik” oluşumudur. Türkçe, eklerin gücü sayesinde özneyi gizleyebilen, anlamı tek bir yüklemle derinleştirebilen bir dilken; yapay zekâ İngilizcedeki “it is because”, “which is”, “by doing so” gibi yapıları karşılamak adına metni sürekli “bu durum”, “bunun nedeni”, “şu şekildedir” gibi bağlama ögeleriyle doldurur. Dilbilim verilerine göre bu durum, Türkçenin akıcılığını yok ederek yaşayan dili mahvetmektedir.
Diğer bir gizli kusur ise “anlamsal bağdaşıklık” ve “kültürel bağlam körlüğü” kırılmasıdır. Yapay zekâ, İngilizce kelimelerin eş anlamlı karşılıklarını matematiksel olasılıklarla seçtiği için Türkçedeki kelime tercihlerinde yanlışa düşer. Örneğin, İngilizcedeki “process” kelimesini gördüğü her yere Türkçenin aşama, dönem, çağ, döngü veya hamle gibi zengin söz varlığını yok sayarak sadece “süreç” kelimesini yerleştirir. Benzer şekilde, İngilizcedeki “impact” sözcüğünü her bağlamda yalnızca “etki” veya “etkileyici” sıfatına indirgeyerek metni yok eder. Akademik bütünce analizleri, bu sentaks ve semantik dayatmanın Türkçeyi kendi zengin kelime dağarcığından koparıp, onu bir nevi “İngilizce-Türkçe kırması” yapay dile mahkûm ettiğini göstermektedir.
Yapay zekânın bu sentaks köleliği ve dilimizi bükme eğilimi, sadece edebi ya da akademik metinlerle sınırlı kalmayıp, gündelik düşünce dünyamıza ve eğitim sistemimize gizli bir erozyon olarak sızmaktadır. Bu dijital dil kuşatmasının devamında, özellikle yeni neslin zihinsel tembelliğe sürüklenmesi ve Türkçenin atasözü ile deyimlerindeki kültürel kodların katledilmesi tehlikesi yer almaktadır. Yapay zekânın en büyük zafiyetlerinden biri, metaforları ve kültürel bağlamları insan beyni gibi soyutlayamamasıdır. İngilizcedeki kalıpları veya küresel popüler kültür klişelerini doğrudan Türkçeye aktarırken, deyimleri kelime kelime çevirmekte veya her duruma uymayan sakızlaşmış Amerikan kurgusu ifadeleri metinlerine boca etmektedir. Bu durum, gelecekte çocukların ve gençlerin kendi kültürlerine ait zengin benzetmeleri unutarak, robotların ürettiği o “SIĞ” ve batı merkezli çizgi dizi anlatılarıyla düşünmeye başlamasına yol açacaktır.
En nihayetinde, kendi ürettiğimiz metinleri yapay zekaya düzelttirmek veya sıfırdan ona yazdırmak, insan beynindeki dil yapıcı lobların körelmesine neden olmaktadır. Kendi kelimelerini seçmekte üşenen, cümlesini kurarken dilin kıvraklığını zorlamayan bir toplum, zamanla kendi dilinin efendisi olmaktan çıkıp robotların kölesi haline gelecektir. Prof. Dr. Asiye Mevhibe Coşar’ın ve dilbilimcilerin bu haklı feryadı, teknolojiye körü körüne düşman olmak için değil; yapay zekânın bizi tek tip insan modeline indirgemesine uyanık kalmamız ve Türkçenin bin yıllık bağımsız ruhunu korumamız için tarihi bir uyarı niteliğindedir.
Tunahan Haksever












