Ana Sayfa Deneme Yazıları Cehaletin Konfor Alanı | Aydın Uzkan

Cehaletin Konfor Alanı | Aydın Uzkan

32
0

AYDIN UZKAN

CEHALETİN KONFOR ALANI

“Bir şeyi bilmediği hâlde bildiğini sanmak. Bütün insanların zihinsel hatalarının tümü büyük bir ihtimalle bundan kaynaklanır… Ve bana kalırsa bilgisizliğin sadece bu türüne cehalet denir” diyor Eflatun, ‘Sofist’ isimli kitabında.

Arapların. ‘Fi’l cehaleti rahatun’ diye ünlü bir deyimi vardır. Yani cehalet huzur ve rahat vericidir. Oysa ki cehalet konforlu bir alan gibi dursa da asıl konfor bilginin kendisidir. İnsan bildikçe, kendi güvenli limanını inşa eder.

Cehalet ise bilindiği gibi karanlık bir oda değildir, aksine perdeleri sıkıca kapatılmış, içi sıcak, koltuğu rahat bir evdir. Bilmemek, ilk bakışta huzur verir. Çıplak ayakla yürürken toprağın altındaki dikenleri görmemek, adımlara masum bir hafiflik bağlar. Tıpkı duvarların ötesinde ne olduğunu merak etmeyen bir mahkûmun, zindanını saray zannetmesi misali.

İnsanoğlu bildikçe daha çok soru sorar, sordukça da kendi doğrularının duvarlarında çatlaklar oluşur. Cehaletin konforu, bu çatlakları sıvamakta saklıdır.

Cehaletin diğer bir güçlü tarafı ise, insana kendisini haklı hissettirmesidir. Bilmediğimiz bir konuda konuşurken çoğu zaman eksikliğimizi değil, kesinliğimizi gösteririz. Çünkü emin olmak, düşünmekten daha kolaydır. Düşünmek emek ister, araştırmak sabır, yanılmayı kabul etmek ise cesaret ister. Oysa hazır yargılar, zihnin önüne serilmiş kısa bir yol gibidir. İnsan o yoldan yürüdükçe yorulmaz fakat nereye gittiğini de sormayı bırakır.

Yalnızca eğitim eksikliği de değildir cehalet. İnsan bazen çok şey okuyarak da kendi cehaletinin içine kapanabilir. Çünkü bilgiye ulaşmakla bilgiyi sorgulamak aynı şey değildir.

Bir toplumda insanlar yalnızca kendilerine benzeyenlerin sözlerini dinliyor, kendi düşüncelerini doğrulayan kaynaklara yöneliyor ve farklı olanı tehdit olarak görüyorsa, bilgi çoğalmış olsa bile zihinsel ufuk daralabilir. Böyle zamanlarda cehalet, kitapların olmadığı yerde değil, kitapların arasında bile yaşayabilir.

Modern çağın en tuhaf çelişkilerinden biri de şudur ki, bilgi hiç olmadığı kadar çoğalmış, fakat doğruyu yanlıştan ayırmak hiç olmadığı kadar zorlaşmıştır. Ekranlar her gün milyonlarca cümleyi zihnimize bırakıyor. Herkes konuşuyor, herkes biliyor, herkes yorumluyor. Fakat gürültünün arttığı yerde hakikatin sesi bazen daha da kısılıyor. İnsan, sürekli bilgiye maruz kaldığı halde düşünmeyi bırakabilir. Çünkü bilgi bombardımanı da zamanla zihinsel bir uyuşmaya dönüşebiliyor.

Yanılma ihtimalini kabul etmek küçülmek değil, büyümektir. Kendi zihninin sınırlarını görmek, dünyanın sınırlarını görmekten çok daha değerlidir. Bazen insanın en büyük cahilliği, bilmediğini bilmemesidir.

İnsan ait olduğu grubun alkışını kaybetmekten, alışılmış kabullerin dışına çıkmaktan korkabilir. Böylece kendi düşüncesini kurmak yerine başkalarının düşüncelerini ödünç alır. Kalabalığın içinde yürümek kolaydır, kendi yolunu açmak ise ayakkabının altına taşların batmasını göze almaktır. Cehaletin konforu biraz da bu yüzden kalabalıktır.

Bilmenin ağırlığı, Platon’un Mağara Alegorisindeki gibi gözleri yakan sert bir ışık gibidir. Mağaranın karanlığında duvardaki gölgeleri izleyenler için o gölgeler tek gerçekliktir ve son derece konforludur. Dışarı çıkıp güneşi görmek ise acı vericidir çünkü hakikat, alışılmış illüzyonların yıkılmasını ve bireyin kendi cehaletiyle yüzleşmesini talep eder.

Cehaletin konfor alanı yumuşak bir koltuk gibi görünse de insanı zamanla hareketsiz bırakır. Bilgi ise bazen rahatsız edici bir rüzgârdır. Perdeyi uçurur, odaya ışık sokar, tozları görünür kılar. Fakat insan ancak o ışıkta, yıllardır karanlıkta bıraktığı kendisini gerçekten görmeye başlar

Toplumlar da tıpkı insanlar gibi bazen bildiklerinin içinde uyumayı, bilmediklerinin peşine düşmeye tercih eder. Böylece cehaletin konforu, toplumun ortak hafızasında da yuva kurup, bireylere hazır anlam haritaları sunar. Birey, bu hazır kalıpları sorgulamadan benimsediğinde, cehaletin konfor alanında yaşamaya başlar. Sorulmamış soruların, kurcalanmamış çelişkilerin sağladığı bu dinginlik, kişinin kendi inşa etmediği bir evde kiracı olarak kalması gibidir. Tavan çökmeksizin yaşandığı sürece evin mimarisiyle kimse ilgilenmez.

Cahiller tarih boyunca hep birbirlerini desteklemişler, kendi cehaletlerinden yeni bir dil, kültür ve yeni bir toplum oluşturmuşlardır. Malûm ya, körler sağırlar, birbirini ağırlar.

Cehaletin konfor alanından çıkmak, insanın kendisine şu soruyu sorabilmesiyle başlar: “Ya yanılıyorsam?” Bu küçük soru, zihnin kapısına bırakılmış büyük bir anahtardır. Çünkü insan kendi doğrularından şüphe edebildiği anda öğrenmeye başlar.

Nihayetinde insan zihni, belirsizlik denizinde yüzen kırılgan bir gemi gibidir ve bilgi, bu denizin en fırtınalı dalgalarını beraberinde getirir. Bilmek ise, sorumluluk almayı, yüzleşmeyi ve en önemlisi cehaletin konfor alanlarından vazgeçmeyi gerektirenlerin onurlu eylemidir vesselam.

Yazarımızın sitemizde yayınlanan diğer yazıları için tıklayınız:

https://haberedebiyat.com/author/auzkan/