Kültür insanı Mehmet Ali Abakay ile Türkiye’de yayıncılığı ve dergiciliği konuştuk…
Mustafa Nurullah Celep: Anadolu’da çıkan edebiyat dergilerinin sorunlarını düzeltmek için neler yapılabilir? Bunu sorarken kurum, kuruluş, vakıf dergilerini kastetmiyorum. Kendi kısıtlı imkânlarıyla yayın yapan dergileri soruyorum. Bu dergilerin uzun ömürlü olmaları için tavsiyeleriniz nelerdir?
Mehmet Ali Abakay: Anadolu’da çıkan bir dergi, genelde beş aşamada değerlendirilebilir:
1- Yerel Dergiler: Bir şehrin ya da kentin tanıtımını esas alan, yörenin özelliklerini taşıyan dergiler, genelde yayın periyodu mevsimlik ya da yıllıktır. Reklâm ağırlıklı bu dergiler, iş dünyasını önceleyen, ticarî vasfa sahiptir.
Kimi sayılarında yerel dosyalarıyla geçmiş ile bugünün arasındaki şehir-kent- kasaba değişimlerini nostaljik özellikte yansıtan özellik taşır.
2- Kültür – Sanat Dergileri: Birkaç kültüre ve sanata meraklı, kendisini ispat etme heyecanı ön plânda görünen, birkaç sayı sonra maddî imkânsızlıktan kapanan ya da anlaşmazlıktan dolayı içinden yeni bir dergi vücuda getiren dergiler.
Gençlik heyecanıyla çıkarılan bu dergilerde yazanlar, çalışmalarıyla bir gömlek üstün dergilerde görünerek amacına ulaşır.
Israrla yayını üstlenen ekipten kalanlar, dergiyi birkaç sayı devam etse dahi zaman içinde dergi ” Harç bitti yapı paydos” ile son sayısıyla yayına veda eder.
Kimi zaman şiir, hikâye, deneme ağırlıklı olan bu tür dergilerde bir kalemin beş-altı müstear isimle çalışmasının yayınlandığı bilinir.
3- Şahsa Dayalı Dergiler: Bir edebî topluluk oluşturma, misyonu ve vizyonu dar bir çerçevede olan, kişiyle var olup, ya ölümü ya okunurluğu gittikçe azaldığı için kapanan dergiler.
Yerel dergilerin okur sayısı artmadıkça ve abone sistemi olmadıkça devamlılığı kalıcı olamaz. Birçok kalıcı vasfa sahip dergilerin kapanmasına rağmen halen isminin hayırla yâd edilmesi, yayıncılık dünyasında bilinmesi söz konusudur.
4- Yerelde Estetik Dergileri: Yerel dergicilikte farklı olan bir husus, estetik ağırlıklı dergilerdir. Bazen üniversite öğrencilerinin tiyatro-sinema-fotoğraf-gezi ağırlıklı dergiler yayınladığı görülür. Bu tür dergilerin sürekli malî kaynağa sahip olamayışı, ne kadar özenle hazırlanıp yayınlansalar da kalıcılığı süreklilik arz etmez.
5- Yerel Düşünce Dergileri: Felsefî, ideolojik tarzda olan bu tür dergiler çok okuru olsa bile az sayfalı çıkar. Kimi derginin roman boy kitap ebadında yayınlandığı görülür.
Yerel taşra dergileri, sözü olanın çıkarması gerekenlerin işidir. Sürekli olarak çıkan dergiler, ana kadro muhafaza edildiği müddetçe varlıklarını korur.
Günümüzde teknolojik gelişmeye paralel, çoğu yerel dergi, ulusal dergiler gibi elektronik ortamda yayınına devam etmektedir.
Ben dergi basılı olmadığı müddetçe, dergiyi okumayan biri olarak, e-dergilerden kiminin çıktısını alarak okuma gayreti içindeyim.
Resmiyette Kültür ve Turizm Bakanlığı, kütüphaneler için kimi dergilere abone olsa da yerel dergilerin çoğu bundan faydalanmıyor.
Dergi, ancak abone olunarak takip edilir.
MNC: Kültür merkezinize birçok dergi misafir oluyor. Bu dergilere dair gözlemleriniz nelerdir? Bu dergiler idealinizdeki dergi modeline uyuyor mu? Daha iyisi için neler yapılabilir?
MAA: Şehir Araştırmaları Merkezi oluşumunda süreli yayınlara ayırdığımız bölüm, nazarımızda kitaplara verilen kıymetin bir üstündedir.
Kitaplar, genelde her zaman bulunabilme özelliğine sahiptir, birden çok basım yapar. Dergiler ise özel sayılarının bir kısmı dışında ikinci kez basılmaz.
Bir derginin basımı genelde 500-1000 adetle sınırlıdır. Kimi dergileri istisna tutarsak, bu rakam değişmez.
Aylık olarak daha önce takip ettiğimiz dergi sayısı yirminin üstüne çıkıyordu. Günümüzde artan basım maliyeti, kargo bedeli kimi dergilerin fiyatını ister istemez artırdı. Kimi derginin kendinden kapaklı çıkışına zemin hazırladı.
Köklü, kurumsallaşmış, bir yayınevi ya da şirket çatısı altında yayınlanan dergilerin reklâm sayfaları, dergiyi çıkarmaya yetiyorsa da kültür-sanat-edebiyat alanındaki dergilerin tutunması çok güç. Dağıtım ağının zorunlu baskı adedi zorlaması, iade dergilerin dahi kargo ücretinin istenmesi, kimi kitabevlerinin dergiyi vitrinde bulundurma ücretini talep etmesi söz konusu dergilerin çoğunu mevsimlik dergiye yöneltti, bazı dergiler sadece abone sistemiyle çıkarken İstanbul, Ankara, İzmir, Bursa gibi şehirlerde bayide bulunmaktadır.
Hava yolu şirketleri, yolcuları için dergi yayınını bıraktı. Kimi belediyeler, kültür-sanat-edebiyat ağırlıklı dergi yayınına ara verdi.
Kahramanmaraş, Çorum ve birkaç belediye bu ısrarlı dergi yayınını sürdürüyor.
Merkezimizde çoğu İstanbul çıkışlı on binleri bulan, yüzü aşkın dergi çeşidi bulunmakta. Her biri temin edildikçe arşivlenmektedir.
Bugün her bir derginin yurdun her yerinde bulunması mümkün olmasa da kimi yayınevleri, birden fazla dergi çıkarmakta, kendilerine yakın kitabevlerinde satışa sunmaktadır.
İdealimizdeki dergilerin muhtevası tarih, şehir, düşünce ve edebiyat ağırlıklı dergilerdir.
Daha önce çıkan dergileri, birkaç kez okumamıza rağmen, yeni çıkmış dergi misali tekrar okumaktayız. Elbette elimize geçen dergi, yıllar önce çıkmış olsa bile bizim için yeni dergidir.
Dergiler, hür tefekkürün yıkılmaz kaleleri bilinir. Günün ideolojik, ayrımcı, kendisinden başkasını dışlayan dergileri, marjinal kalmaya mahkûmdur.
Gittiğimiz dergi satım alanlarında her alanda dergi çeşitliliğine rastlıyoruz. Mutfak, tatil- gezi, çocuk, gençlik, kadın, bulmaca, sağlık, moda, otomotiv, karikatür, haftalık aktüel dergilerin çokluğu bize göre nitelikli dergilerin beslendiği insan kaynağını tüketti.
Günümüzde Şehir Araştırmaları Merkezi Dergi Masası’na ikisi tarih, yedisi kültür-sanat-edebiyat, ikisi şehir olmak üzere on iki-on üç aylık, iki aylık dergi yer alır.
İnsanımız, okuduğu dergiyi yayıncısından temin edebilmeli. Dergileri yaşatmak lazım gelir ki sürekliliği devam etsin.
MNC: Türkiye’de son 10 yıldır süregelen kitap yayıncılığının temel problemleri nelerdir?
Sorunlarını maddeler halinde sıraladığınızda, canlı, gür, gürbüz bir yayıncılık için neler yapılabilir? Tavsiyeleriniz nelerdir?
MAA: Kitap yayıncılığında bildiğimiz yayıncının bir kitap basım masrafı genelde fiyatının beşte yirmisiydi. Bunun yüzde kırk-ellisi satıcının ve gönderim ücreti hesaplansa kalan yüzde otuzluk kısım yayıncının ve yazarın telif hakkını oluştururdu.
Fuarların yaygınlaşmasıyla yayınevleri, yazarıyla şairiyle okuyucu buluşmaları yapmaktayken kitabı satması gereken kitapçı devreden çıkmaktadır.
Bugün yayıncılıkta genelde ilkeli bir duruş görmek mümkün değil. Çoğu yayıncı çocuk yayıncılığına yönelmiştir. Bu tür çocuk kitapları ana sınıfı öncesinden orta öğretime kadar uzanmaktadır.
Mizah, gelişim, gençlik, ütopik, korku-polisiye roman olmak üzere genç kuşağa yönelik çok satanlarla kısır döngü devam etmektedir.
Kitap fuarları bir şehirde ulusal ve yerel olmak üzere ikiye ayrılmalı. Sizin yayınınızı okura ulaştıran kitapçılar varsa ulusal yayınevi olarak fuarlara katılmanıza gerek olmaz. Yazarınız, şairiniz fuarda ya da kitabevinde imza günü düzenleyebilir.
Yerel şairlerle yazarlar için kitap fuarları düzenlenmeli, genel fuarlarda en ücrâ kısımlarda stant mecburiyeti ortadan kaldırılmalı. Yerel şairlerle yazarlar için dar kapsamlı da olsa birkaç güne yayılabilecek fuarlar açılmalı, bu şairlerle yazarlar şehrin dinamiklerince desteklenmelidir.
Kitap fuarlarında kimi yazarlarla şairlere özel düzenlenen konferanslarla paneller görmekteyiz. Kişi eğer şairse, yazarsa buna gerek yok, stantta günlerce vitrin yüzü olarak bulundurmamalı, gereken ilgi ve alaka yayıncısı tarafından gösterilmeli, şair ya da yazar, fuarda kitap mankeni, işporta tezgahındaki ürün satıcısı konumundan kurtarılmalıdır.
Günümüzde sanal ortamda birçok kimsenin şair ve yazar olarak çıktığı bilinmektedir. Bu eserlerin muhtevası, üslûbu, yaşa göre önemi sorgulanmadan basımı kimi yayınevlerince yapılmakta, kişi kendi imkânıyla satışını sürdürmektedir.
Kitap fuarlarında derslere, sınavlara yardımcı kitaplar, kırtasiye malzemeleri, test kitapları, albenili oyuncaklar, çantalar satışa sunulmamalı.
Kitap Fuarı’ndan çok kırtasiye fuarı görüntüsü oldukça üzücü.
Şehir Araştırmaları Merkezi’nde her bir şehrin kitaplığında tarih, kültür, sanat, mimarî, musiki, mutfak, arkeoloji olmak üzere birçok konu başlığı mevcut.
Kültür-sanat- edebiyat alanında o şehirde doğmuş, yaşamış, yaşamakta olan isimlerin eserlerini kısmen bulunduruyoruz, bazen bir isme ait eserlerin tümünü temin ediyoruz.
Bizim isteğimiz meslekî birliklerin/ yazar birliklerinin konunun üzerinde ciddiyetle durmasıdır. Birçok kitap vardır ki eğitimci olarak, merkezimizin kitaplığında bulundurmamız söz konusu olamaz.
MNC: Anadolu merkezli bir kitap ve dergi yayıncılığının kendi seslerini ülke geneline duyurmaları için neler yapılabilir? Anadolu’dan Türkiye’ye ve dünyaya açılmaları için ne yapmaları gerekiyor?
MAA: Büyük iddialarla kurulan yayınevleri söz konusu.
Öncelikle bir konuya açıklık getirelim.

Yayıncılık bizde daha çok kapitalleşti, yazılı- Sesli- görüntülü medyada olduğu gibi yayıncılık alanı kimi bankalarla holdinglerin etkisi ve baskısı altında.
Doğrudan kimi bankanın yayınevleri mevcut, holdinglerde olduğu gibi.
Öncelikle dürüst olmak gerekir. Kapitalist anlayışa, emperyalizme karşı olan kimi isimlerin kitapları kimi holding ve banka yayınevlerince basılınca kitaplarının yayınevince basılmasından iftihar edenler, mutluluk duyanlar var. Bu tezadı, çelişkiyi ifade edelim. Hem sol hem sağ hem İslâmcı kesimden kimi isimler biliriz.
Siz, kapitalizme, emperyalizme karşı çıkıyorsanız, bu yayınevlerinden eserlerinizi, kitaplarınızı nasıl bastırıyorsunuz?
Yayın ağının genişliğinden, fiyatların normal oluşundan söz etmekle bu işin içinden çıkılamaz.
Kimi kitap dağıtım şirketlerinin, pazarlamacılarının yazar ve şair ayrımı yapmadan, yayınevi dışlaması olmadan çalışması güzel sonuçlar veriyor.
Bu şirketlerin kimisi on binlerce kitabı depolarında bulundurması, e-ticaretle okura eserleri ulaştırması söz konusu.
Bilmekteyiz ki bu alanda kurumsallaşmak isteyen kuruluş, mutlaka ya İstanbul merkezli ya da Marmara merkezli olma zorunda.
Ülke nüfusunun üçte birinden fazlasının yaşadığı bu bölgede, İzmir’e, Ankara’ya ulaşım kolaydır.
Anadolu’da böyle bir potansiyel oldukça zor. Üniversitelerin kümelendiği bölgeler, Marmara, Ege’nin Kuzeyi ve İç Anadolu’da Ankara ile çevresidir.
Akdeniz’de, Karadeniz’de, Doğu’da ve Güneydoğu’da kitap okunurluğu nüfusa göre ne kadar çok olsa dahi, kitap okuru İstanbul ve çevresinden kitabını temin eder.
Herkesin bildiği yayıncılık Osmanlı’dan bugüne İstanbul patentini taşır, İstanbul dışı taşradır.
İstanbul, ekonominin, sanayinin merkezi, dış dünyaya açılan kapı, kültürün ve turizmin yüzü iken, yayıncılık alanında söz sahibidir, genelde.
Kooperatifleşmeyle kimi çalışmalar yapılmış ise de ideolojik yaklaşımlar, sürekliliği sağlamaktan uzak düşmüştür.
Anadolu’daki kitap ve dergi yayıncılığının güçlü bir çıkış yapabilmesi zor.
Matbaaya ve dağıtım ağına sahip olmak zor.
Kimi dallarda verilen ödüllerin komisyonlarının nasıl belirlendiğini, kimin kime ödülü hangi şartlarda verdiğini, kim ünlü edilmek isteniyorsa kimlerin destek sunduğunu biliyoruz.
Sinema, müzik, tiyatro alanında bu kalıplar Anadolu için çelikten bir duvardır, yayıncılık gibi.
Bir programla bir gecenin sabahında ünlü olan şarkıcılar biliriz. Sinema oyunculuğuyla değil, seçimler öncesi oyunun rengini belli edenlerin ödül aldığını biliyoruz.
Ahtapot misali her yeri sarıp sarmalayan bu görünmez ağlarla örülü yayıncılık dünyası, aynen Yeşilçam gibidir. İstenmeyen oyuncu, ne kadar rolünün hakkını verse de piyasaya giremez, sinema eseri ortaya çıkarsa da sinema salonu bulamaz. Batı yapımları bir dönem sinema salonlarındaki yerli yapımlara dahi egemen olmuştu.
Siz, en iyi eserler ortaya koyun, size ödül verilmez.
Yılın şairlerini, yazarlarını, enlerini seçen jüriler besbelli.
Bu tezat-çelişki ortadan kalkmadıkça, beyazların tahakkümü devam edecektir.
MNC: Son yıllarda yükselen trend olarak “dijital yayıncılık” olgusu var. Talebe göre baskı yapan, depolama sorunu olmayan, toplu baskının olmadığı, sipariş üzerine bir yayıncılık. Bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz? Türkiye’de yayıncılığın geleceğine dair ön görüleriniz nelerdir?
MAA: Dijital Yayıncılık, yazarın ya da şairin eser sahibi olmasını sağlar.
Kimi yayınevi yaptığı sözleşmede yazarına- şairine %30-50 arası telif sözü verir, fuarlarda, etkinliklerde tanıtımını yapacağını, imza günleri düzenleyeceğini belirtir.
Kimi dijital yayıncılıkla ilgilenenleri tenzih ediyoruz, bazı yayıncılar ve dijital yayınevleri kitap yazarından, şairinden belli bir ücreti alır, kitap basımı olduktan sonra yazarına-şairine kitabı mevcut fiyatının yarısına satar. Bazen bu basılan kitabın en çok satın alanı, eserde imzası olan kimsedir.
Bu bandrol uygulaması, ISBN hususu ne derecede geçerli? Maalesef muallaktadır.
İşini hakkıyla yapan, yazara ve şaire telif hakkını kitap satışına göre verenler söz konusu. Yalnız bir sıkıntı, sözleşmenin bazen beş-on yıl olması.
Kimi akademik ve meslekî yayınlar için dijital yayıncılık önemlidir.
Kişi, bin adet kitabını ücretiyle dijital yayıncılıktan edinebilir.
Kimi kitabın yüz- iki yüz adet ihtiyaç halinde basımı bu yayıncılık tarzı ile kolaylaştığını belirtmekte fayda vardır.
Türkiye’de yayıncılığın ilerisi için ön görü olarak kimi açıklamalarda bulunduk.
Kitaptan gittikçe uzaklaşan kişilerin 1980’lerde kendince haklı sebepleri vardı. Günümüzde globalleşen sömürü sistemi, insanı bilgiden, erdemden, fıtrattan uzaklaştırmakla görevli.
Bize düşen kitaba sarılmak ve kitabı dosdoğru sahiplenmek.
MNC: Türkiye’de veya çevrenizde, tanık olduğunuz kadarıyla, kitap editörlerinin durumunu nasıl görüyorsunuz? Editörler, eserler üzerinde gereken titizliği, özeni ve inceliği gösteriyor mu?
MAA: Maalesef kimi yazar, elli sayfa kitabı(?) yazar, editör kitabı birkaç ay içinde iki yüz sayfa olarak teslim eder, ücretini alır.
Editörlük, imlâ ve noktalama ve kitabı yayına ufak dokunuşlarla hazırlama, danışmanlıktır.
Günümüzde editörünün olduğu kimi kitaplarda anlatım bozuklukları, imlâ hataları, noktalama yanlışları kol kola girip halaya durmuş şeklinde bir manzara teşkil ediyor.
Birkaç kitap metni geldiğinde, çalışmayı geri çevirdim.
Bizden istenen makyajla yetmiş yaşındaki birini yirmili yaşlara döndürme.
Editöre verilen metin düzeltmesi oldukça zor.
Metni yeniden yazmanız, düzeltmekten daha kolay.
Bu tür kimi okumadan ve yazmadan meflûç kimileri, karşınıza editör marifetiyle yazar ve şair olarak çıkabiliyor.
MNC: İdealinizdeki kitap editörü nasıl olmalıdır?
MAA: Birkaç kitabın editörlüğünü yaptım.
Tanıdık isimler gelince işin kolay olduğu sanılıyor.
Kimi ismimize kitabın ikinci sayfasında yer verirken kimisi gerek duymadı. Editörlüğünü yaptığımız kitaplardan ikişer nüshayı arşivimizde bulunduruyoruz.
Sadece editörlük için teşekkür etmeyi ahde vefa bilen bir grup kesim var.
İdealimizde editör, eser sahibinin düştüğü hatayı tespit, yanlışlarının yerine doğru olanı ifade eden danışmandır, tecrübe sahibi olarak bunu ifade edendir.
MNC: Yeni yazmaya başlayan yazarlar veya yazar adayları bir derginin kapısından içeriye girmek için nelere dikkat etmelidir? Genç yazarlara tavsiye edeceğiniz bir dergi öneriniz var mı?
MAA: Okumadan, araştırmadan, yazarlarla şairler hakkında bilgi sahibi olmadan yazmak, mümkün değildir.
Bir dergide yazabilmek için kişinin birkaç dergiyi yıllarca takip etmesi, alanında kendisini iyi yetiştirmesi gerekir. Çıraklıktan kalfalığa varmadan işin ustası olmak mümkün değildir.
Birkaç dergide görünüp kaybolan çok kalem vardır.
Kişi yazacak ise birden çok dergi yerine karar kıldığı bir dergide yazmalı.
Okuduğu yazarların, şairlerin etkisinden zaman içinde sıyrılmalı, kendisi bir üslûp sahibi olmalı.
Yetenekli olan kişinin ustalığı emek harcamaktan geçer. Yazımda, anlatımda pişmeyenin ham hali, onun beğenilmesine, okunmasına, tanınmasına engel durumdur. Aslı dururken kopyanın bir kıymeti, değeri olmaz.
Yıllardır dergi okuruyum, dergilerden yazı ve şiir teklifi gelmedikçe çalışmalarımızı göndermiyorum.
Kimi gençleri savruk şekilde birkaç dergide görünce düşünüp durmak lazım.
Bir derginin sacayakları belli şairlerle yazarlardır. Bu isimlerin eserleri arasında genç olanların çalışması yer alıyorsa “Mesafe kaydedilmiş.” demektir.
Şiir fabrikası misali yazanın bir de kimi şaire bakması lazım. Bazı şairin toplam ya bir ya birkaç şiir kitabı vardır.
Sürekli nesirle hem hâl olan, yazı kaleme alan, her alanda kendini ispat etmek isteyen gencin maymun iştahlı olduğunu, kendisine söylemek lazım, yetenekliyse incitmeden.
Onun için dergi ismini belirtmeden, usta kalemlerin yer aldığı dergilerin her bir sayısını sindirerek beş-on kez okumak, belirtilenleri anlamak gerekir.
MNC: Merkez dergiler ile taşra dergileri arasında bir gerilimden veyahut bir alışverişten bahsedilebilir mi? Fiber internet çağında hâlâ daha merkez-taşra ayrımı yapılabilir mi? Merkez edebiyat-taşra edebiyatı tartışmalarından bugüne ne kaldı? Siz bu ayrıma inanıyor musunuz?
MAA: Daha önce kimi taşra dergileri, İstanbul’da sabırsızlıkla beklenirdi.
İstanbul’da çıkan dergilerle taşra dergileri bazen başa baş giderdi.
Unuttuğumuz bir hususa değinelim
Her gazetenin mutlaka kültür- sanat sayfaları vardı. Kimi kalemler bazen aynı gazetede kalem münakaşasına girerdi. Bu isimler, konuyu yazdığı dergilere taşırdı.
Kimin ne dediği, gündem belirlerdi. Günümüzde bu gazeteler yok, gibi.
Her bir şehirde adeta birer edebiyat mahfili-mahfilleri bulunurdu.
İstanbul’da kimi kıraathaneler-kahvehaneler, pastaneler hatıralarda canlılığını koruyor, bugün.
Kalem ehlinin bu mekânlara geliş saati bellidir. Adeta bu masa, kendisine aittir, şahsına ayrılmıştır. Kişi gelir, dinleyicisi etrafında toplanır, aynı mekânda iki-üç masada farklı isimler, o güne dair konuşmaları yapar, soruları kendince cevaplandırırdı.
Merhum Ali Emirî Diyarbekir Kıraathanesi’ne gider, misalen. Sahaftan önemli bir kitap satın almışsa herkese kahve söyler, meraklısı konuya vâkıf olur. Sezai Karakoç, birçok şiirini bir pastanede yazmıştır, bazen kahvehanede. Diğer isimler için de durum farksızdır.
Günümüzde matbu yayıncılığa alternatif gösterilen sanal dergicilikten haz etmemiş olmama rağmen, takip ettiğim birkaç dergi olmadı, değil.
Dergi yaprağını çevirmeden, mürekkep kokusunu duymadan, aynı sayfaları tekrar tekrar okumadan, birkaç kişiyle konuyu tartışmadan dergiden vaz geçmezdik, kitaptan kıymetli sayardık.
Her ay beklediğimiz dergilerin yolunu gözlerdik. Dergi, hastanın derdine derman hükmündeydi.
Günümüz elektronik yayıncılıkta dergicilik bize hitap etmiyorsa da kabul etmek lazım ki masrafı bazen hiç olmayan çıkış yoludur.
Kaydı tutulmazsa, bu tür dergiler bir zaman sonra yok hükmündeyken matbu dergiler fizikî olarak kalıcıdır.
Orhan Veli ve arkadaşları ismi gibi yaprak dergisini çıkarmış, kimi şairlerle yazarlar cep kitap boyu ebatlı dergiler yayınlamış, bazı dergiler iki sayfanın katlanmasıyla sekiz sayfa olarak çıkmış.
Unutmamak lazım ki kimi gazetelerin verdikleri kitap ekleri de birer dergidir. Günümüzde bu ekler, bir bir hayatımızdan çekilmektedir. Mevcut birkaç gazete dışında kitap eki veren de kalmadı.
Bu gazetelerde dinmeyen tartışma İstanbul ve Ankara merkezli gazetelerde devam ederken, hafta sonu eklerine de yansımıştır.
Bir dönem Halkevleri dergileri çoğu şehirde çıkmaktayken taşra ve İstanbul ayrımı ortadan kalkmış gibiydi. Tek parti yönetiminde bu birçok şehirdeki dergi, 1950’lere kadar yayınlandı.
MNC: Şehir Araştırmaları Merkezi’nin bir proje olarak kitap ve dergi yayıncılığına kültürel/edebî hangi katkıları olacak? Projelerinizden bahseder misiniz?
MAA: Şehir Araştırmaları Merkezi olarak dergi ve kitap yayıncılığı düşüncemiz var.
Bir ekip olmadan dergi çıkarmak güç. Kitap yayıncılığı aynı şekilde.
Bülten düşüncemiz, dönemlik dergi olarak dört ayda bire dönüştü.
Bilmekteyiz ki taşrada dergi tirajı en az iki yüz en çok beş yüzle sınırlı. Abone ve reklâm geliri olmadıkça derginin sürekliliği mümkün değil. Bir derginin kargo gideri derginin fiyatıyla eş değer.
Bu sebeple dergi üç-dört ayda bir çıkabilir. Bazı dergiler altı ayda bir ya da senede bir yayınlanır.
Elektronik dergicilikte abone olan kişi, çıktı alabiliyorsa matbu hükmünde dergisini saklayabilir, çalışmaları bulabildiği, erişilebilir okura ulaşabilir.
Bizim Şehir Araştırmaları Merkezi düşüncemiz, 1982’de gönle tohum olarak ekildi. İki kez merkezini açmamıza rağmen istenene ulaşamadık. 2014’e kadar makalelerimizde canlandı, 2014’te bir seferde on iki kitap yayınlayarak merkezin adına eserleri çıkardık. İstenmeyen kimi olayların çıkmasıyla bulunduğumuz şehirde çalışmaları askıya aldık.
2024 içinde merkezimizin yerini satın alarak, her türlü eksikliği giderip 2025 Başında açılışa hazır hale getirdik. 2026’da tanıtıma ağırlık vererek dernek ya da vakıf şeklinde resmiyete dönüşecek.
Seksen bir şehre ve yüz dünya ülkesine ait kitap, dergi, gazete, ansiklopedi olmak üzere kaynağımız oluştu. Bunun beraberinde onlarca farklı alanda kitaplığımız var, tarih- mimarî-musiki- kültür- sanat- edebiyat- sinema gibi.
İki yüz bin civarında materyale sahip merkezin olması gereken demirbaş malzemeleri tamamlandı. Merkezimiz, şimdilik kendi mekânımızda çalışma bürosu hükmünde.
Gayemiz, her bir şehirde merkezin şubesini, temsilciliğini arz-talep meselesine göre açılır, görmek.
MNC: Kitap yayıncılığında bir de “merdivenaltı yayıncılık” olgusu var. Sosyal medya reklamlarıyla yazar avına çıkmış bir “dolandırıcı yayıncılık” olgusu var. Bu konuda sözünüzü sakınmadan neler söylemek istersiniz? Görüşleriniz ve uyarılarınız nelerdir?
MAA: Daha önce de ifade ettiğimiz gibi üç-dört farklı isimle ortaya çıkan yayın evleri- grupları söz konusu. Her işin bir merdiven altı durumu varken, yayıncılıkta da durum farksız.
Korsan plâk, kaset, CD derken kitap, bu halkaya eklendi. Usulca bandrolün sahtesi dahi üretildi. Ders kitapları dahi bir dönem basıldı.
Oldukça yaygınlaşan bu sektöre(?) karşı olması gereken cezaların yüz misli dahi az gelir
“Kitabınızı hazır veriyoruz.” İddiasıyla kimi yazar ya da şair adayından ücret alıp on dijital kitabı verenleri duyduk, sadece. Bu duyumun doğru olduğu ihtimali yüksektir.
MNC: Bu topraklarda ideal ve sağlıklı bir kültür, sanat, edebiyat ve medeniyet ortamının tesisi için neler yapılabilir? Olumlu-olumsuz eleştirilerinizi önerilerinizle birlikte ifade eder misiniz?
MAA: Biz insanın inşa ettiği şehirlerin zaman içinde medeniyeti bina ettiğini ifade ediyoruz. Yapmak zor yıkmaksa kolay.
Tarihte ve çağımızda yakılan, yıkılan şehirlerde önce yok edilen şehirler, beraberinde katliama uğrayan insanlar ve ortaya çıkan medeniyetin ortadan kaldırılmasının günümüzde canlı tanığıyız, şahidiyiz.
Şehir Araştırmaları Merkezi ile bu şuuru, bilinci insanımıza vermek istiyoruz.
Kültürün, sanatın, edebiyatın yeşerdiği sahada insan yaşamı, çevreyle uyumlu, insanlar birbiriyle barışık, düzenle intizamla iç içe bir hayat söz konusu olur.
Bir şehirde aç çocuklarını taşları kaynatıp, fokurdayan sudaki taşların birbirine değme sesleriyle avutan anneler varsa, o beldede adaletten, haktan bahsetme, idrake deli gömleği giydirmekten başka bir anlam taşımaz.
Günümüzde Filistin’in içinde olduğu durum, mensubu olduğumuz medeniyetin durumunu izah etmek için başka bir tablo sunmamıza gerek bırakmaz.
Kültür-sanat- edebiyat, Endülüs’te gelişen medeniyetle var oldu, insan kıyımıyla son buldu.
Kalkıp bu insanlığın acılarını, tarih sahnesinden silinişini dile getirme elbette gelecek nesiller için bir görevdir, vazifedir.
Bu hâle neden düşüldüğünü sorgulamamak da zalimin yaptığı zulme ortak olmayı kabullenmenin diğer adıdır.
MNC: Kültür-edebiyat haberciliği yapan internet sitelerinin mevcut durumunu nasıl görüyorsunuz? Daha iyi olmaları için neler yapılabilir?
MAA; Bizde gelenekten gelen somut belgeler önemli. Teknolojik yeniliklere açık olmakla beraber yazılı belgelerden, kitaplardan oluşan kütüphanecilik geleneğimiz söz konusu.
Süreklilik, kalıcılık taşıyorsa, devamlılık arz ediyorsa bu tür haber siteleri önem arz eder. Bir sabah kalkıyorsunuz, siteniz yok, çökmüş, kapatılmış ya da yer kiralama ücretini vermediğiniz için yayını durdurulmuş.
Biz, bilginin her zaman erişilebilir olduğu, kalıcı olan kütüphane anlayışından yanayız.
Daha önce hemen her evde kitaplıklar varken, kitaplar hayatın içindeyken yaşamımız farklıydı. Son çeyrekte evlerde kitaba, dergiye, gazeteye rastlanmıyor, evlerde matbu olan her şey fazlalık görülüyor. Buna karşı olma hakkımızı kullanıyoruz. Her evde yeniden birer kitaplıktaki kitapların evleri bilgi bahçesine dönüştürdüğünü ifade ediyoruz.
Teknolojik yeniliklerin takipçisi olma yanında, hayatımızdan kitabı dışlama, hazır bilgiyi sanal ortamda bulanların zaman içinde yanlışlıklarla harmanlanmış doğruların (?) savunucusu olmayı ihtimalden gerçeğe dönüştüren hakikat olarak, aileden başlayarak toplumun nasıl ayrıştırıldığını göstermesi yönüyle önemlidir.
MNC: Yerel veya ulusal birçok dergi-gazete, yazarlarına “telif” ücreti ödemiyor. Bütün gazete ve dergilerin yazarlara emeklerinin hakkını bihakkın vereceği zamanlar olacak mı? Türkiye’de “telif sistemi” uygulamasının gerçekleştirilmesi için önerileriniz var mıdır? Bu konuda ne yapılabilir?
MAA: Çalışanın, bir işte emek harcayanın alın teri kurumadan işinin karşılığı olan ücreti alması hakkıdır.
Telif ücreti de bu hak kapsamındadır.
Global sistemde bu hakkın gözetilmediği var sayılsa dahi bizde çok kazanma ve çalışana az ödeme kurulu ticarî mekanizmanın yazılı olmayan aslî kurallarından biridir.
Geçimini yazarak sağlayan bir insana, emeğinin karşılığını yapılan anlaşmalar çerçevesinde vermekten mahrum bırakma, gereğini tam yerine getirmeme, hiç bir vicdanın kabul edemeyeceği durumdur.
MNC: Haber Edebiyat adına teşekkür ederiz.
MAA: Haber Edebiyat’ta okuru birkaç nokta hakkında haberdar kılma fırsatını veren size, müteşekkiriz.
Editör
Mustafa Nurullah Celep
haberedebiyat.com

















