Ana Sayfa Edebiyatın İçinden “Bitmeyecek Öykü” üzerinden var olmaya bir adım daha yaklaşmak…

“Bitmeyecek Öykü” üzerinden var olmaya bir adım daha yaklaşmak…

14
0

EMİNE SÜMEYYE ÜNAL

“BİTMEYECEK ÖYKÜ” ÜZERİNDEN VAR OLMAYA BİR ADIM DAHA YAKLAŞMAK

Michael Ende ilk kez okuyorum.

Kitabı elime aldığımda yazar hakkında hiçbir bilgim yoktu. Daha sonra fark ettim. ”Momo” ile ünlenen bir yazar Michael Andreas Helmuth Ende 1929 yılında Almanya’da dünyaya gelmiş. 2. Dünya Savaşı’nı atlatan yazar, aktörlük yapmış, skeçler ve kısa oyunlar yazmış, tiyatro yönetmenliği ve film eleştirmenliği yapmış. İlk büyük başarısı ”Cim Düğme ve Lokomotifçi Lukas” ile geliyor. 1973 yılında ”Momo” ile dünya çapında büyük yankı uyandırıyor. Bu eseri ise 1979 yılında kaleme almış. 1995 yılında aramızdan ayrılan yazarın kitapları birçok prestijli ödül kazanmış.

Bu kitap zihnime nasıl girdi? Onu almamı sağlayan titreşim neydi? Önce bu konuyu anlatmalıyım.

Ayşe Şasa. Benim çok takdir ettiğim hiçliğin koynundan varlığın sonsuz zevk alemine giren çok kıymetli senarist, sinema tarihçisi ve de yazar… Onu anlatan çok oldu. Ben de sayfalarca anlatabilirim. Siz merak edin ve de kitaplarını alıp okuyun isterim. Bu nedenle kısa tutmak istiyorum.

Rahmetli Ayşe hanımın bir kitabında ”Bitmeyecek Öykü”den bahsedilmişti ve ben de not defterime kaydetmiştim. Birkaç aydır kütüphanemde benim onu okumamı bekliyordu. Evet, her kitap sahibini er ya da geç bulur. Kitabı biz seçtiğimizi zannederiz ama o bizi seçiyor. Bizim ihtiyacımızı bize göstermek, içimizdekine aynalık ederek bize yol göstermek adına kitap bizi seçiyor. Bunu bugün çok daha iyi anladım.

Ve ben de kitabı okumaya başladım. Başlangıçta bir lise öğrencisinin okuyabileceği bir fantastik kurgu olduğunu düşündüm. Ayşe Şasa tavsiye ettiği için almıştım, çünkü hiçliği en derinine kadar yaşamış biri tam manasıyla hiçliği algılayabilir ve bu kitap da tam bu noktada en doğru eserlerden.

İlerleyen sayfalarda verilen mesajlar beni etkisi altına almayı başardı. Hem de büyülü, büyülü olduğu kadar gizemli; hiçlikten sıyrılmaya çalışan gizemli bir ruh dünyasının içine çekildim.

Fantazya… Amansız Orman… Devler, cüceler, cinler, konuşan dağlar, geçit vermeyen kayalar, gıdaları çok farklı maddelerden oluşan varlıklar… İnsan ötesi kurtadamlar da var.  Korkunç canavarlar hiç duyulmadık kavgalar da. Tabi ki amansız dertler ve ölüme de çareler var.

Bizim yani yanılgılar ve yalanlarla yaşayan insanların bilmediği belki de bildiği ama unuttuğu ya da unutturulduğu nice varlık, nice kavram var bu kitapta. Çocuk İmparatoriçe ve onu koruyan kutsal taşı var. Sonsuzluk var. Bitmeyecek sonsuz öykü var. Bu belki de bizim hikâyemiz… Belki her okuyan için onun varlığına has, bir ve tek yazılmış bir eser.

Bunu Bastian anlayabilecek mi? Bastian da kim mi? Evet, biraz da ondan bahsetmeliyim. Bastian, annesini kaybedeli çok olmuş. Babası ile yaşıyor. Babası mutsuz, az konuşan ve sessiz bir adam. Bastian da mutsuz çünkü okulda arkadaşları ve öğretmenleri onunla alay ediyor. Ve hiç yeteneği yok. Bir de sarışın, şişman ve de çirkin! Bu nedenle arkadaşı da yok. Ama kitap onu çağırdı. O da bu çağrıya kulak vererek kitabı çaldı. Artık bir hırsız. Babası bunu duyarsa ne mi olur? Yok, hayır duymamalı. Babası bir kez daha Bastian yüzünden üzülmemeli. Babası, Bastian için üzülür mü peki? Bunu Bastian da bilmiyor. Bastian çaldığı kitapla beraber okulun çatı katına saklanıyor. Acıkıyor, susuyor ve korkuyor. Ama kitap onu öylesine etkiliyor ki oradan çıkıp da evine gidecek gücü de bulamıyor. Bu kitap ile onun aynasına bakalım neler yansıyacak?

Bitmeyecek öykü… Çocuk İmparatoriçe çok hasta. Ölüyor. O ölürse Fantazya ve tüm canlıları da ölür. Ama o tümüyle ümit dolu. Bir çare vardır diyor. Bu çareyi bulmak için Atreju görevlendiriliyor. O da yanına aldığı AURYN ile yola çıkıp türlü zorluklar içinde, azim ve inanç ile çareyi arıyor. Ona uğur ejderhası da eşlik ediyor. Ve sonunda ”Çareyi bulamadık!” demek üzere Çocuk İmparatoriçe’ye dönüyorlar. O ise çarenin bulunduğunu bildiriyor. Peki çare kimde? Nerede? Bunu madem biliyordu, neden Atreju’nun bu kadar acı, çile ve hastalık çekmesine göz yumdu?

Sırlar kitap ilerledikçe bir bir çözülüyor.

”Koskocaman bir yanılgı, dostum! Kendilerini pek temiz, pek lekesiz sayan öyle ziyaretçiler gördüm ki, aynadan yüzlerine sırıtan canavardan çığlık çığlığa kaçtılar. Hatta biz bazılarını dönüş yolculuğuna çıkacak duruma gelinceye kadar haftalarca tedavi etmek zorunda kaldık.”

Her bir bölüm o bölümün ilk cümlesinin ilk harfi ile başlıyor. Ve her harf için özel resimlemeler ile insanı bir kez daha etkiliyor.

Kitapta bazı canlılar görünmez ve sadece şiirsel konuşulduğunda onun dili anlaşılabiliyor. Bu nedenle kitabın akışında yeni güzellikleri de fark ediyor okuyucu.

Kitap muhteşem bir zekâ ile yazılmış, bu apaçık ortada.

”Dinle: Fantazya selenyumu isteklerimize tepki gösteriyor. Onu öylesine eğilmez yapan doğrudan bizim isteğimiz. Biri içeri girmeyi ne kadar çok isterse kapı da o kadar sıkı kapanıyor. Ama biri bütün isteklerini unutmayı ve hiçbir şey istememeyi başarırsa, kapı onun önünde kendiliğinden açılıyor.”

Fantazya kurtulabilir; kurtulmalı, tüm canlılar ve dünya için kurtulmak zorunda. Bu defa Çocuk İmparatoriçe yola çıkıyor.

”Her şeyi bir insanın ellerine bırakmayı gerçekten istiyor musun?”

Soruyor Fantazya’nın belleği, Gezgin Dağ’ın İhtiyar’ı.

”İstiyorum” diye yanıtlıyor Çocuk İmparatoriçe.

”Gözyaşlarının yüzüne aktığını hissetmiyordu Bastian. Birden neredeyse bilinçsizce haykırdı: ”Ayçocuk! Geliyorum!” Aynı anda birçok şey birden oldu.”

Bu öykünün içinde sınırsız istekler de var… Sınırsız güç… Sınırsız dilek hakkı… Gerçek cesaret… Yokluklara katlanabilmek …

Peki, Bastian Balthasar Bux neler dileyecek?

”Sanırım birbirimize söyleyecek bazı şeylerimiz var, efendim. Belki ben sana bilmediğin sırları açabilirim. Sen de bana, varlığımın benim için giz olan bilmecesini anlatırsın.”

Hayat nedir diye sık sık düşünürüm. İnsanı değersizleştirmeye çalışan nice davranış üzerine düşünürüm. Ara ara yaşadığım da olur bu değersizlik duygusunu. Sıska bacaklar, şişman dolgun bir beden, çilli surat… Kime göre neye göre değerlilik kavramı, kitabın içinde sık sık okuyucunun zihnine doğuyor. Yargılar, ön yargılar, kendi aynanın kirini görmeden bir diğerinin aynasına atılan çamurlar… Bunların hepsi Fantazya’yı da kirletiyor, bu dünya diğer dünyayı da yaratıyor.

”Hiçliğe atlama sırası sana gelir gelmez, sen de gücün kişiliksiz ve iradesiz bir hizmetkârı olacaksın. Kim bilir neye hizmet edeceksin. Belki de senin yardımınla insanlar, ihtiyaçları olmayan şeyleri satın almaya itilirler ya da tanımadıkları şeylerden nefret etmeye, kendilerine boyun eğdiren şeye inanmaya ya da onları kurtarabilecek şeyden kuşkulanmaya. Sizlerle küçük Fantazyalı, insan dünyasında büyük ticaret yapılır, savaşlar çıkarılır, dünya imparatorlukları kurulur…”

Ne istiyorsan onu yap, yazıyordu sınırsız güce sahip İmparatoriçe’nin sembolünde. Bastian, Fantazya’ya neler katabilecekti? Bir isim vermişti ve daha birçok varlığa da verecekti. Peki, neler dilemeliydi? İşte bu aşamadan sonra olayalar su gibi akıyor. Kitap insanı daha çok etkisi altına alıyor, ruhun girdabı artarak çoğalıyor, elbette güzel bir amaç için.

Her varlığın bir ismi olmalı bir de ikigaisi yani yaşam amacı. Bu bitmeyecek öyküde herkesin bir adı var artık. Peki, ya insan soyunun hırsları? Daha fazla ipucu vermeyeyim değil mi? Yazar, ince bir zekâyla taşı gediğine oturtuyor.

Siz okuyun ve de neler hissedeceksiniz, kalbinizi dinleyin. Hayallerini kaybetmeyen içindeki çocuğu daima seven yetişkinler olabilmek dileğiyle… Bu da başka bir öykü, başka zaman anlatılmalı.

[Eleştirel.net, 2020]

[haberedebiyat.com, Eylül, 2026]