Ana Sayfa Köşe Yazarları Bir Simgeler Örüntüsü Olarak ‘Berna’ | Mustafa N. Celep Yazdı…

Bir Simgeler Örüntüsü Olarak ‘Berna’ | Mustafa N. Celep Yazdı…

73
0

Mustafa Nurullah Celep

BİR SİMGELER ÖRÜNTÜSÜ OLARAK BERNA

“Her sanatçı kendi doğrusunun peşindedir.” [A. Camus]

Bir vecize söz ve kibar kelâm olarak telaffuz edilir: “İman varsa imkân da vardır.” İttika ve ittiba etmenin öneminden bahseden bu vecizenin içine bütün bir insanlık tarihi sığdırılabilir. İşte Sevgi Ataş da iman etmenin ve tevekkül sahibi olmanın bir roman formunda ruhumuzda ne gibi imkânları ve hangi mümkünleri barındırdığını, beşerî vasıflarımızdaki noksanlıklardan da dersler çıkararak Türk okur-yazarının önüne koyuyor: Berna.

“Bütün mümkünlerin kıyısında” bir okur-yazar olarak bu yazımızda biz de “Berna” romanına dair izlenimlerimizi, tematik yansımalar eşliğinde Haber Edebiyat okuyucularına aktarma gayretinde olacağız.

Mücadeleci bir kadının kaderine dair bir roman

Berna ilkin bir “anlatıcı-karakter” olarak beliriyor romanda. Öncelikle eserdeki olup bitenleri, yaşanmışlıkları Berna’nın ağzından dinliyoruz. Bu anlatıcı, romanda “başrol karakter” olarak da tebarüz ediyor.

Peki Berna bize, biz okurlara ne söylüyor?

Sevgi Ataş, “Berna” karakteri üzerinden azimli ve kararlı bir kadının kendini yetiştirme sürecini anlatıyor evvela. Aynı zamanda Berna’nın evlilik hayatı içindeki yoksunluğu karşısında yaşadığı hisleri ve iç çatışmaları okuyoruz. İnsanın kaderine yönelik tutumu da belirleyicidir haddi zatında bu romanda. İnsanın kader dairesindeki tercihlerinin olumlu-olumsuz sonuçlarını okuyoruz hakeza. Berna’nın bürokrasideki meslekî ilerleyişini, sabırlı ve adaletli davranışını, insanın açık ve kara bahtını birlikte ele alarak sabrın ve tevekkülün sonunun güzel ve aydınlık bir günle bitişine de tanıklık ediyoruz. Final kısmında da Yılın Annesi oluşuna kadarki süreci geriye dönüşlerle de biçimleyerek ortaya “kıssadan hisse” çıkarabileceğimiz, mutlu sonla biten, göze ve gönle zarif duygular yaşatan güzel bir eser çıkıyor: Berna.

Çocuğu olmayan Berna’nın ilk eşi Burak’la çocuğunun olmayışına istinaden sona eren evliliklerinin ardından roman, sık sık geriye dönüşlerle Berna’nın ilk çocukluk dönemine ve okul hayatına da uzanıyor. İlk duygu eğitimini anneannesinden alıyor Berna. Sevgi ile büyüyor Berna ve yaşama sevincinin kökleşmesinde anneannesinin belirleyici bir etkisi oluyor. Berna’nın altı çocuklu bir avukat olan Samet Bey’le evlilikleri ve İmran’a böbrek naklinin gerçekleştirilmesi karşısında ilk defa annelik duygusunu yaşaması, bir kadının kaderine dair yazılan eser bağlamında, içinden “hayat dersleri” çıkarabileceğimiz nitelikler taşıyor. Eser boyunca Berna’nın iç ve dış çatışmalar yaşayarak kararlı ve iradeli yürüyüşüne tanıklık ediyor okur. Bu anlamda “Berna”nın öğretici bir roman olduğunu söyleyebiliriz.

Kurmaca eserlerin bir özelliği de bünyelerinde “ana karakter” aracılığıyla “temsil” kabiliyetini taşımalarıdır. Bu romanda da Berna karakterinin, “müşfik bir anne” oluşuyla şefkati, sevgiyi ve merhameti temsil ettiğini söylemek mümkündür. Bu temsiliyetin yanına başkaca simgesellikler de eklenebilir tabii, örneğin “irade” simgesi, “kararlılık” simgesi, bunun yanında bilim sevgisine yönelik bir simge de eklenebilir. Tüm bu simge örüntüsü bir araya getirildiğinde romanın tematik özünde bir “kader” probleminin varlığını görmek mümkün hale gelmektedir. Şu satırlar da bizce romanın ana mesajına yönelik temel belirleyici bir işlev yükleniyor:

“Hayatta yaşayacaklarımız bir senaryo gibi yazılmış mı? Ya da boş bir müsveddeye kendim mi senaryo yazacağım? Yani kendi kaderimi kendim mi yazıyorum? Tercih ettiğim kişi benim kaderim mi? Kader denen şey ne?” (s.176)

Azim ve kararlılığın iradeli simgesi: Berna

Simgesel okumalar üzerinden gidecek olursak, Berna daha ilk çocukluk yıllarında anneannesinden yaşama sevincini devralıyor, tutumlu olmayı ve iktisat yapmanın önemini kavrıyor. Bununla birlikte okumaya/eğitime yönelik parmakla işaret edilecek bir örneklik sunuyor Berna. Hayat ve aynı cihette okul içindeki mücadeleci duruşu, azmi, sabrı, kararlılığı ve öğrenme iştiyakı romanı herkesin istifadesine açık bir konuma getiriyor. Bu anlamda genç okurların okuyup örnek alabilecekleri bir prototip de taşıyor bünyesinde.

Berna, derslerinde başarılı ve örnek gösterilen çalışkan bir öğrencidir. Bu çalışkanlığı hayatı boyunca devam eden bir süreçtir aynı zamanda. Bu anlamda romanın simge örüntüsünün içine “idealistliği” de katabiliriz. Vergi dairesi müdürüyken, emeklilikte ve sonrasında da aynı idealizmini korur ve devam ettirir. Emekli olduktan sonra bürokrasideki yolsuzlukları anlatan akademik bir kitap bile yazar Berna. Bu boyutuyla Türkiye’deki sosyal hayat içinde, girişimci ve idealist Müslüman Türk kadınını temsil ettiğini söyleyebiliriz.

Geleneksel Müslüman Türk toplumunda kız çocuklarının okutulmasına hâlâ daha karşı çıkıldığı gerçeğini göz önünde bulundurduğumuzda, Berna’nın roman boyunca hayatı ve mücadele azmiyle bir kararlılık timsali olduğunu ifade etmek mümkündür.

Berna’nın çocuğu olmayışına binaen, sabrı ve tevekkülüyle altı çocuklu bir aileye anne olarak gelmesi, “iman varsa imkân da vardır” gerçeğini bir anlamda ispat ediyor. Türk atalar sözü olarak “sabrın sonunun genişlik ve ferahlık” olduğu gerçeğini de öğrenmiş bulunuyoruz roman boyunca.

Sonuç ya da bir “dil olayı” olarak roman sanatı

Berna’yı içerik boyutuyla olumladığımızı, ancak dil-biçem-yapı olarak bir kısım önerilerimiz olduğunu belirtmek isteriz:

a-) Öncelikle roman sanatının bir “dil ve anlatım olayı” olduğunu ifade etmek gerekiyor. Yani roman yazarı anlatımı biçimlendirirken, cümlelerini estetik bir dönüşüm sürecinden geçirmesi gerektiğine inanıyoruz. Bu anlamda Ataş, romanı daha çok “gönlün ve duygunun dili” olarak görüyor. Bu yazınsal tutum da romana/kâğıda sanatsız bir üslupla “yürektekilerin dökümü” olarak yansıyor. Yani Ataş’ın, roman boyunca “anlatımı biçimlendirme” diyebileceğimiz estetik bir kaygısı yok. Yüreğin ucuna nasıl gelmişse öylece aktarıyor okura. Elbette bir sanat eserinin harcında ve oluşumunda “duygu”nun da yeri ve önemi vardır ama bir “sanat eseri” ortaya koyuyorsak, “dil ve ifade işçiliğine” de gereken özeni göstermeliyiz diyorum. Bu anlamda sayın Ataş’a, Modern Türk Edebiyatındaki “üslupçuları” okumasını önemle öneriyoruz. Mesela bir Tanpınar’ı, bir Mehmet Rauf’u, bir Halit Ziya’yı okumasında yarar görüyoruz.

b-) Roman sanatında bir eseri daha etkili sunmanın bir yolu da anlatım tekniklerine geniş yer vermektir. Romanda etkin bir biçimde kullanılan anlatım teknikleri, o eserin okuyucular katındaki etkinliğinin de uzun süreli olması demektir. Bu tekniklerin bir yönü de ana iletinin okuyuculara daha etkili bir sunumu demektir. Bu anlamda Ataş’ın postmodern romancılara yönelik önyargısını yıkması gerektiğini düşünüyorum. Ataş’ın postmodern anlatım tekniklerinin imkânlarından yararlanması, okuyucuya bir zenginlik olarak yansıyacaktır. Bu bağlamda bir Oğuz Atay’ı, bir Orhan Pamuk’u, bir Elif Şafak’ı, günümüz postmodern romancılarından Güray Süngü’yü de okuması gerektiğini salık veriyorum. Klasik bir anlatımdan modern romana geçişin güzergâhı bu romancıları okumaktan geçiyor çünkü.

Sevgi Ataş’ın üçüncü romanı olan Berna’yı simge örüntüsü içinde, değer merkezli, tematik bir okuma gayretinde oldum. Değerlerimiz üzerinde ne kadar çok roman yazılsa yeterli gelmeyecektir. Milli, insani, manevi ve ailevi değerlerimizin çöküş arifesinde olduğu bu zor ve zorlu zamanlarda Berna ve benzeri romanlar daha çok yazılması gerekir. Bu bağlamda sayın Sevgi Ataş’ı duygu içre yoğun, güzel, içtenlikli ve başarılı romanı için de tebrik ediyorum.

Sevgi Ataş yazsın, biz yorumlayalım.

Onun değer eksenli bir kalemi var.

Kalemi daim olsun.

 

Kaynakça:

Sevgi Ataş, Berna, İbrişim Kitap, Kasım 2020, Bursa.

Mustafa Sütlaş, Nasıl Okuyorum, Nasıl Değerlendiriyorum-Kurgusal Metinleri Okuma ve Değerlendirme Kılavuzu-,  https://www.academia.edu/nasıl_okuyorum_kılavuz , Erişim tarihi: 15 Nisan 2021.

Albert Camus, Denemeler, Çev.: Sabahattin Eyüboğlu, Vedat Günyol, Say Yay., 1983, İst.

Sevim Gündüz, Öykü ve Roman Yazma Sanatı, 4. bsk., Toroslu Kitaplığı, Ocak 2018, İst.