Yoksunluklar Ekseninde Dergicilik!
“İyi dergiler, iyi insanlarla birlikte iyi matbaalarda basılıp gittiler” mi?
Fikir ve düşünce ikliminin harlandığı atmosferi oluşturur dergiler. Son yüzyılda hangi ülkeye giderseniz gidin, fikir iklimlerinin düz ayak uğradığı “ilk mekân” dergilerdir. Bu nedenle “düz ayak” mekânları diri tutan toplumlar, fikir ve sanatı da diri tutmuş sayılır. Kimse kusura bakmasın, ancak müfredatı tartıştığımız şu iklimde dikkatle izliyoruz; hangi dersin içeriğine dair, ciddi, ele gelir, gençliğe dokunacak içerik üreten isimler çıkacak diye… Maalesef “o isimlerden” de yoksun kalmış görünüyoruz.

Neden bu yoksunluk hâli? Kimse bunu dertlenmiyor. Zira “ideolojik elbiseler”e o denli şartlanmışız ki, o elbiseyi giydirmeyi “kâfi” görüyoruz. Bu yoksunluk hâlini tartışmak gerekir. Sağ, sol, milliyetçi, İslamcı hangi çevredenseniz, içerikten mahrum bir yoksunluk sarmış her tarafı. Rahatsızlık vermiyorsa, fark edilmediğindendir. Fark edilmiyorsa seviye “dip yapmış” demektir.
Bir süredir dergiler çıkmakta zorlanıyor. Bunun nedeni sadece ekonomik değil. Matbaa bedeli, telif bedeli, kâğıt bedeli bir şekilde bulunup ödeniyor. Ancak çıktığını sandığımız dergiler, maalesef içerikten “yoksun” çıkıyor. Şiir, nesir, öykü, hikâye, makaleden yoksun dergiler çıkıyor.
Farkında mıyız okur olarak? Maalesef değiliz… Zira “dergi okuru” diye de bir şey kalmadı nerdeyse. Ama bunun da sorumlusu okur değil, içeriksiz yayıncılıktır.
Konuyu dağıtmaktan yana değiliz…
Cemaatler, cemiyetler, gruplar, fraksiyonlar dergi çıkartıyor öteden beri. Çıkartsınlar, çıkartmalılar da… Ancak dergilerinde fikir ve düşünce yok. Felsefe yok. Duruş yok, içerik yok. Sadece bir şekilde bulunan bütçelerle “dergi çıkartmış” oluyorlar.
İçinde bir yeni şiir yazan gencin heyecanından eser yoksa, yeni bir öykü kaleme alan delikanlının satırları yoksa, ilk kez bir metni yayınlanacak diye heyecandan uyumayan bir öğrencinin makalesi yoksa; yayınlanan şey bir dergi değil, basılı bir propaganda ve reklam mevkutesidir.
“Yoksunluk” demiştik ya. Ülkenin meselesi haline gelmiş vaziyette…
Okumayanlar ülkesine döndük. Yazanı çok, okuyanı yok bir dönemden geçiyoruz. Sosyal Medya’da “hesap açan konuşuyor” gibi bir sakillik bizimkisi… Gazeteleri dijitalleşme bitirdi, dergileri de öyle. Okur diye bir şey kaldıysa bu Diji Dünya’ya entegre olamamış üç-beş genç (!) delikanlıdır. Onlar da zaten bu çağa ait değiller…
O halde mesele nedir?

Mesele şudur: “İyi malın alıcısı Bağdat’tan” geliyorsa, bizim dergiler neden alıcı bulamıyor? İyi olmadığı için mi? Bağdat artık bizde olmadığı için mi? Bu yaman çelişkiye gülümsediğinizi görüyorum. Ama mevzu derin, “iyi dergiler, iyi insanlarla birlikte iyi matbaalarda basılıp gittiler…”
Bu sayede okuru kurtarmış olduğumun farkındayım. Hem de bu eleştiriyi bir dergide yayınlayarak dikkatleri üzerime çektiğimi de görüyorum. Ama zaten “iğneyi kendimize” batırdığımız yer olmaktan çıktığı için dergicilik bitirilmiştir. Buna rağmen dergiciliği “içerik kalitesi” ile emek vererek; yazar, okur, yazı yolculuğuna çıkanların hesap edildiği dergiler de yok değil. Bizim lafımız da onlara değil zaten.
Fatih Bayhan

















