Mustafa N. Celep
Edebi eleştiride titizliğin özgün adı: Ali Celep
Bu yazıda şair-eleştirmen Ali Celep’in KDY’den çıkan iki eleştiri kitabını karınca kararınca tanıtma gayretinde olacağız.
Peki, Ali Celep kimdir, kısaca ele alacağımız yazardan bahsedelim:
Ali Celep, 90’lı yıllardan bugüne Türkiye geneli edebiyat dergilerinde şiirler ve yazılar yayımlayan, kendine münhasır, titiz, özgün, kendi yazınsal adasında yaşayan incelikli bir kalem sahibidir. Bir edebi harekete dahil olmadan, edebi hareketlere mensup genç şairler üzerine yönlendirici eleştiriler de kaleme alan, şiirin iyisinden de kötüsünden de anlayan, şiir ve eleştiri sanatının özüne vakıf ve özünden duyumsayarak kavrayan, millet eksenli bir edebi duyarlığa sahip bir kalem erbabı aynı zamanda.
Yakın zamanda iki eleştiri kitabı yayımlandı Ali Celep’in, Kitapyurdu Doğrudan Yayıncılık etiketiyle.[1] Tek şiir incelemelerinden oluşan ‘Şiir Deyince’ ve ilk kitap incelemelerinden oluşan ‘Şiirin Göz Ağrısı’ kitapları Celep’in Türk tenkit sanatına ciddi katkısı olarak dikkat çekmektedir. Bu önemli iki eleştiri kitabının öneminden ve hususiyetlerinden bahsedecek olursak, iki nitelik öne çıkmaktadır:
Yakın okuma tekniği ve incelikli analiz
Yeni Eleştiri’nin en önemli özelliği, ele alınan eseri yakın markaj okumaya tâbi tutarak yazı konusu eserin niteliklerini metin/eser merkezli okumaya çalışmaktır. Celep’in Yeni Eleştiri anlayışından ayrışan bir yönü var: Edebi eseri dikkatli bir bakışla ‘yakın okumaya’ tâbi tutmakla birlikte, eserin dışına taşarak o eseri millet merkezli bir duyarlık muvacehesinde de okumaya çalışıyor Celep. Bu ise millete mensubiyetinin bir gereği olarak gerçekleşiyor Celep’te. İşte bu esnada da epik/halkçı okumalar ve yorumlar devreye giriyor. Yani Celep’in yaptığı, edebi eseri salt bir nesne gibi göndergesiz, duygusuz ve bütünsü teknik okuma değildir; kendi öznel yorumlarını alabildiğine azaltarak, eserin milletin dünyasında aldığı/alacağı şekilleri de göz önünde bulundurup İsmet Özel’in tanımlamasıyla Türk şiir sanatında akan iki kanal olarak ethos-pathos damarını logos’ta birleştiren ideal bir bilinçten hareketle eleştirel bir yazarlık tutumu belirliyor. Örnekleyecek olursak;

“Şiir bir yerde şairin bu dünyanın anlamı ve öte dünyanın değeri bağlamında ölüm gerçeğini Müslümanca yorumlayarak bir varoluş pratiği geliştirmeye yöneliyor. Güzel olan bu pratiğin güncel toplum ve siyasi yaşamımızda nesnel karşılık gözetilerek verilmesidir.” (Şiir Deyince, s. 32)
“…ikincisi her şiir siyasidir prensibini, üstü örtük imgeci tutumla işletmek yerine, doğrudan konuşmayı esas alan halklaşmış şairin ağzından, yine doğrudan siyasi şiir yazmayı tercih eden bir duyarlıkla dolaşıma sokmasıdır.” (Şiirin Göz Ağrısı, s. 123)
Ali Celep’in eleştiri kitaplarının öne çıkan bir diğer özelliği, “yaratıcı bir analitik zekâ” diyebileceğimiz nesnel-tutarlı bir eleştirmenin olmazsa olmaz zihin yeteneklerine sahip olmasıdır. Zira Celep, eleştiriyi bir sanat olarak görenler safındadır. Bu meyanda da metinleri farklı üslup denemelerine mekân olur, yurtluk olur. Bu analitik zekânın bir niteliği de söz ve yazı konusu şiiri duyumsayarak özünden incelikle kavrayan keskin ve titiz bir bakış taşımasıdır. Bu tespitlerin havada kalan birer övgü cümlesi olmaması için somut olarak örnekleyelim:
Ali Celep, Osman Özbahçe’nin ilk şiir kitabını incelediği yazısında Özbahçe’nin şiirinde geçen ‘gövde’ kelimesinin kullanımlarının istatistik serimlemesini yaptıktan sonra, son-uç cümleler eşliğinde aşağıdaki tespitleri yazması, somut verilerden analitik ve soyut çıkarımlara ulaşması bakımından seçkin ve nitelikli bir “metin eleştirisi” olarak kayıtlara geçiyor:
“…bütün bu insan uzuvlarının böyle ayrıntılı ve sıkça şiirde dolaşıma sokulması bizi nereye götürür? Şu var ki bu kitabında şair, gövde ve uzuvlarının üzerinden imgeyi kendisinin, dolayısıyla şiirinin özel yaşantısı haline getirmiş.” (Şiirin Göz Ağrısı, s. 69)
“Osman Özbahçe abartılı sıfatlamalarla, nedensiz soyutlamalarla ölçüyü bir hayli kaçırmış görünüyor. Yine de bugünden baktığımda ölçüyü iyi ki kaçırmış demekten de çekinmiyorum. Bugün iyi bir şair olmasında bu münasebetsizliklerinin önemli ölçüde katkı sağladığını düşünüyorum. Bugün Osman Özbahçe bu ilk şiir kitabını çoktan terk etti. Şiire bakışı da değişti. Niçin değişmesin, değil mi ki şiir, değişimin öncüsü, dünyayı kendi temposuna çağıran soy enstrüman!” (Şiirin Göz Ağrısı, s. 69)
Bir “şiir düşünürü” olarak Ali Celep
Ali Celep’in şiir ve tenkit teorisinin en temel özelliği, şiiri ve şairi ele alırken, tikelden tümele, parçadan bütüne, özelden genele, yerelden ulusala ve evrensele, insandan insana, hayata, topluma ve doğaya doğru giden ve “canlı bir duyum eşliğinde” kanal açan bir açılım siyasetini belirlemesidir. Buysa lirik şiirin poetikasının sınırlarını aştığını, epik şiirin dışarlıklı dünya fikrinin eleştirmenin edebiyat ve hayat anlayışında belirleyici olduğunu göstermektedir. Şairin öz benliğinin sınırlı evreninde devinip duran lirik şiir anlayışını onaylamaz Celep, “Şairin hayatı şiire dâhildir” ilkesinin de ötesinde “şairin millet hayatı içinde cerayan eden kaliteli davranış biçimleri şiirinin niteliğine de yansır, yansımalı” anlayışını benimseyerek edebi eleştiride seçkin bir estet olduğunu da kanıtlamaktadır. Bu anlamıyla hep bir düzey ve seviye arayışındadır hem hayatta ve hem de bunun doğal bir uzantısı olarak şairin sanatında! Bu düzeyli eleştirel ve hayati ölçütlerin, bugünün “para”dan başka bir değer tanımayan, ruhça ve ahlakça düşkün modern toplumlarında bir karşılığı var mıdır, sorusu vahim olmakla birlikte sorulmalıdır. Bu manada eleştirel çıtayı oldukça yükseklere kurmuştur Ali Celep. Zaten yalnızlığının ve kimseye, hiçbir edebi topluluk ve cemaate tâbi olamayan tek başına bir yazınsal “ada” hüviyetine sahip oluşunun altında yatan en önemli nedenlerden biri de budur.
Kantarın topuzunun kaçtığı yerler ve kadı kızındaki kusurlar
Ali Celep’in eleştiri kitaplarındaki takıldığım en önemli husus, üslubundaki soyutlukla birlikte gelen eleştirel ölçütlerindeki belirsizliktir. Aşırı soyutluk ve titizlik, ölçütleri seçik bir algıyla belirginleştirmemizin önündeki en büyük engeldir. Bu ise eleştiriyi bir sanat olarak görmekten kaynaklı bir yazınsal tutumdur. Oysa ki ustası Hüseyin Cöntürk’ün eleştirel ifadeleri, son derece seçik bir algılamaya müsaitlik içeren cümlelerle doludur. Bu anlamda üslup ve ifadede Cöntürk yerine S. T. Colaridge’in soyut ve flu eleştirel evrenine daha yakın görüyoruz Celep’i. Şiir sanatında somut ve doğrudan konuşmaya ehemmiyet veren bir yazar, yazılarında da aynı tutumu belirlemeli ki okuyucular katında ciddi bir karşılığı olabilsin. Bu soyut üslup elbette kendi içinde derin bir içerikle taçlandırılmış, ancak bu derinliği ölçüp biçecek titiz bir araştırmacıyı beklemeden, Cöntürk’ün ifadesiyle eleştiride “ölçütler sistemini” seçik bir biçimde kaleme almak ve belirginleştirmek, istenen, ideal bir yazarlık tutumu olacaktır.
Ali Celep’in eleştiri kitaplarındaki takıldığım bir diğer husus, İbrahim Tenekeci ve benzeri şairleri ele alırken “beğeni” kat sayısına biraz aşırı abanmasıdır. Oysa ki İbrahim Tenekeci, bize göre lise düzeyinde şiir ve aforizmalar kaleme alan kendi çapında birtakım yetenektir. Ne modern şiir yazmıştır ne somut bir şairdir ne de ustalıklı ve ayağımızı yerden kesen nitelikli şiirlerin sahibidir. Baston değnekleriyle ayakta duran ve şemsiyesi olan “falancalardan biridir.” Evet, şairin “falancalardan biri” olarak günümüzde tanınması, İsmet Özel’in Şiir Okuma Kılavuzu’ndaki ön görülerinden biri olsa gerektir.
Bunun yanında ve şemsiyesinin altında bir şiir yazıcısı olarak Furkan Çalışkan’ın ilk şiir kitabına yönelik eleştirilerinde de Celep, çok yumuşak davranmıştır; Çalışkan daha ağırlıklı eleştirileri hak eden, şişirme balonlar, kurumlar, dernekler, kuruluşlar, yayınevleri ve belediyelerin desteğiyle ayakta durmaya çalışan “yetenek fakiri” bir yazar benzeridir. Bu anlamda Ali Celep, kalemini çok yavaş ve hafif işletmiş, zarif ve nazik davranmıştır.
Ayrıca geç kalınmamış bir soru olarak şu sorulmalıdır:
Fayrap dergisinde şiir yayınlayan ve sonradan Ketebe’den de kitaplarını çıkaran genç şairler, kendi başlarına yürüyen gövdeli sinerjileriyle şair ağabeylerini ekarte eden bir çapta ve derinlikte hangi eserleri ortaya koymuşlardır?
Ali Celep, Şiir Deyince adlı dev eleştirel eserinde bu şiir gençlerinin metinleri üzerine görüş ve önerileriyle onlarca yazı kaleme almıştır. Bu gençlerin -teşekkürü geçtik- söz konusu eleştiri kitaplarına kayıtsız ve duyarsız kalmalarını nasıl okumalıdır? Bu durumda genel edebiyat ortamının canlılığından, “başkalarının kalem işlerine” olan duyarlıktan ve şiir ortamlarının dinamizminden bahsedilebilir mi? Bahsedilemez. Bu durumda genç şairin şiirsel gelişiminin Türk şiiri lehine açılımlarından bahsedilebilir mi? Bahsedilemez.
Bugün artık “edebiyatçı” dediğimiz yazar figürünün insaniyetperverliği tartışma konusudur.
Bugün artık eserlerine İslami kavramları, terim ve ifadeleri boca eden, sözleriyle ve eylemleriyle arasındaki makasın metrelerce açıldığı Müslüman yazar kimliği tartışma konusudur, tartışılmalıdır.
Bugün artık Büyük Türk Şiirinin dekadans (çöküş) dönemlerini yaşamaktayız, konuşulmalı, tartışılmalıdır.
Bu meyanda Ali Celep’in eleştiri kitapları aracılığıyla şiir ve millet hayatının sıhhatine yönelik getirdiği çıkış yolu önerileri, her zamankinden daha çok konuşulmalı ve tartışılmalıdır.
Böylece bu tartışmayla gerçek, iyi ve nitelikli bir hayattan fışkıran ve çoğalan şiirler de Türk edebiyatının ve milletinin yüzünü gürbüzleştiren bir olgunluğa erişecek, HAKİKAT TEK BAŞINA İKTİDAR OLACAKTIR!
https://www.kitapyurdu.com/yazar/ali-celep/258805.html
[1] Ali Celep, Şiir Deyince, Şiirin Göz Ağrısı, KDY, 2023, İst.













Şu durumda genç, yaşlı, orta yaşlı şairlerin, şair adaylarının, şair-benzerlerinin “bizde eleştiri yok!” serzenişinde bulunmalarının bir anlamı kalmamıştır. Ali Celep’in titiz şiir eleştirileri ve eserleri orada öylece durmaktadır!