ALİ CELEP
YUSUF ALPER ŞİİRİ – 9
‘Kırk yıl önce ve şimdi
Solgun bir güz akşamının karanlığında
Bir küçük kasabanın küçücük odasından
Yılgın gözlerle kendime bakmadayım’
*
‘Acının savurduğu bir harman
Hüznün biçtiği göğekin gibi ben orda’
*
‘Hüzün bir duruştur çağın bağrında
Solgun bir yüzle kanayan bir yürek taşıyana
Hâla solgun yüz hâla kanayan yürek
Bitmedi. Bitmeyecek…
*
Kırk yıl önce ve şimdi.’
*
Yusuf Alper şiirinin ‘hüzün’ sözcüğüyle tanışması kırk yıl öncesine tarihlenebilir. Bu sözcüğün onun şiirinde ete kemiğe bürünmesini ve merkezi bir rol üstlenmesini hazırlayan koşullar dikkate alınırsa ‘acı’ sözcüğüyle birlikte bu tarihten öncesine de gidilebilir. Yusuf Alper ‘Kırk Yıl Önce ve Şimdi’ adlı son dönem şiirlerinden birinde bir alışkanlığa çalışmaya başladığı günlerden söz eder. Orada kendisi ve esasen insanların ekserisi için sınırları çizilmiş yaşama biçimlerine muhalif bir konum edinme isteği açıkça görülür. Sessiz, kendine yeten, içinde derinden bir ırmak gibi akan bir odada, geçmişte yaşamına kendi arzusuyla son veren Nilgün Marmara ve Sylvia Plath gibi şairleri anılarına katarak duygularını döker. Bir nevi yaşanan acıların hep yanı başında biten hüzünlerin momentumunu verir. Hüzün ve güz sözcüklerinin birbirlerinin yerine kolaylıkla kullanıldığı bu şiirde, bireysel planda kendini acının savurduğu harman yeri olarak konumlar. İç dünyasını hüznün biçtiği göğekin gibi resmeder. Birilerince çatılmış resme girmemek için direnirken, düzensizliğini, mevcut düzene karşı bir ilke olarak savunur. Şiirin sonuna doğru bir yerde, hüznün ve onu doğuran acının oldukça kişisel/ruhsal düzlemden toplumsal izleğe ve giderek çağdaş dünyanın aldığı son görünümler eşliğinde kurcalanma çabası dikkat çeker. Şairin modern dünyaya bakışını açıklayan bu ve benzer kesitler onun birçok şiirinde görülür. Bu kesitlerde hüznün siyasi kökenlerine ulaşılabilinir. Onun şiirleri, güncel siyasi gelişmeler bir yana bırakılırsa, esasen siyaset sözcüğünün her anlamıyla ilgilidir. Şu var ki salt politik özün dışında, her şiir kendince az veya çok politik niteliklidir. Yusuf Alper şiirinin siyaseti iki yönlü işlediği görülüyor. İlki dünya sistemi dediğimiz, çağdaş küresel sistemin acı sonuçlarıyla ilgili tepkileri şiirinde gündem yapıyor. ‘Çocuklar Korkunç’ adlı şiirinde olduğu gibi. İnsan uygarlığının özelde yakın coğrafyamızda, genelde dünya ölçeğinde dolaşıma soktuğu yanlış politik uygulamalarının acımasız boyutlarını bütün gerçekliğiyle sade bir anlatımla gözler önüne serer. Katışıksız, yalın gerçekleri şiirinin en temel hedefi kılar. Bedensel dünyaya vicdan elbisesi giydirir:
*
‘Ege denizinde çocuk
Kıyıya vuruyor cesedi
Tutmaya çalışıyor anne memesini
Kolları iki çubuk
Kumlarda yatıyor
*
Nasıl bir çağ bu, korkunç
Kumda ölü çocuklar korkunç
Babalarının kollarında melekler gibi yatan
Filistin’de Halep’te Bodrum’da
Ölü çocuklar korkunç
*
‘Çocuklar korkunç Allah’ım’
*
Bir gün hesap sorarlar
Sorarlar korkunç’
*
Bu demek oluyor ki Yusuf Alper şiirinin bir yönü, küresel kapitalist sistemin insanlık düşmanı uygulamalarına tepkili, eleştirel, siyasi duyarlılığı yüksek bir şiirdir. Bu duyarlılığın siyaset ve vicdanı, insani hisler potasında buluşturduğu açık.
Yusuf Alper şiirindeki hüzün sözcüğünün siyasi kökenlerine ilişkin ikinci tip işleyiş, yakın tarihimiz özelinde, içinde birçok acı kayıplar barındırın gelişmelere verdiği tepkilerle ilgilidir. Türkiye gerçeklerine açılan bu tip şiirlerinde de yalın konuşma dili, sade biçim ve bazen açık fakat daha çok örtük siyasi göndermeler etkileyicidir. Siyaset, acı gerçekler, ölüm ve hüzün dolayımında gelişen duyarlılık bireysel planda fakat bütün insanları ilgilendiren kıvamdadır. İnsan, içinden tarih ve acı gerçekler geçen, yakıcı, delici, vurucu, bu tür sıkı şiirlerini okuyunca, Yusuf Alper’in onca verimli dünyasında, lirik-epik kırması çalışmalara neden çok az yer verdiğine hayıflanıyor. Bence hüznün tarihsel politik arka planı oldukça zengin deneyimlerle doludur. Buradan onun şiirine taşınacak şiirsel yüklerin paha biçilmez ağırlığı olacağı muhakkak. Ben şahsen aşağıya aldığım örnek parçalarda olduğu gibi, bu manada şiirin taşıdığı siyasi yükün, Türk şiir ikliminde paha biçilmez değeri olduğuna kaniyim. Yusuf Alper şiirinin yanına kâr kalacak açılımlardan biri epik duyarlık seviyesinden gelebilir.
‘Günlerden kördüğüm, aylardan eylül
Her şeyin solup gittiği eylül’
*
‘Ey kendine sürgün
Silahı hüzün olan’
(Silah)
*
‘Olur mu olur – oldu
Sallandır üç kişiyi bak bir daha olur mu
Olur mu olur – oldu’
*
‘Sallandır yüz kişiyi binini kurşuna diz
On binine yüz binine işkence
Bak bir daha olur mu – oldu’
*
Ölümden dağlar oldu taşlar oldu sel oldu
Bitmedi bitmeyecek oldu – olacak
Sallandır sallandırabilirsen kırıldı nacak’

















