Ana Sayfa Kim Kimdir? Portre: Süreyya Ağaoğlu

Portre: Süreyya Ağaoğlu

64
0
Süreyya Ağaoğlu, ilk kadın avukat
HEM (Haber Edebiyat Merkezi)

HEM (Haber Edebiyat Merkezi)

HEM (Haber Edebiyat Merkezi)

HEM (Haber Edebiyat Merkezi)

HEM (Haber Edebiyat Merkezi)

TÜRKİYE’NİN İLK KADIN AVUKATI: SÜREYYA AĞAOĞLU

Türkiye Cumhuriyeti’nin “ilk kadın avukatı” olma unvanına sahip olan Süreyya Ağaoğlu, 1903 yılında Şuşa şehrinde doğar. Şuşa son Karabağ zaferinde Türkiye’nin sıkça gündemine giren Azerbaycan’ın şirin şehirlerinden biridir. Şuşa tam anlamıyla bir tarih ve kültür şehridir. 2023 yılında Türk Dünyası Kültür Başkenti seçilmiştir. İşte Ağaoğlu böylesine zengin bir kültür birikimine sahip olan Şuşa şehrinde dünyaya gelir. Bu yönüyle Kafkas kökenlidir. Kafkasya’ya ait karakteristik hususiyetler mizacında görülür. Babası, siyaset ve kültür dünyasının meşhur isimlerinden Prof. Dr. Ahmet Ağaoğlu’dur. Baba Ağaoğlu, Cumhuriyet’in kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün yakın arkadaşı olması sebebiyle diğer devletlilerle de dostlukları kuvvetlidir. Yine Türk kamuoyunun yakından tanıdığı yazar ve siyasetçi Samet Ağaoğlu’nun kız kardeşidir.

Avukat olmaya yedi yaşında karar verir

Evlerinde ülke meseleleri gündemden hiç düşmez. Sorunlara çözümlerin konuşulması da Süreyya Ağaoğlu’nun büyük konulara ilgisini o yaşlardan itibaren artırır. Bu sebeple olsa gerek, daha yedi yaşındayken avukat olmaya karar verir. Bu kararını ailesine açtığında sert bir tepkiyle karşılaşır. Çünkü o zamana kadar avukatlık hep erkeklerin iştigal ettiği bir alandır. Mesleğin zorluklarını ancak bir erkek psikolojisinin kaldırabileceğine inanılır. Kızlarını mantıksız ve anlamsız buldukları bu kararından vazgeçirmek için adeta çırpınırlar. Kendisine daha çok kadınların seçtiği alternatif meslekler önerirler. Ne yapsalar kâr etmez. Bütün uğraşların sonucunda avukatlık kararındaki ısrarını sürdürür.

Hedefe adım adım

1920 yılında Bezm-i Alem Valide Sultanisinden (İstanbul Kız Lisesi) üstün başarılarla mezun olur. Okulun parlak ve zeki öğrencileri arasında olması hasebiyle her zaman takdir görür, büyükleri tarafından taltif edilir. Ve nihayet lise mezuniyeti sonrası rüyalarına giren çocukluk aşkı mesleğine kavuşmanın ilk adımı olan İstanbul Darülfünun Hukuk Medresesine başvurur. İçinde heyecanla birlikte az da olsa bir korku da vardır. Çünkü her zaman ilk olmak zordur. İlkleri başarmak için mücadele vermek gerekir.

Ve korktuğu başına gelir. Hukuk fakültesi kadınlara kapalı olduğundan başvurusu kabul edilmez. Savaşçı bir kimliğe sahip olan, zorluklar karşısında yılmayan Ağaoğlu pes etmez. Birçok girişimde bulunur. O günlere dair anılarını şöyle anlatır:

“Hukuk Fakültesi Reisi Selahattin Bey köşede bir masa başında oturuyor, yanında Profesör Veli Bey, karşısında da Kâtib-i Umumi Rauf Bey oturuyorlardı. İçeriye girip:

– “Ben Süreyya Ağaoğlu’yum. Bezm-i Alem Valide Sultanisinin bu sene bitirdim. Hukuk tahsili yapmak istiyorum, beni hukuka kaydeder misiniz?” dedim. Selahattin Bey hayretle yüzüme baktı. Veli Bey her zaman aşağıya inik başını kaldırdı, ikisi de şaka edip etmediğimi anlamaya çalışıyordu sanırım. O zaman 17 yaşındaki her genç kız çarşaf giyerdi ama ben çarşafsızdım, gri bir tayyör giymiştim. Nihayet Selahattin Bey kahkaha ile güldü:

– “Üç arkadaş daha bul, hemen fakülteyi açalım” dedi. Hakikaten fakülte “açmak” gerekiyordu, zira kadınlar erkekler ile beraber okuyamıyorlardı. Öğleden önce erkekler, öğleden sonra kadınlar ders görüyordu. Tabii bir tek talebe için bütün hocalar öğleden sonra ders veremezlerdi. Veli Bey başını kaldırdı:

– “Kadına daha ziyade doktorluk yakışır, o fakülteyi açtırsanız.” dedi. Ben de:

– “Onu da doktor olmaya heves edenler açtırsın.” cevabını verdim. Selahattin Bey:

– “Hak hukuk meselesi değil mi? Süreyya Hanım hakkını burada arıyor, muvaffak olmasını dileyelim,” dedi.’’

Uzun uğraşlarının sonucunda arkadaşlarını ikna ederek öğleden önce erkeklerin, öğleden sonra kızların okuyabildiği ve kız-erkek beraber okumanın mümkün olmadığı fakültenin kız talebelere de eğitim verecek şekilde açılmasını sağlar. Bu başarı o yıllar için kolay bir durum değildir.

Üniversite yılları da lise yılları gibi başarılarla doludur. Çok okur hem mesleğinin kaynaklarını hem de edebi ve felsefi eserleri derinlemesine okur, tahlil eder, üzerine fikirler geliştirir.

Avukatlık diplomasına kavuşur

Nihayet 1924 yılında eline diplomasını almayı başarır, sonra Ankara’daki Adliye Vekaleti Umur-u Cezaiye Müdüriyetinde staja başlar. Staja giderken mutlu ve gelecekten umutludur. Severek yapacağı mesleğinin alt yapısını stajda tamamlar.

Ağaoğlu, 1924-1927 yılları arasında Ankara Asliye Mahkemesi Başkâtip Muavinliği görevinde bulunur.

“Türkiye’nin ilk kadın avukatı” unvanının resmi bir hüviyete bürünmesi, 5 Aralık 1927 tarihinde Ankara Barosuna kaydolup 1928’de avukatlık ruhsatını almasıyla mümkün olur.

Ailesine yürekten bağlı olan Ağaoğlu sevdiklerinin İstanbul’a taşınması üzerine 1936 yılında kaydını Ankara Barosu’ndan İstanbul Barosu’na aldırır.

Bulunduğu her yere hareket ve heyecan katan Ağaoğlu yaptığı teşebbüsler neticesinde 1946 yılında İstanbul Barosu’nun, Uluslararası Barolar Birliği’ne üye olmasını sağlar. Bugün çok kimsenin bilmediği bu atılımın arkasında Süreyya Ağaoğlu vardır. Meslekte ilk kadın olmanın handikaplarından birisi de tek olmaktır. Avukatlık mesleğinde hem ilk hem de tektir.

Bu sebeple1946-1960 yılları arasında bu birliğin tek kadın yönetim kurulu üyesi olarak görev yapmak zorunda kalır.

Uluslararası alanda adını duyurur

Süreyya Ağaoğlu ülke sınırlarını aşan bir üne kavuşur. Hem ülkemizde hem de yurtdışında büyük saygı görür. Uluslararası faaliyetlerde de her zaman öndedir.  Üç ay süreyle Amerika’da kalan Süreyya Ağaoğlu, Yale, Kolombiya ve Chicago Üniversitelerinde incelemeler yapar, Kolombiya radyosunda konuşmaları yayınlanır.

1952’de Milletlerarası Kadın Hukukçular Birliği’ne üye olur. 1960 yılında Kadın Hukukçular Birliği’nin Birleşmiş Milletler Cenevre Teşkilatı temsilciliğine seçilir. 1980-1982 döneminde de Hukukçu Kadınlar Federasyonunun ikinci başkanı olur.

Sivil toplum önderidir

Ağaoğlu aynı zamanda sivil toplum önderidir. Kuruluşuna öncülük ettiği çok sayıda dernek olmakla birlikte yine çok sayıda derneğin yönetim kurulunda hizmet verir.

Türk Hukukçu Kadınlar Derneği, Üniversiteli Kadınlar Derneği, Hür Fikirleri Yayma Derneği, Sor optimistler İstanbul Kulübü ve Türk Amerikan Üniversiteliler Derneği gibi sivil toplum kuruluşlarının oluşumuna öncülük ettikten sonra, 1948 yılında Çocuk Dostları Derneğini kurar.

Prof. Ali Fuat Başgil ve Ahmet Emin Yalman ile birlikte ‘Hür Fikirleri Yayma Cemiyeti’ni kurarlar.

Siyasette de başarılı çalışmalara imza atar

Her alanda başarılı işlere imza atan Ağaoğlu siyasette de mühim çalışmalara imza atar. Siyasete Demokrat Parti’de adım atar.

Siyasette dikkatleri hemen üzerine çeken Ağaoğlu, Başbakan Yardımcılığı, Çalışma Bakanlığı, İşletmeler Bakanlığı ve Sanayi Bakanlığı görevlerine getirilir. Ülkemizin tarihine karanlık bir sayfa olarak geçen 27 Mayıs 1960 İhtilâline kadar, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde Manisa Milletvekili olarak görev yapar.

Siyaset ona fikirlerini dile getirme açısından geniş bir imkân sunduğu için Yeni Türkiye Partisi bünyesinde siyasete devam etme kararı alır. Partinin İstanbul İl Başkanı görevi kendisine tevdi edilir.

Bir yazar olarak Süreyya Ağaoğlu

Ağaoğlu aynı zamanda üslup sahibi bir kalem erbabıdır. Eli kalem tutan kadınlardandır.

Yabancı dillere vukufiyeti yüksek olan, İngilizce ve Fransızca bilen Ağaoğlu, “Londra’da Gördüklerim” ve “Bir Hayat Böyle Geçti” adlı iki eser kaleme alır.

1950-1960 yılları arasında Alman hukukçu Werner Taschenbreker’le bir evliliği olur.

Özel hatıralara sahiptir

Babasının yakın arkadaşı olan, daha Üniversite yıllarında tanışma imkânı bulduğu Atatürk’e özel bir saygısı ve sevgisi vardır.

Bir röportajında Atatürk’le çok sık görüştüğünü şu cümlelerle açıklar:

“O zamanlar aile münasebetimiz çok ileriydi. Bu vesile ile çok sık görme imkânım oldu. Hemen hemen her hafta bizim evimize gelirdi.”

İlklerden olduğu için hayatını her döneminde ilklere imza atmaya devam eder. 29 Aralık 1989’da İstanbul’da düzenlenen “Kadın Hakları ve Çağdaşlaşma” konulu bir panele katılan ilk kadın avukat olur.

İlklerden olur ve silinmez izler bırakır

Türkiye Cumhuriyeti’nin hem de Ankara Barosu’nun ilk kadın avukatı olan Süreyya Ağaoğlu, bu program sonrasında düşüp beyin kanaması geçirir. Hayatı dolu dolu yaşayan Süreyya Ağaoğlu, geride silinmez izler bırakarak bu beyin kanaması sonrasında hayata gözlerini yumar. Şimdilerde sayıları on binlerce olan kadın avukatlarımız onu her zaman rahmetle ve minnetle anmaktadır. Kendi yazdığı kitapları olduğu gibi hakkında yazılan eserler de mevcuttur. Adil Giray Çelik’in kaleme aldığı Osmanlı Darülfünun Mekteb-i Hukuk’ta İlk Çiçek Süreyya Ağaoğlu (2018), Av. Süreyya Ağaoğlu Kitabı, kataloğu ve kaynakları hayatına dair önemli ipuçlarını okurlara yansıtmaktadır. Aile fotoğrafları, mektupları, gazete kupürleri; belgelerden oluşan özel arşivi, İstanbul’daki Kadın Eserleri Kütüphanesi’nde bulunmaktadır.