Ali K. METİN
YAZAR SORUMLULUĞU VERSUS YAZAR UTANMAZLIĞI
Yazarın yazdıklarından dolayı utanabilmesi önemli. Kendini sigaya çekmek bakımından, dahası yazma eylemine yüklediğimiz sorumluluklar açısından önemli.
Yazıyı yazarın namusuyla eş tutma anlayışı, romantik olmaktan da öte bizi giderek endişelendiren nostaljik bir bakışa dönüşüyormuş gibi bir kuruntuya kapılmadığımızı söyleyemem. Ama bunun şimdilik sadece bir kuruntu olduğunu biliyoruz. Negatif unsurların ciddi bir çoğalma göstermesi sorumlu ve nitelikli gerçek yazarlık ameliyesinin ardındaki ahlaki tecessüsleri ortadan kaldırmıyor. Muhtemelen yakın ve uzak bir gelecekte de kaldırmayacak.
Buna mukabil salt ticaret ve şöhret aracı haline getirilmiş yazarlık fenomeni, çeşitli sebeplerle günümüzde giderek kemikleşen bir görüntüye sahip. Popüler kültürün nabzına ve beklentilerine uygun malumatfuruşluklar ve retorik bayağılıklar üzerinden profesyonel bir yazar statüsü edinme çabaları, kendisine bugün yaygın bir etki alanı bulabiliyor.
Dolayısıyla iç açıcı bir gidişatın olduğu söylenemez. Düşünce ve edebiyat ortamı şayet utanma duygusunu kaybetmiş yazarlar tarafından speküle edilebilir noktaya gelmişse, ortada önemli bir arıza, bir tehlike var demektir.
İsmet Özel’i “Yazarın Utanç Zamanı” başlıklı yazısında (Tavşanın Randevusu) “ilk defa yazı yazıyor olmaktan utanıyorum” demeye sevk eden ruh hali, burada gayet açıklayıcı bir mahiyet taşımaktadır. İsmet Özel’in utanma hissine dair cümleleri, yazar sorumluluğunun çarpıcı bir tezahürü, biraz da belki romantize edilmiş bir yankılanması diye okunabilir: “Söylenecek şeyler olduğunu bildiğim için utanıyorum. Bu şeyleri söylemeye yeltendiğim için utanıyorum. Aynı şeyleri söylemeye hiç yanaşmadım diye utanıyorum. Mecburiyetlerimden, kendime koyduğum sınırlamalardan utanıyorum. Serazatlığımdan, kendime tanıdığım hareket kolaylığından utanıyorum.”
İsmet Özel’in utanması, hiçbirimizin hadi canım diyemeyeceği nispette anlaşılır, kendini doğrulayacak kadar samimi, o ölçüde de asil bir utanmadır. Cümleleri arasındaki çelişkili içerik ise aslında onun romantik deyişinden ileri gelen yüzeye ait bir görüntüdür sadece. Her bir cümle, gerçekte yazar sorumluluğunun çeşitli (ontolojik) dışavurumlarını ortaya koymaktadır da ondan.
Bizim bahsini ettiğimiz utanma hissi ise daha başka; bir çeşit asgari denebilecek bir ahlak ve sorumluluk düzeyiyle alakalı. Hatta İsmet Özel’deki utanma ifadelerinin asimetriği olacak kadar da negatif ve netameli şeyler.
İsmet Özel söylenmesi gereken şeylerin farkında bir zihnin ızdırabı ve sorumluluğuyla yazma ameliyesini sorgulamaktadır. Biz ise söyleyecek bir şeyi olmayanların bir şeyler söyleme gayretkeşliği içine girmelerindeki densizlik ve şehvetperestliği sorunlaştırmanın derdindeyiz. Yazdıklarına kendi bile inanmadığı halde bir süre sonra yazdıkları gibi inanmaya başlamış (yaşadıkları şekilde inanmaya başlamış kimseler gibi), hatta inanıp inanmama sorunu bile olmayan bir takım yazar ve entelektüel müsveddelerine dikkat çekmeyi istiyoruz. Yazarlığı bir sorumluluk değil statü ve kariyer meselesi haline getiren, aynı zamanda bunun siyasetini yapan budalalardan dem vuruyoruz.
İsmet Özel’i utandıran “yeltenme”nin bizim kastettiğimiz densizlikle bir alakası olmadığı gibi serazatlığının da ne ima ettiğimiz gibi bir şehvetperestlikle ne de meselesizlik olmakla alakası var. Ondaki daha çok bir mecburiyet duygusunun sonucu.
Yazar illaki böyle bir mecburiyet duygusuyla yazmalıdır demiyoruz. Ancak yazar, her ne olursa olsun yazısıyla samimi ve dürüst bir ilişki içinde olmak gibi bir ilkeyi gözetmek zorunda. Yazar sorumluluğu her türlü göz boyama, göz doldurma gibi taktik eylemlerle yazının saygınlığını zedelemekten, ayrıca hakkını vermediği, muhasebesini yapmadığı kırık dökük zihin egzersizleri ve retorik çoğaltmalarla okuyucu önüne çıkmaktan kendini menetmeyi gerektirir. Yazıyı gelişigüzellikle karakteristik bir serazatlıktan uzak tutar.
Tumturaklı anlatımlar ve malumat la göz doldurmak yerine, yazar gerekirse dolaşık ama sahici, sahici olduğu kadar da kayda değer şeyleri okuyucuyla paylaşma sorumluluğu içinde hareket etmeli.
Yazı dünyamızın bu anlamda bir arınmaya ihtiyacının olduğu kesin. Ama nasıl?
Allamelik pozlarıyla yazı dünyasını işgal eden ya da gereğinden fazla işgal edenlerin buradan belli tatminler sağlayarak yol almaları belki mümkün. Buna mâni olabilmeye pek de imkân yok. Yazı/yayın dünyamız onlara bunun fırsatlarını yazık ki fazlasıyla veriyor.
Utanma duygusundan yoksun yazıcılara karşı çözümün büyük ölçüde okuyucuya düştüğü ortada: ciddiye almama, önemsememe tavrıyla.
Ancak okuyucu tarafından kale alınmayan yazının, haliyle problem olmaktan çıkacağı kabul edilebilir mi? Acaba öyle midir?
Çözüm/konu bu kadar basit olmayabilir.
[2012, Poetik Haber]













