ALİ CELEP
ŞİİR DEYİNCE – 105
[2021] [ ‘Suhûnet’ Sabiha İclâl Tiryaki, Muhit, 19.sayı]
Gerçek bir özlem duygusunun tutkuyla, çıkarsız bir retorikle dile getirildiği bir şiir ‘Suhûnet’
Gerçek bir özlem derken, ‘gerçek’ sözcüğünü ‘içten’/samimi fakat daha çok ‘somut’ anlamında kullanıyorum.
Bu anlam çünkü şiiri kuran özlem duygusunu ‘yaşayan’ özlem katına çıkarıyor.
Böylece özlem duygusu, sadece şairin biyografik gerçeğiyle sınırlanmamış, okurun da özlem duygusunu harekete geçirme işlevini yüklenmiş oluyor.
Şiir oysa soyut bir özlem duygusuna angaje olsaydı, doğrusu bahsedilmeye değer seviyede bir parça olmayacaktı.
Özlem duygusu özelinde bir soyutluk, bir kendi kendine mırıldanma, yaşama karışmayan içten içe bir konuşma, insanla bağıntısı havada kalma gibi bazı sevimsiz sonuçlar doğurur.
Bu durumda şiirin duygular için sadece ‘araçsal’ kullanımından öte bir işlevinin olmadığını söyleyip geçecektik.
Kısaca sadece bir ‘sıkıntı’ sonucu yazılmış şiirlerden değil ‘Suhûnet’.
Öyle olduğu için de üzerinde konuşmaya değer buluyorum.
Şiir, ‘altın hatıralar’ sultanlığının canlandırdığı çağrışımlarla dokunmuş.
‘Altın hatıralar’ yaşamın çocukluk evresinde yoğrulmuş, anlatıcıya memnuniyet hissi veren, bugünkü varoluşunu bir şekilde etkileyen, yaşama yeniden biçim verme arzusu doğuran nesnelerle doludur.
‘Demir yolu, vagon camları, maniple, demir at (tren), lokomotif, ahşap traversler (demir yolunda kullanılan dayanıklı bir malzeme), makas başları (demir yolunda iki yolun belli bir açıda kesişimi, geçişleri sağlayan bağlantı) gibi nesnelerin aralarındaki ilişki ağı, anlatıcının konuşmasını başlatan bir canlılık kazanmış, hayal perdesini aralayan bir hüviyete bürünmüşler gibidir.
‘demir yolu çocuğuyum
gülümsemeyi öğrendiğim yerler
vagon camları
rayların uzunluğunca idi hayallerim
onlar kadar kıvrımlı’
Dizelerde bu canlılığı elde etme, kişileştirme tekniğiyle yapılmıştır.
Uzayıp giden hayaller, uzayıp giden tren yoluyla eşleşmiş.
Demir yolu deyince duygulara üşüşen ne varsa, şairin haletiruhiyesi ile özdeşleşmiş.
Çocukluğu dokuyan her şey dizelerin zikzaklar çizerek ilerlemesi gibi hayallerin içinden geçerek şimdiki zamana ulaşmış.
‘omuz başımdan hala duyuyorum
maniplenin hıçkırığını’
Yaşamın hangi evresine ait olursa olsun ‘çağrışımlar’ bilhassa şiirde, kaçınılmaz olarak hızlı işleyen ‘hayali bir mantık’ gerektirir.
Hayali mantığın hızı ise sıkıştırılmış duygusal görünümleri bir çırpıda şimdiki gerçekle buluşturmayı dayatır.
Aksi halde şiirin düz yazı sularına çekilme ihtimali aynı hızda beliriverir.
İclâl evvela yapmacıksız bir retorikle, hayallerinden sızıp gelen görünümleri, çocukluk çağına ait deneyimleri fazla kişiselleştirmeden, öyle pek ateşli bir üslup denemeleri falan yapmadan, açık, dengeli bir biçimde, kendi var oluşunu kıymetlendiren bir sesle aktararak, sonra da konuşmasını ikinci bir şahsa açarak şiirini hem aşırı duygusal yaklaşımlardan uzak tutmuş, hem de olası teknik kısıtlamaları en aza indirmiştir.
Henüz şiirin, şiirinin başında biri için fena bir başlangıç değil bu.
Ve bundan sonra da iyi şiir ihtimalini güçlendiren ‘sözel yaratıcılık’ sınırlarını yoklayışı, güzel buluş becerisini işaret eden aşağıdaki dizeleri:
‘ellerim
demir atın sırtında köpük’
‘saydın mı hiç
ben saydım
koca bir asır
makas başları hüzün kalesi’
Konuşmak isteyen, konuşmasının anlamlı bir gerekçesi olan, bu gerekçeyi şiirle kanıtlamak isteyen bir şair İclâl.
‘Suhûnet’ bu doğrultuda yazılmış büyük ölçüde başarılı bir girişim, iyi bir şiir.
Kadı kızındaki kusurlarını daha iyi şiirlerini yazdığında söyleyeceğim.
İyi şiirin ufku, daha iyisidir çünkü.
Ve eleştirmenin vazifesi, şairi daha iyi şiire kışkırtmaktan başka nedir ki!
[Elestirel.net, 2022]












