Ana Sayfa Ali Celep Arşivi Sezai Karakoç’un ‘Yağmur Duası’ Adlı Şiiri Üzerine Eleştirel Bir Dipnot

Sezai Karakoç’un ‘Yağmur Duası’ Adlı Şiiri Üzerine Eleştirel Bir Dipnot

54
0

ALİ CELEP 

Sezai Karakoç’un ‘Yağmur Duası’ Adlı Şiiri Üzerine Eleştirel Bir Dipnot

Sezai Karakoç’un 1951 doğumlu ikinci şiiri ‘Yağmur Duası’dır. Şiir 11’li heceyle yazılmış, yedi beşlikte çatılmıştır. İlk beşlikle son beşliği aynen, kalan tüm beşliklerin ilk ve son dizelerinin tekrarlanarak söylenmesi dikkat çekicidir. Bu tip söyleyiş şiire ciddi bir müzikalite, kusursuza yakın bir ritim katmıştır. ‘Yağmur Duası’ Sezai Karakoç’un Monna Rosa ile birlikte diğer ilk dönem şiirlerinin genel ırasını kanıtlaması bakımından örnek bir parçadır. Karşıtlama (kontrast) tekniğinin sakin geçişlerle yinelenerek uygulandığı bu şiirin çatısını klasik olmayan bir yakınma duygusu kuruyor. Klasik olmayan yani işlediği duygu örüntülerini alışık olmadığımız biçimde vermesi bakımından okurda güçlü bir varoluşsal etki bırakmıştır.

Öte yandan ‘Yağmur Duası’ Sezai Karakoç’u şiir yazmaya iten içsel koşulların, bir anlamda manevi koşulların ipuçlarını vermesi bakımından önemli olsa gerektir. Hayat, ölüm, aşk, yalnızlık gibi lirik şiirin büyük konuları üzerinden insan varoluşunun anlamı, amacı ve değerine yönelik bir nevi metafizik açılımlar getirmiştir. Hemen bütün şiirlerinde görüldüğü gibi, ‘Yağmur Duası’nda da bir sanat eserini inşa etme sürecinde normlar ve değerler dizgesinin nevi şahsına münhasır bir biçimde estetik örgüsünü fark edebiliyoruz. Karakoç’un şiir dünyasını, bu dünyanın zihin yapısını temellendiren normlar sistemini kavramadan yetkin bir şekilde değerlendiremeyiz, şiirleriyle fikri ve duygusal planda sağlıklı bir diyalog kuramayız. Gök, bulut, aşk, cennet, zindan, yağmur duası gibi sözcük ve ibareler bu normlar ve değerler dizgesine işaret eden yapıyı sesle birlikte metafizik plana yükselten tuğlalar gibidir.

Aynı yıl içinde daha önce kaleme aldığı ‘Rüzgâr’ adlı şiirinde olduğu gibi ‘Yağmur Duası’nda da Sezai Karakoç göğe bakarak konuşmasına devam ediyor. İnsan gerçekten göğe bakmayı unuttuğunda yaşadığı hayat manasını kaybediyor. Manevi yeteneklerini kendi eliyle kısıtlamış oluyor. Şair için doğayla iletişime geçmek, insanı kendi kılan manevi dinamiklerle söyleşmek gibidir. Önceki şiirinde dostlarına rüzgârı şikâyet eden şair, bu kez bulutlar üzerinden konuşmasını başlatıyor. Kaldırım ve bulutlar, insanın yer ve gök arasında, bu dünyayla ötesi arasında, bedeniyle ruhu arasında ‘aşkın’ planda kendini gerçekleştirme arzusunu temsil eden metafizik bir anlam kazanmış gibidir. Şairin gelişiyle göklerin açılmayışı arasında bulutları canlı bir kisve içinde tahayyül ediş, hayatı ölüme, aşkı uçuruma eşitleyiş, iç dünyada kopan fırtınayı izah edemeyişin tabloları gibidir. Yine ‘Rüzgâr’ şiirinde olduğu gibi şair, dostlarına açmıştır duygularını. Kalabalıklar içinde yalnızlaşan, kendine yabancılaşan insanı yağmur duası vesilesiyle tanrıya yakın durmaya çağırmıştır. Kaldırımlarda aslından habersiz, gökten gelen haberlere duyarsız yürüyen kalabalıklara, durup başını göğe çevirip, aşkın duyarlık alanları açmaya çalışmıştır. Şiir bir anlamda bu dünyadan öte âleme adeta bir pencere açmış, yeryüzüyle gökyüzü arasında yağmur duası vesilesiyle bir mekik diplomasisi başlatmıştır. Modern insanın beklentiler dünyasıyla Tanrı’nın sorumluluk çağrısı arasında manevi bir örüntü oluşturmuştur. ‘Dünya mümine zindan, kâfire cennettir’ hadisi şerifinin bir nevi şiirsel tefsirini yapmıştır. ‘Rüzgâr’ şiiriyle bu anlamda aynı izlekte konumlanmıştır. Modernist yaşam biçimine bu toprakların ruhuyla aşılı yapıcı eleştiriler getirmiştir. Gökyüzündeki son durumla insanın değişen doğası arasında gerçek anlamda imandan doğan mahsuller elde etmenin yordamını göstermiştir. Yağmurla kişiliğini rahmetle doldurmaya çalışan iman sahiplerine iki dünya kardeşliği payesi verirken, meleklerin bu dünyadaki işlevlerinden habersiz kalabalıklara şerh düşmüştür. Nihayet İslam göreneğince yapılacak bir yağmur duası, bir yönüyle bireysel anlamda insanın varoluş amacını kurcalayan estetik bir reflekse karşılık gelirken, bir bakıma da toplumsal ölçekte bir modern zamanlar eleştirisi getirir. Ayrıca ‘Yağmur Duası’nda bir hadisi şerife yapılan gönderme, modern Türk şiirinin mehazları ve kurulum zenginliği düşünüldüğünde, Sezai Karakoç hesabına özge bir girişimdir. Henüz 18 yaşının izini süren bir şairin kendi şiirinin kaynakları arasına hadisi şerifleri katması ise, modern Türk şiiri hesabına kayda değer bir girişimdir. Bugün yazan delikanlı şairlerin yeni, farklı ve özgün atılımlar yapabileceklerine ilişkin bir yeniden düşünme vesilesidir.

Öte yandan şiirde havanın sürekli bulutlu, kapalı oluşu, bu yüzden göğün anlaşılamayışı, bulutlara insani nitelik verilişi, akabinde hayat, ölüm ve aşk bahsine ani bir geçişin yapılışı, şairin psikolojik durumuna ya da içinde yaşadığı memleketin ağır siyasi havasına bir işaret olarak da okunabilir. Şiirin baskın sözcüklerini (hayat, ölüm, aşk, uçurum, yağmur ve kaldırım, mezar vs.) düşündüğümüzde, şairin umut (gök, cennet, özgürlük) ve korku (yer/kaldırım, zindan) arasında sıkışmış bir haleti ruhiye ile yalnızlığın ve karamsarlığın içinden duaya sığınışı, dünya hayatının bir Müslüman için anlamına yönelik poetik bir açıklama olarak okunabilir.

Başka bir vecihle şairin, ayakları kaldırımda ve başı göğe dönük olduğu halde yağmur duasında olmasına bakarsak, insanın gerçek anlamda insan olmasını sağlayan istikametin, Hakikatin Kaynağı ile kurulacak sağlam bir ilişkiyle gerçeklik kazanacağına yönelik bir yaklaşım da sezilebilir. Sözgelimi insanı kalabalıklardan, sürü mantığından kurtaran bir ölçüt olarak yağmura bakma biçiminden bahis açılabilir. Yağmur Duası şiirinin çağrıştırdığı gerçeklik, insanın aşkın değerlerle güncel yaşamı düzenleyen dünyevi istekler arasındaki ilişkiyi yeniden gözden geçirmeyi kışkırtan bir muhtevayla örülmüş görünüyor. Şiir bu istikamette Mutlak olanı farklı bir yoldan anlamaya doğru bir zihinsel yaşantı önerisi getiriyor.

Sezai Karakoç ‘Yağmur Duası’ başta olmak üzere hemen bütün şiirlerinde, göksel unsurları, insanın yeryüzündeki yaşamında bilhassa kapitalizmden ve onunla ilişkili olarak teknolojik gelişmelerden doğan dengesizliklerin telafi edilmesinde tabiri caizse bir aracı kurum gibi değerlendirmiştir. ‘Çocuk’ ‘anne’ ‘aşk’ ‘gül’ ‘ölüm’ gibi sözcükler ise metafizik planda insan ve onun içeriğini açıklamanın bir yolu olarak şiirinde adeta kurumsal bir özellik kazanmışlardır. Bu sözcüklerin kullanım ağlarına dikkatli bakılırsa Sezai Karakoç’un birçok büyük şair gibi aslında tek bir şiir yazdığı görülür. O, şiiriyle kendi kaderine erişme azmini koşut tutmuş,  bu yoldan yeryüzündeki varoluş pratiğini aşkın bir rotaya kavuşturmayı ummuştur. ‘Yağmur Duası’na eşlik eden ve lirik özü yaşamından taşıran birçok şiiriyle insanı kalabalık sürüden farklılaştıran cephesine anlamlı bir konum atmıştır.

‘Ben geldim geleli açmadı gökler,

Ya ben bulutları anlamıyorum,

Ya bulutlar benden bir şeyler bekler.

Hayat bir ölümdür, aşk bir uçurum…

Ben geldim geleli açmadı gökler.’

 

İyi ki bilmiyor kalabalıklar

Yağmura bakmayı cam arkasından,

İnsandan insana şükür ki fark var;

-Birine cennetse, birine zindan-

İyi ki bilmiyor kalabalıklar.’