SUÇLU HEP BAŞKASI
İnsan, hatayla karşılaştığında önce kelimelere sığınır.
“Herkes yapar,” der. Bu cümle, bireyin kendini kalabalığın içinde eritme biçimidir. Çünkü kalabalıkta suç görünmez; sorumluluk da sessizce dağılır. Demagoji tam burada başlar: Gerçeğin üzeri, çoğunluğun sesiyle örtülür.
Yanılgılar birikir. Başarısızlıklar, insanın önüne bir ayna gibi konur ama o aynaya bakmak nadir rastlanan bir cesarettir. Kişi, kendini arıyormuş gibi yapar; oysa gözleri hep başkalarındadır. Suçlu bellidir: O’dur, bu’dur, zamandır, düzendir. Gerekirse sen olur, ben olurum. Ama neredeyse hiç kimse “ben” demez.
Sorumluluk, düşünmeyi gerektirir.
Düşünmek ise durmayı. Modern insanın en sevmediği şey de budur. “Ne yapıyorum?” sorusu sorulmadığında hayat hızlanır, fakat anlam yavaş yavaş kaybolur. Dün, ders olmak yerine mazerete dönüşür. Bugün ise yarının bahanesi olur.
Adalet meselesi de burada çarpıtılır.
Hayat suçlanır; adaletsiz olmakla itham edilir. Oysa adaletsizlik yalnızca sonuçlarda değildir. Yükün nasıl dağıtıldığına bakmak gerekir. Kimileri hiç taşımadan yürür, kimileri taşıdıkça suçlanır. Üzülen hep aynıdır. Mücadele eden, omzuna düşeni kaldıran da hep aynıdır. Bu bir rastlantı değil, yerleşmiş bir alışkanlıktır.
Demagoji, insanın kendine bakmamak için geliştirdiği en zarif savunmadır.
Süslü cümleler üretir, basit gerçekleri karmaşıklaştırır. Suç sürekli el değiştirir; sorumluluk ise sahipsiz kalır. Böylece herkes konuşur ama kimse hesap vermez.
Belki de mesele şudur:
Başkalarını suçlamak kolaydır, kendine katlanmak zor.
Demagojinin bir başlangıcı vardır.
Ama sonu yoktur.
Çünkü sorumluluk alınmadıkça, hiçbir hikâye gerçekten bitmez.
Her daim bir umut vardır.
Aylin Özgür













