Ana Sayfa Parantez DİL SUSTU KALEM KONUŞTU / MEHMET AÇAR

DİL SUSTU KALEM KONUŞTU / MEHMET AÇAR

52
0

DİL SUSTU KALEM KONUŞTU / MEHMET AÇAR

Hayat bazen insanı sessizliğin içine bırakır.

Bir gün fark edersiniz ki adımlarınız hep aynı yolu arşınlamaktadır. Evden işe, işten eve… Günler birbirine benzer, saatler aynı ritimde akıp gider. Fakat insanın asıl yolculuğu çoğu zaman dışarıda değil, kendi içinde başlar.

Benim yolculuğum da böyle başladı.

Bursa Şehir Hastanesi’nde çalışıyorum. Hastane, insanın hayatla olan ilişkisini en çıplak hâliyle gördüğü yerlerden biridir. Orada hayatın makyajı yoktur. Orada insanın makamı, parası, gösterişi bir anda anlamını yitirir. Çünkü hastane koridorlarında herkes aynı gerçeğin karşısında durur. İnsanın acizliği…

Bana sık sık sorarlar:

“Orada çalışmak sana ne öğretti?”

Ben de çoğu zaman kısa ama ağır bir cevap veririm:

“Hastanelerde edilen duaların, camilerde edilen dualardan daha samimi olduğunu öğrendim.”

Çünkü hastaneler, insanın bütün maskelerini çıkardığı yerlerdir. Yaşamla ölüm arasındaki o ince çizgide bekleyen insanların gözlerine baktığınızda, dünyanın bütün telaşlarının nasıl da küçüldüğünü görürsünüz.

Hastane bahçelerinde bekleyen insanların bakışlarında tek bir cümle gizlidir:

“Yeter ki sevdiklerimiz iyileşsin.”

İşte o an insan anlar:

Gerçek zenginlik ne servettir ne şöhret.

Gerçek zenginlik sağlıktır.

Modern zamanlar insanı kalabalıkların ortasında yalnız bırakan bir çağın kapısını araladı. İnsanlar birbirine her zamankinden daha yakın görünürken aslında hiç olmadığı kadar uzaklaştı.

Sohbetler kısaldı.

Muhabbetler sığlaştı.

Dostluklar çoğu zaman menfaatin gölgesinde soldu.

Belki de bu yüzden geçmişe özlem duyuyoruz.

Birbirinin sözünü kesmeden dinleyen insanlara…

Saatlerce süren sohbetlere…

Çayın buharıyla birlikte yükselen samimiyete…

Ben de zamanla insanlardan biraz uzaklaştım.

Ama bu uzaklaşma bir küskünlük değildi.

Sadece bir tercihti.

Yalancı dostluklar yerine kaliteli yalnızlığı seçtim.

Yalnızlık çoğu zaman yanlış anlaşılır. Oysa insan bazen yalnız kaldığında kendine yaklaşır. Gürültüden uzaklaştıkça kendi sesini duymaya başlar.

Ben de o sessizliğin içinde kitaplara sığındım.

Kitaplar benim için yalnızca sayfalardan ibaret değildi. Onlar birer kapıydı. Her biri başka bir dünyaya açılan kapılar…

Bir gün Fransa’da Paris sokaklarında dolaştım.

Bir gün Rusya’da Moskova’nın soğuk sokaklarını arşınladım.

Bir gün Amerika’da Kaliforniya kıyılarında gezindim.

Bir gün Hindistan’da kalabalığın karmaşık hayatına karıştım.

Bir gün Akdeniz’de Çukurova’nın sıcağında kavruldum.

Oysa gerçekte ben küçük bir odanın içinde oturuyordum.

Ama kitaplar bana dünyanın kapılarını açıyordu.

Bir sohbet sırasında şöyle demiştim:

Kitap okumayan insan bir hayat yaşar.

Kitap okuyan insan ise yüzlerce hayat yaşar.

Ve gerçekten de öyledir.

İnsan bazen yaşadıklarını anlatamaz.

Bazı duygular vardır ki kelimeler boğazda düğümlenir, cümleler yarım kalır.

Ben de uzun süre sustum.

Gördüklerimi…

Yaşadıklarımı…

İçimde biriken kırgınlıkları ve soruları…

Hepsini içimde sakladım.

Ama insanın içinde biriken duygular sonsuza kadar susmaz.

Bir gün taşar.

Benim içimdeki duygular da bir gün taştı.

Nasıl mı?

Dil sustu, kalem konuştu.

Kalem, insanın kalbiyle dünya arasında kurduğu en samimi köprüdür. Yazmaya başladığım gün anladım ki insan bazen konuşarak değil, yazarak iyileşir.

Her satır bir yükü hafifletti.

Her kelime içimdeki bir düğümü çözdü.

Yazdıkça rahatladım.

Belki de yazmak, insanın kendi ruhuna tuttuğu en dürüst aynadır.

Bir gün yazdıklarımın kitap olmasını isterim.

Ama bu isteğin sebebi yalnızca bir kitap sahibi olmak değildir.

Asıl isteğim şudur:

Bir gün bir okuyucu satırların arasında yürürken durup kendi hayatını hatırlasın.

Bir cümlenin içinde kendini bulsun.

Ve içinden şu cümle geçsin:

“Ben de böyle hissetmiştim.”

Çünkü yazının gerçek gücü, okuyanın kalbinde yankı bulduğu anda ortaya çıkar.

Benim kalemle tanışmam bugünün hikâyesi değildir.

Çocukluğuma kadar uzanır.

Birçok çocuğun oyuncak arabası, topu, misketi vardı.

Benim oyuncaklarım ise kalem ve kâğıttı.

Sayfalar dolusu yazılar…

Karalanmış defterler…

Çözülmüş bulmacalar…

Çocukluk hayalim öğretmen olmaktı.

Hayat o yolu bana nasip etmedi.

Ama öğretmen olamadım diye kalemden de kitaptan da hiç kopmadım.

Çünkü insan bazen mesleğini değil, ruhunu seçer.

Benim ruhum da kelimelerle dosttu.

Bugün geriye dönüp baktığımda şunu görüyorum:

Hayat bana önce yalnızlığı öğretti.

Sonra huzuru.

İnsan kendisiyle barışık olmayı öğrendiğinde dünyanın gürültüsü anlamını yitirir.

Bu yüzden şunu öğrendim:

Kendinizi sevin.

Kendinize saygı duyun.

Kendinizle barışık olun.

Çünkü insan önce kendine değer verirse dünya da ona değer verir.

Ve her şeye rağmen…

Siz yine de kitap okuyun.

Çünkü bazen bir kitap, insanın hayatında karşılaşabileceği en sadık dosttur.

 

#paranteziçi