Ana Sayfa Edebiyatın İçinden Şair Eşref Kimdir? – Tunahan Haksever

Şair Eşref Kimdir? – Tunahan Haksever

3
0
Yazı İçi

19. yüzyılın sonu ile 20. yüzyılın başlarında, Osmanlı İmparatorluğu’nun bürokratik çöküş evresinde hiciv geleneğini sürdürmüş olan Şair Eşref (1847-1912), yalnızca “heccav” olarak değil, devlet aygıtının içerisinden konuşan muhalif figür olarak konumlanır. Eşref’i edebiyat sosyolojisi bağlamında eşsiz kılan temel faktör; merkezi otoriteyi dışarıdan sivil veya taşralı bir aydın mesafesinden değil, doğrudan yürütme erkinin bir parçası olarak (kaymakam sıfatıyla) eleştirmesidir. Bu durum, onun metinlerini edebi birer eser olmanın ötesinde, dönemin idari çürümesini, rüşvet ağlarını ve sansür mekanizmalarını belgeleyen içeriden yazılmış sosyolojik raporlara dönüştürmüştür.

Eşref’in biyografik gerçekliği ile edebi üretimi arasındaki yapısal çatışma onun hicvinin temel dinamiğidir. Manisa (Kırkağaç) doğumlu olan Eşref, devlet kademelerinde mal müdürlüğü ve kaymakamlık (Fatsa, Ünye, Garbîkaraağaç, Gördes vb.) gibi doğrudan mülki idare amirliği görevlerinde bulunmuştur. Bir mülki amir olarak, taşradaki vergi adaletsizliğine, merkezin atama kriterlerindeki liyakat yoksunluğuna ve adliye-mülkiye eksenindeki bütün rüşvet çarkına birinci elden tanıklık etmiştir. Şair eşref, devletin “kutsal” kabul edilen bürokratik hiyerarşisini, hiyerarşinin bizzat içinden deşifre etmiştir. Alt kademedeki memurun rüşvet almasını, üst kademedeki sadrazamın veya nazırın yolsuzluklarıyla nedensellik bağı kurarak açıklar. Otoritenin yukarıdan aşağıya doğru nasıl kriminalize olduğunu makro düzeydeki yozlaşmanın mikro düzeydeki ahlaksızlığı nasıl meşrulaştırdığını analitik bir nedensellikle ortaya koyar. Bu yaklaşım, rüşveti bireysel bir ahlak sorunu olmaktan çıkarıp patrimonyal Osmanlı devlet yapısının yapısal bir krizine işaret eder.

  1. İstibdat Dönemi

Sultan 2. Abdülhamid dönemi, basının ve entelektüel üretimin “jurnal” (hafiyelik) sistemiyle sıkı bir denetim altına alındığı sansürün aydınlar arasında içselleştirildiği bir siyasal zemindir. Eşref’in bu döneme yönelik yapısal itirazı, sansür mekanizmasının sınırlarını doğrudan isim, makam ve fiil belirterek ihlal etmesidir. Metaforlara, kapalı istiarelere bildiğimiz divan edebiyatına sığınmamıştır.

Hafiyelerin her türlü muhalif söylemi saraya rapor ettiği bir atmosferde Eşref, jurnalcilerin ahlak bozukluğunu ve sistemin paranoyasını açıkça hedef almıştır. Bu uzlaşmaz tavrı, onun bir kaymakam olarak görevden alınmasına, bir yıl hapis yatmasına ve ardından Kıbrıs, Mısır ve Avrupa’ya uzanan zorunlu bir sürgün hayatı yaşamasına neden olmuştur. Mısır’da bulunduğu dönemde yayımladığı “Deccal” ve “İstimdad” gibi eserleri, istibdat rejiminin sınır ötesinden hedef alındığı edebi-politik manifestolardır.

  1. İttihat ve Terakki Dönemi

Şair Eşref’in entelektüel oluşunu ve sosyolojik tutarlılığını kanıtlayan en önemli dönüm noktası, 1908’de 2. Meşrutiyet’in ilanıyla birlikte İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin iktidara gelmesi sonrası aldığı tutumdur. Sürgünden dönen Eşref, başlangıçta istibdadı yıkan bu yeni kadroları desteklese de kısa süre içinde İttihatçıların da liyakatsizliğini, partizanlığını ve eski rejimi aratmayan yeni bir tahakküm kurmasını aynı sertlikle hicvetmiştir.

Onun için mesele “şahısların” veya “partilerin” değişmesi değil, devlet aygıtındaki rasyonel ve ahlaki işleyişin tesis edilmesidir. Bu bağlamda Eşref, siyasi bir hizbin kalemi olmamış; gücü elinde tutan mekanizma kim olursa olsun (Sultan veya Cemiyet) aydının iktidar karşısındaki “yıkıcı” rolünü mutlak bir prensip olarak benimsemiştir.

  1. Dilin Siyasallaşması

Şair Eşref, teknik olarak aruz veznini ve klasik şiir formlarını kullanmaya devam etmiş ancak içerik ve kelime kadrosu bakımından bu formu tamamen modernize ve politize etmiştir. Gazete dilini, sokak argosunu ve idari yazışma terminolojisini şiire yerleştirmiştir. “Sadrazam”, “kaymakam”, “jurnal”, “evrak”, “tahsisat” gibi bürokratik kelimeler onun mısralarında birer mizah unsuruna dönüşmüştür.

Eşref’in hicvinde Nef’î’deki gibi estetik bir küfür (şetm) sanatı da bulunmaktadır. Eşref’in dili ise gazeteciliğe daha yakın, çıplak, rasyonel ve bilgilendiricidir. O, sanatı sanat için değil, devlet mekanizmasındaki ahlaki sapmaları kamuoyuna ifşa etmek için bir “sözlü basın” aracı olarak kullanmıştır.

Şair Eşref, Osmanlı kurumlarının çöküş dönemini, bu kurumların bir personeli olarak kayda geçiren en keskin bürokratik analisttir. Sağlığında hiçbir siyasi ve idari otoriteyle uzlaşmayan Eşref, ölümü karşısında da sistemle ve toplumla olan mesafesini korumuştur. Kırkağaç’taki mezar taşı için bizzat kendisinin kaleme aldığı;

“Kabrimi kimse ziyaret etmesin Allah için / Gelmesin reddeylerim billahi öz kardaşımı / Göz yaşından vazgeçtim, istemem ey ebna-yı cins / Erbab-ı hicve vasiyetimdir, köpekler etsin ziyâret taşımı”

 

Dörtlük Tahlili

 

  1. “Ey padişah-ı âlem, düşman mısın zekâya?”

Klasik edebiyattaki “padişah” imajını yıkarak doğrudan zekânın düşmanı ilan eder. İstibdat rejiminin jurnallerle aydınlar üzerinde kurduğu baskıyı ve iktidarın sermayeden duyduğu korkuyu gösteren sosyolojik bir tespittir.

  1. “Erbâb-ı iktidarı gördün mü saldırırsın,”

Buradaki “erbâb-ı iktidar”, güç sahipleri değil; bilim, sanat ve yönetimde ehliyet sahibi gerçek ustalardır. İktidarın kendi bekası için liyakatli kadroları sürgün ve tasfiyelerle sistem dışına itmesini yani kurumsal çürümeyi belgeler.

  1. “Asrında kaldı millet üstadsız, kitabsız,”

Dönemin katı sansür heyeti (Encümen-i Teftiş ve Muayene) politikalarının yarattığı kültürel çölleşmenin raporudur. Temel kavramların yasaklanması ve kitap basımının durdurulmasıyla toplumun rehbersiz (üstadsız ve kitabsız) bırakıldığını vurgular.

  1. “Havf eylerim yakında Kur’an‘ı kaldırırsın.”

Dönemin İslamcılık politikasının ve halifelik meşruiyetinin sökümüdür. Özü itibarıyla akla ve adalete çağıran Kur’an’ın, aklın tasfiyesini isteyen istibdat rejimi tarafından bile güç muhafaza etme uğruna yasaklanabileceğin rasyonalizmle iddia eder.

 

 

Yazı İçi