ALİ CELEP
SEZAİ KARAKOÇ’UN ‘RÜZGÂR’ ADLI ŞİİRİ ÜZERİNE
İlk şiirlerinde Sezai Karakoç genel olarak klasik hece şiiri görgüsüne koşut bir tutum benimsemiştir. Bu tip şiirlerinde mana ve ses katmanlarını yekdiğerini destekleyecek şekilde dengede tutmaya özen göstermiştir. Şiir dikkatini sadece sese veya mutlak anlama odaklanmayacak biçimde kendine mahsus bir duyarlıkla organize etmiştir. Dizeyi sağlam bir pusula gibi görmüş fakat tek bir anlam birimine mahkûm etmeden işlemiştir. Sezai Karakoç sesin, sıkı bir hece şiirinin klasik kullanımında, mananın estetik değerini ve etkisini artıran belirleyici bir unsur olduğunu erken yaşta fark etmiş bir şairdir. Hece şiirinin dinamik işleyişini sağlayan estetik unsurların farkında bir bilinçle, poetik duyarlık çeperini, duygusal tonu yoğun parçalarda dengeli ve ölçülü bir biçimde derinleştirmeye çalışmıştır. Kimi zaman uyak namusu adına kulakta ‘doldurma’ etkisi uyandıran sözcüklere yer verse de bütün olarak şiirin sunduğu vizyonun kalitesini korumayı başarmıştır.
Sezai Karakoç’un 1951’de yazdığı ‘Rüzgâr’ adlı şiirine bakalım:
‘Uçurtmamı rüzgâr yırttı dostlarım!
Gelin duvağından kopan bir rüzgâr.
Bu rüzgâr yüzünden bulutlar yarım;
Bu rüzgâr yüzünden bana olanlar…’
O ceviz dalları, o asma, o dut
Gül gül, mektup mektup büyüyen umut…
Yangından yangına arta kalan tut.
Muhabbet sürermiş bir rüzgâr kadar.’
İki dörtlükten oluşan bu kısa şiiri parmak hesabı 11’li heceyle yazmış şair. Hecenin en çok tercih edilen ölçü birimini kullanmış. Bu ölçünün gereksindirdiği gramatik yapıyı da muhafaza etmiş. Kendisi ve okuruyla iyi etkileşim kurmak üzere noktalama işaretlerinin sunduğu ganimetlerden istifade etmiş. Parmak hesabı şiirde hecenin geometrisini inşa ederken sesi ve ritmi yönetmeyi teknik bir başarı sayabiliriz. Fakat ses ve ritmin yönetimini şiirin anlamını derinleştirmek üzere iş başına koşmak, teknik başarının ötesinde iyi bir şairin gelişini haber verir. İkinci dörtlükteki üçüncü dizenin son sözcüğü okurda uyak hatırına kalıba konulmuş izlenimi verse de genelde kulağı tırmalamayan bir musikinin şiire hâkim olduğu söylenebilir.
Bu şiirin lirik yükünü ‘uçurtma’ ‘rüzgâr’ ‘gelin duvağı’ ‘bulut’ ‘gül’ ‘mektup’ ‘muhabbet’ sözcükleri üstlenmiştir. Bu sözcüklerin sembolik planda bir işlev gördüğü açıktır. Sözgelimi ‘uçurtma’ sözcüğü şairin ruh dünyasının çocukluğa açılan penceresi anlamında ödevlidir. Çünkü ancak uçurtma sözcüğü çocuğun saf, masum ve özgür dünyasına şeksiz bir açıklama getirebilir. Uçurtması gökyüzünde çocuk, şairin sonsuzluğa, özgürlüğe, masumiyete ve umuda verdiği selamdır. Uçurtmanın rüzgâr tarafından yırtılması, çocuğun gökyüzüne dönük konuşmasına açık bir müdahaledir. Esasen şiir de gökyüzüne dönük ve yeryüzüne açık olmak üzere yapılmış bir dertleşmenin tezahürü olarak okunabilir. Daha şiirin başında‘Uçurtmamı rüzgâr yırttı dostlarım !’ dizesindeki ‘dostlarım’ seslenişi dertleşme arzusunun ifadesidir. Dize sonundaki ünlem ise olan bitenden doğan şaşkınlığı belirtir. Şairin, bütün başına gelenlerin müsebbibi olarak doğadan bir unsuru (rüzgârı) seçmesi ise düşündürücü olmalı. Faturanın rüzgâra kesilmesi suçlayıcı bir havadan çok şikâyet anlamındadır. Rüzgârın sekiz dizelik şiirin beş dizesinde estiği dikkate alınırsa, tekerrür eden bu sözcüğün nihai olarak ‘gelip geçen’ fakat geçerken beklentilerin yönünü değiştiren, olmakta olan her şeye ‘fanilik’ duygusu bırakan bir anlam yüklendiği anlaşılıyor. Nihayet rüzgâr, olağan akışa kısa süreli bir müdahale olsa da doğanın uyumlu işleyişinin bir parçasıdır fakat mütemadiyen esmez. Rüzgârın gelin duvağından kopup gelişi, birinci dizedeki çocukluk resminden gençlik havasına geçişi haber verir. Rüzgârın bulutları yarım bırakışı, şairin başına gelenlerde başrol alışı, içinde yaşadığı memnuniyet havasının bozulmasından duyulan rahatsızlıkla ilgilidir. İlk dörtlükteki ‘Bu rüzgâr yüzünden bana olanlar…’ ile ikinci dörtlükteki ‘Gül gül, mektup mektup büyüyen umut…’ dizelerini üç nokta ile bitmesi, hem şaire olanların halen devam ettiğini hem de bütün olan bitenlere rağmen umudun de büyüyerek varlığını sürdürdüğü anlamı taşıyor. Ne olursa olsun, insanın başına ne gelirse gelsin, umudun yitirilmemesine yapılan vurgu, Sezai Karakoç’un daha gençlik döneminde ‘diriliş’ felsefesiyle uyumlu bir şair portresi çizdiğini gösterir. Nitekim yıllar sonra yazdığı ‘Sürgün Ülkeden Başkentler Başkentine’ adlı şiirinde de aynı âşıkane umudun bekçiliğine soyunmuştur: ‘Sakın kader deme kaderin üstünde bir kader vardır / Ne yapsalar boş göklerden gelen bir karar vardır / Gün batsa ne olur geceyi onaran bir mimar vardır / yanmışsam külümden yapılan bir hisar vardır / Yenilgi yenilgi büyüyen bir zafer vardır’
Yaşamın doğal akışıyla insanın ömür serüveni arasındaki zıtlık, kırılma anlarında bile şairi umutsuzluğa sevk etmez. Umudun sürekli büyüyerek kendini yenilemesiyle dizelerin kendiliğinden akışı, şiirin ritmine eşlik eden duyarlık da dikkat çekici olsa gerek. başka bir açıdan bakılırsa, gerçekleşmeyen bir arzunun sonunda, şairin iç dünyasında yaşadığı duygusal kırılmanın tetiklediği dizelerin kurucu kelimesi ‘rüzgâr’dır. Şairin gerçekleşmesini istediği saf arzuyu temsil eden sözcük ise ‘uçurtma’dır. Bu iki sözcüğün temsil kabiliyetiyle birlikte ‘bulut’ sözcüğü şairin gerçekleşmesini umduğu arzularını sürükleyen özgürlük ihtiyacını karşılar. Bu sözcüklerin uyandırdığı gerçeklik ise şairin kafasının ve kalbinin gökyüzüne dönük olduğu görüntüsüyle tamamlanır. Gökyüzüne dönük gerçekleşen bu konuşmada şair, gerçekleşmeyen hayalinin faturasını rüzgâra kesmiş, arzularının nesnesine doğru çoğalan sevgi ve muhabbetinin kısa ve olumsuz sonuçlanmasından müşteki olmuştur.
Sezai Karakoç’un kitabına aldığı bu ilk şiiri, gerek akıcılığı, gerekse Garip akımının estirdiği rüzgârın sertliği ve süpürücülüğüne karşın, ses disiplinini önceleyen hece’yle kendi şiir dünyasını kurmaya yönelerek başlangıç yapması bakımından bir genç şair için dikkate değer bir girişimdir. Bu yönüyle Sezai Karakoç, dünkü şiirle yüzleşip hesaplaşmadan modern şiir cüzdanını açmanın köksüz bir girişim olacağını kanıtlayan bir şairdir. O, dünkü şiiri modern şiirin imkânlarına sonuna kadar açmış, lirik özün haber değerinin bugün de geçerli olduğu tezini özge bir seviyeye taşımıştır.














