Kitap Odası | Şam Semalarında İsa[1]
Mustafa N. Celep
Hep içe dönük, yalın, hüzünlü, üzgün, dünyevileşme belasına uğramaktan çekinen, hep çekingen, kırgın ve nahif, hep içli ve dokunaklı, titrek, kısık ve seyreltilmiş sesli, kırgınlığı ve kırılganlığıyla Allah’a yakarış ve nida hâlinde ve hep kendiyle söyleşi üzere bir sesi, soluğu ve edası var Karahan’ın şiir kişisinin.
Aynı zamanda Allah’tan korkan, hep ürkek ve mırıldanan, kalbiyle Allah arasında bağlantılar kuran, çevreye, toplumlara, halklara ve zulüm gören medeniyetin çocuklarına duyarsız, hep kaygısız, dünyaya meyletme ile Allah korkusu arasında yaşayan, süngüsünü, kargısını kalbine yöneltmiş ve pencereleri dışarıya, topluma kapalı, tek sesli, sızıldayan “küçük adamın” şiiridir Şam Semalarında İsa.
Bir bakıma göre bu ‘küçük adamın’ poetik tasarımı ve sunumu, Neo Epiğin şehrin ortasında çatır çatır yürüyen öznesinin kavi oluşundan yoksundur. Sürekli koşan modern epik karakterin “fayrap-itibar kardeştir” tweetinden sonraki hâli gibidir. Ama taraf tutmayan bir küçük adamdır bu. “Taraf olmayan bertaraf olur” diyemeyen, şiir-sözü yumruk biçiminde ifade etmek yerine, zayıf, enez, kendi dünyasının sınırlarına çıkamayan güçsüz bir şiir kişisidir bu küçük adam.
“Toprağa basınca toprağın çatırdadığını duyacaksın”
Diyen modern epik karakter, yerini;
“Çok sevdiğim bir çiçek vardı, onu bol suyla kurutmuştum
O gün orada, kanlı canlı bir hüzün sahibi olmuştum” (s, 33)
Diyen, küçük şeylerden mutlu, küçük şeylerden mutsuzlanan bir şiirsel ruh hâline bırakmıştır.
Şam Semalarında İsa’nın bir diğer özelliği ise, kitabı baştan sona kat eden bir “deyimler ordusu” ve bolluğudur, desek abartmış olmayız. Karahan, hemen hemen her şiirinde ve her mısrada yerleşik veya günlük hayatta veyahut modern dünyada sıkça kullandığımız deyimlerin, kalıp sözlerin yerlerini değiştirip yeni anlamlar yükleyerek şiirsel söze ulaştığını düşünmektedir. Bazı deyimlerden tezatlık yönünde faydalanmakta, bazen de eski deyimlere yeni şiirsel yükler yüklemektedir. Bizce Karahan, bu kullanımın dozunu fazlasıyla kaçırmış bulunmakta, ayarında kullanmamaktadır. Halbuki modern Türk şiirinde bir deyimin kullanılmasından maksat, hem ifadeye bir etkililik ve derinlik kazandırmak hem de yaşanılan hayatta bir karşılığı olabilecek bir nesnel karşılık bilinciyle deyimleri dozunda şiirde kullanmaktır.
‘Aynı Anda’ şiirine kadar tekdüze, tek sesli ilerleyen şiirlerin akışı, ‘Aynı Anda’ şiirinden itibaren kırılır ve biz okuyuculara iki güzel lirik şiir armağan eder. Biri sevgili için yazılmış, diğeri anne için yazılmış, daha bütünlüklü ve güzel hisler uyandıran iki modern lirik şiirdir bu. Aynı Anda ve Elinin Değdiği Ev. Bu iki güzel-estetik duyarlığa sahip şiir, bu ana kadar tek bir sesin ve tek bir şiirin çoğaltılmasıyla süregelen tekdüzeliği kırmış, bir anlamda da Şam Semalarında İsa’nın niteliğini kurtarmıştır. Kalıplaşmış deyimlere mesafeli olan bu iki şiirin geleceğe kalabilecek tıynette nitelikli olduğunu ve Karahan’ın bu son iki şiir üzerinden yürüyerek kendi özgün kumaşını örebileceğini ön görebiliriz.
Ancak Şam Semalarında İsa’nın şiir kişisinin duyarlık pencereleri bakımından ABD-İsrail destekli İran savaşında Hakkı/hakikati yüreklice ifade etmekten yoksun bulunduğunu, bu konuda şiirsel sesinin oldukça kısık olduğunu söylemiş olalım.
Bu şiir kişisi, bu postmodern savaş ve şiddet yüzyılında ezilmiş/kıstırılmış bir sesle konuşuyor, Şam semalarında dolanan İsa, gerçekliğin sunumu noktasında bir hayli ketum davranıyor.
Karahan’a önerimiz, şairin kalbinin o loş kırgınlığından sıyrılıp Şam semalarının o şimşeklerle aydınlanan meydanlarında düpedüz konuşmaya, ses vermeye, ses olmaya ihtiyacı olduğunu düşünüyorum.
Mesela şöyle:
“Ey yüce merhamet! Ve ey kalplerdeki ferahlık!” (s, 29)
[1] (*) İbrahim Karahan, Şam Semalarında İsa, Uzam Yay., Ocak 2025, Ank.













