Mustafa Nurullah Celep, Cahid Efgan Akgül’ün EOY Yayınları’ndan çıkan ilk hikâye kitabı üzerine yazdı.
Mustafa Nurullah Celep
Kurmacadan Gerçekliğe:
Cahid Efgan Akgül’ün Hikâyeleri Üzerine
Akgül’ün EOY’dan çıkan kitabını düşünüyorum; gözlerim kapalı…
Değinime böyle bir giriş yapmamın sebebi, bu cümlede gizli, yani hikâye yazarı metinlerarası göndermelerle anlatısına ‘postmodern kurgu tekniklerini’ de kullanarak bir renklilik ve çeşitlilik katmış. Diyeceğim, hiç iyi etmemiş. Bu konuya geleceğim. Şimdilik buraya bir ‘mim’ koyup kitabın ilk izlenim serimlemesine geçiyorum.
Akgül’ün öykülerinin ‘kurmaca’ ve oyunculluk niteliği, kitabının geneline yayılan metinlerin yayılımını göz önünde bulundurduğumuzda, daha ağır basıyor.
‘Müthiş Bir Tren’de fon olarak gerçeğimsi bir atmosfer yer alsa da metin, öykü kişileri ve öykülerin işleyişi bakımından ‘kurgusal’ bir öyküdür.
Sonrasında gelen ‘Çalıntı Hikâyeler’, ‘Çalıntı Şiirler’, ‘Küçük Kehanetler Dîvânı’, gerçeklik kavrayışından ve kaygısından uzak olsa da öykünün biçimlenişi itibarıyla gerçeklikten ‘öz’ olarak istifade eden, ‘kurmaca’ bir metindir.
‘Ölünün Zaman Tüneli’, öykünün süreçsel işleyişi ve çerçevesi bakımından ‘gerçekli’, ancak final kısmının inandırıcılığı anlamında ‘kurgusal’, oyuncul bir metindir.
Haşere, aynı ‘Çölde Gizli Berberiler’ gibi nesnel karşılığı olan, gündelik hayatın içindeki bir kesitten kotarılmış ama yine de kurmaca niteliği baskın bir öyküdür. Modern öykünün ölçüleriyle ifade edecek olursak, metinlerarası göndermelerin geçit töreni gibi.
Eserin ilk bölümündeki öyküler, genel olarak eğlenceli bir oyun duygusunu hissettiren, hüzün izleğinin neredeyse hiç yer almadığı, şen şakrak, cıvıl cıvıl bir anlatımda, pırıl pırıl konfetiler gibi ışıl ışıl parıldayan renkli bir bölüm…
Eserin ikinci bölümü olan ‘Takdir’de bir anlatıcı olarak Akgül’ün ruh hâli ciddileşiyor. Öykülere dramatik bir hava hâkim oluyor. Buna bir de hüzünlü ve acı yüklü bir atmosfer yayılıyor. Acı, çocukluk anlatıları, nostaljik konular ve anılar metinlere dokunaklı bir iklim katıyor.
‘Omzumdaki Eğrilik’ öyküsüyle derin bir hüznün, acı bir lirizmin koyultulmuş gölgesine geçiyoruz. Bu öykü de nesnel karşılığı olabilecek bir metindir. Mesela benim çocukluğumda da cami avlusunda yaşlılar çakıyla dolaşır, biz Yahya Celep ağabeyim ve mahalle arkadaşlarıyla avluda top oynarken, yaşlılar yakaladıkları anda ellerindeki çakıyla toplarımızı keser ve bizleri bastonlarıyla kovalarlardı. Yetmedi, bastonlarını arkamızdan fırlatarak korkuturlar ve koşarak kaçmamıza sebep olurlardı…
Hâl bu ki o sinirli ve agresif yaşlı amcaların çocukları ve torunları ne durumdaydı? Biz spor ve sağlık derken, onlar kahve köşelerinde, kumar masalarında zaman öldürmekle meşguldüler…
Bize “o yaşlı amcaları nasıl bilirdiniz?” diye sorulduğunda, “kötü bilirdik!” diyeceğiz…
İstisnai bir hikâye: Ring!
Akgül’ün hikâye toplamının istisnai bir metni var. Öykü demiyorum bu metne; “hikâye” diyorum, farkındaysanız. Kitabının arka kapağında dile getirilenlerin tamamen dışında bir örnek: Ring. Çokça fetişize edilen modern öykü sanatının özelliklerine tanıklık etmiyoruz bu ‘Ring’de. Mesela parodi, pastiş, metinlerarasılık, alt kurmaca, üst kurmaca, ironi, dramatik ironi, postmodern ironi, oyunsuluk, kurgu, büyülü gerçekçilik vb. ardı ardına sıralanan bütün teknik hususiyetlerin dışında ve uzakta, gündelik hayatın tam ortasından kotarılmış, ‘gerçekli’ bir hikâye! Somut ve gerçekli. Sıralanan rakamlardaki oyunsuluğu dışta tutacak olursak, bugün ihtiyacımız olan bir hikâyedir bu. Günümüzde asıl yazılması gereken hikâye anlayışına göre biçimlenmiş bir gerçeklik algısına sahiptir. Tek kelimeyle, numara yapmıyor. Oyun kurmuyor. Oyun oynamıyor. Okuyucuyu eğlendirmiyor. Bugün artık bu tarz hayatçıl hikâyeleri mumla arıyoruz. Kavgasını verdiğimiz hikâye anlayışı budur! Savaştığımız, itiraz ve isyan ettiğimiz, eleştirip sorguladığımız, kanlı canlı bir koşuşturmacanın içinden ve nabzından fırlayıp metne yansıyan, gerçeklik bilincini bünyesinde taşıyan, etkileyici bir hikâye: Ring!
Bize göre kitabı kurtaran, yeniden ve yeniden okumamızı sağlayan, benimseyip insani bir onama duygusu yaşadığımız, duyarlığımıza seslenen bir hikâye: Ring! Yani Akgül’ün ‘Ölünün Zaman Tüneli’ndeki aradığı öykünün membaı, kaynağı, özü, mekânı, fışkırıp gürleştiği, beslenip köklendiği bir hayat yeri olarak ‘Ring’dir! Yani ki ‘Ölünün Zaman Tüneli’ndeki aradığı öykünün açık-seçik ve net yanıtını ‘Ring’ veriyor.
‘Çevirgel’, yukarıda bahsettiğim tematik özellikleri taşıyan, acı ve hüzün duygusuyla sarsıldığımız kalbimizi ağırlaştıran bir metin…
‘Günlerden Bir Gece’, sevimli ironisi ve zekâ dolu atak anlatımıyla Tedbir’de yer alması gereken oyuncul bir metin.
‘O Günler Geçip Gitti’, İslami zamanlara ait bir metin. Bir çocukluk anlatısı. Nostaljisi, hüznü, acısı, ölüm temi ve hissiyatıyla dokunaklı bir anlatı.
Küçürek öykülerini bir araya getirdiği ‘Saman Alevi’ adını verdiği metinler, kısa, öz anlatımlı, yalın mesajlar ve ironik göndermeler içeren ve nesnel karşılığı olabilecek bir hayat çerçevesi taşıyan, akılda kalıcılık, eğlence, ironi ve oyunsuluk özellikleri taşıyan bir edebi alt türün güzel örnekleridir.
Hasılı kelâm, Cahid Efgan Akgül, yazınsal tebriği fazlasıyla hak ediyor. Bir ‘Ring’ hikâyesi için bile Cahid’i takdir etmeye değerdir. İyi iş çıkarmış yani. Dil, ifade, anlatım ve üsluptaki özeni ve akışkanlığıyla ilk öykü kitabı için ‘başarılı’ nitelemesinde bulunabiliriz.
‘Ring’ dolayımında bir öneri
Akgül, ‘Ring’ üzerinden ve ‘Ring’in açtığı kanal üzerinden gerçekli hikâye atlaslarına, gerçek hayatın nabız atışlarının duyurulduğu canlı ve hareketli hikâye platolarına ve paftalarına bir yol gidebilirse, bu somut ve ‘gerçekli’ hikâye algısını hayatın içinden yürünebilen bir çizgiye eriştirebilirse, hayattan beslenerek hikâye dünyasını büyütebilirse, işte Akgül’e gerçek yazar şahsiyetini ve edebiyatçı duruşunu bu sağlam bilinç kazandıracak ve onu geleceğe taşıyacak, benzerleri arasındaki farklılığı işte ancak o zaman belirginleşecektir.
Ancak Cahid bizi çok bekletmesin.
Çünkü gerçek bir hikâyenin nabzı Ring’de atıyor…
İhtiyacımız olan budur.
Ya da Türk hikâyesi Ring’deki gibi yazılmalıdır.
Kanlı canlı…
Harekete dayalı…
Somut hayatın tam içinden…
[7 Eylül, Pazar, 2025, haberedebiyat.com]













