Ana Sayfa Duyurular Ateş ve Tin Sergisi Açıldı, Tüm Sanatseverleri Bekliyor

Ateş ve Tin Sergisi Açıldı, Tüm Sanatseverleri Bekliyor

146
0
Yazı İçi

Ateş ve Tin Sergisi Açıldı, Tüm Sanatseverleri Bekliyor

İstanbul ve Fransa arasında kurulan güçlü sanatsal diyalog, Ateş ve Tin sergisiyle kapılarını açtı. Gökçe Okay ve Stephane Delagrange’ın eserlerini bir araya getiren sergi, iki farklı coğrafyanın, iki ayrı yaşam ritminin ve iki karşıt estetik yaklaşımın ortak bir zeminde nasıl kesişebileceğini gözler önüne seriyor.

Sergi, İstanbul’un yoğun, dinamik ve çarpıcı kentsel dokusuyla Fransa’nın Côtes-d’Armor bölgesindeki doğanın dinginliği arasında gidip gelen bir anlatı kuruyor. Çizgi ve boşluk, doluluk ve sessizlik, hareket ve durgunluk gibi karşıtlıklar üzerinden şekillenen eserler; izleyiciyi “iyilik ve kötülük”, “tehlike ve çözüm” gibi temel kavramlar üzerine düşünmeye davet ediyor.

Heykel ve resim pratiğini bir araya getiren Gökçe Okay ile doğa temelli üretim yaklaşımıyla öne çıkan Stephane Delagrange’ın eserleri, farklılıkların yarattığı gerilimden doğan bir uyumu görünür kılıyor. Sergi, karşıtlıkların çatışmasından çok, birbirini tamamlayan bir bütün oluşturabileceğini ortaya koyuyor.

Sanatçılara, fotoğraf, heykel ve metin üretimleriyle Eleazar Nazım Delagrange eşlik ediyor. Genç sanatçının disiplinlerarası yaklaşımı, serginin düşünsel katmanını derinleştiriyor.

Ateş ve Tin, sanatseverleri yalnızca bir sergi deneyimine değil, iki dünya arasında kurulan hassas dengeyi keşfetmeye davet ediyor. Sergi, ziyaretçilere açık olarak izlenebilir.

Sanatçılar: Gökçe Okay, Stephane Delagrange, Eléazar Nazım Delagrange

Mekân: Gama Art Gallery, Turnacıbaşı Cad. No:21, Beyoğlu – İstanbul

Tarih: 27 Mart 2026 – 17 Nisan 2026

Herkese açık, rezervasyon gerekmemektedir.


Özel röportaj ve iletişim için: pr@extrarenk.com

–

Sanatçılar Hakkında

Gökçe Okay

Sanat eğitimine önce Mimar Sinan güzel sanatlar fakültesi heykel bölümünü birincilikle bitirip (1995) Paris güzel Sanatlar Akademisinde devam etti. 2008 yılında İstanbul’a kesin dönüş yaparak Şehir Tiyatrolarında dekor ve kostüm alanında 5 sene çalıştı. Resimli bir hikayesini oyunlaştırarak iki çocuk oyunu da yazmıştır. (İyi geceler ve Boya benek).

İstanbul’da, atölyesinde heykel ve resim çalışmalarına devam etmekte ve öğrencilerini bu alanda yetiştirmektedir. Yurtiçi ve yurtdışında birçok grup ve karma sergide ve sempozyumlarda yer almıştır ve 4 kişisel sergisi bulunmaktadır.

Stephane Delagrange

Sanat eğitimini Paris Güzel Sanatlar Akademisinde tamamlamıştır. Yontma ve resim alanında yol alırken, bugün Fransa’da tamamen doğal yöntemler kullanarak ve bir çevre dostu olarak bir ormanda Heykel- Atölyesini inşa etmektedir. 11 sene boyunca İstanbul’da çalışmalarını sürdürmüştür. 2018 yılında memleketine geri dönmüş ve atölyesinde, heykel ve resim alanında üretim yapmaya devam etmektedir. İstanbul ve Fransa’da karma ve gurup sergilerinde yer almıştır. 1 kişisel sergisi bulunmaktadır.

Eléazar Nazım Delagrange

Sanatçı bir anne ve babanın oğulları olarak çocukluğunu atölye ve Tiyatro arasında geçirmiştir. Pratiğinde Fotoğraf, film, resim ve heykel bulunur ancak kendisi felsefeye yönelerek, sanat alanında da yazmaya başlamıştır. Bugün Sorbonne Üniversitesi, Felsefe bölümünde yüksek lisans programındadır. Gurup sergilerinde, fotoğraf, ahşap yontma ve telden heykelleri ile yer almıştır.


Eléazar Nazım Delagrange kaleminden “Ateş ve Tin”

Sizlere barış ve savaştan, köyden ve şehirden, insanlar, ağaçlar ve alevlerden — ve yüzükten, bir çerçeve içindeki karşılıklı güvenden, onları birleştiren bir toprak ve gökten söz etmek istiyorum.

Sağımda, çizgi, renk doluluk ve neredeyse sadece doluluk.

Solumda, monokrom çizgi, boşluk, sonra doluluk.

Bir yanda İstanbul’un dinmek bilmeyen uğultusu ve aciliyeti, öteki tarafta Cote d’Armor’da bir ormanın sessizliği.  İki Farklı yürüyüş ritmine tabi iki ayakkabı; Yürüdükleri yönler zıt, halbuki tuttukları yolun aynı olduğundan eminim. Sanki bağcıkları birbirlerine bağlı kalmış uygulanan güç ile ipin gerginliği, çekme ve geri çekme, düğümün sıkılaşması ve sonrasında her iki yanda, çizgi, çizi, iz.

Sağımda taban aşınmış, kaldırımlardan yaya geçitlerine uzanan dolaşıklığın izlerini taşıyor — kentsel göçebeliğin iki biçimi: telaş ve taşınma. Taşıma yani bir şeyi içinde barındırmak, ölçülü kullanmak, düzenlemek ve sürdürmek. Taşınma — eylemin öteki yönü — ölçüsüzlük, kurala yapılan şiddet, sonra yeniden başlama arzusu; ama yokluktan değil, yok oluşuyla tam çakışan bir yeniden belirme mucizesine yer açmak için. Kendisine en yakın olanlar: bu binalar, bu yüzler, sirenler, füzeler, ateş ve şehir. Burada, sorunlaştırılan, iki karşıt dünyanın kıyılarını birleştiren bir köprü gibi, çözümünü oluşturan olaya duyulan özlemle karşılık bulur.

Solumda çıplak bir ayak; çamur içindeki ayakkabısını sakince giyiyor. Kırsalda bile ormana ulaşmak için belli bir mesafe kat etmek, evlerin, çitlerin, bahçelerin arasından geçmek gerekir. Ama bir kez ağaçlar yerlerini aldıklarında, bu mekân her inşa için doğru ölçüyü sağlar. O hâlde orada hakkıyla bulunanı ölçü edinerek inşa etmek gerekir. Oysa “iyi”, tıpkı ışığın kendi gölgesinden ayrılmaz oluşu gibi, “kötü” den ayrı düşünülemez. Resimlerinde bir yüz, bir beden, bir ağaç ya da herhangi belirli bir imge soyut bütünün içinden sıyrılıp kendisini görünür kıldığında, şehri düşünmeliyiz; tehlikeyi hatırlamalıyız. Burada, çözümün uygulanışı doğrudan tehlike meselesine atıfta bulunur, sanki kaçınmak demek en yakınında kalmak demekmiş gibi.

Bu iki sanatçının eserlerine bakıldığında aralarındaki mesafe kolayca görülebilir. Ancak tam da bu farklılıklar sayesinde diyalog mümkün olur; “stil” meselesi yalnızca aynı olanın kutsal birlikteliği içinde farkları gören kişiye açılır. Yürüyüş, bir ayağın kalkmasına diğerinin ise yere basmasına bakar. Yönler birbirlerine zıt olduğunda ve bağcıklar bağlı kalırken, düğüm sıkılaşır. Böylece dairesel bir form bulunur, halkanın içinde bir düşünce belirir; iyilik ve kötülük, tehlike ve çözüm ve nihayetinde tin ve onun ateşi.

Yazı İçi