Ana Sayfa Ali Celep Arşivi Yusuf Alper Şiiri: 10 | Ali Celep

Yusuf Alper Şiiri: 10 | Ali Celep

67
2

ALİ CELEP

YUSUF ALPER ŞİİRİ -10

Şiirle kendi var oluşuna kıymet biçerken, hasebini nesebini unutmayan, var oluşuna etki eden hatıralarını canlandıran yakınlarına borçlu kalmamaya özen gösteren, kadirşinas bir şair Yusuf Alper. Hasep, kişinin kendi doğasından doğan değerlerdir. Her şeye bir nevi anne yumuşaklığı içinde, içtenlikle, karşılık beklemeksizin yaklaşmaktan gelen güzel hasletlerdir. Bu hasletler insana asalet kazandırır. Hasep, özel anlamda Anadolu toprağıyla mayalanmış insana vergidir. Biraz da yaratılıştan gelir. Nesep bu arada asaletin içinden geçerse kişinin doğasıyla mezcedilmiş hale gelebilir. Nesebiyle bilmem ama hasebiyle imgeleminin çoğunlukla pastoral planda nikâhlandığı, kendi var oluşunu hüzünle iç içe işleyen ve bu arada çocukluk anıları üzerinden masumiyet ilkesini şiirinde uygulayan ve böylece şiirin anlatıcısı olarak hep şairin kendisinin konuştuğu ilginç bir figür Yusuf Alper. Sadece ‘anne’ ve ‘baba’ ve yakın akrabalar üzerinden bir döküm çıkarılsa, hasebiyle nesebiyle şiirine ilişkin onlarca versiyonlu imajlar ortaya çıkarılabilir. Eş dostları, akraba ve taallukatı şiirine kabul etmesini bir yana bırakıyorum. Mesela Yusuf Alper ‘Ölünsün Bir An Önce’ adlı şiirinin ilk beşliğinde, annesine yönelik olarak yakınlarından duyduğu betimlemelerle kendisinin çocukluk anılarından gelen izlenimleri arasında karşılaştırmalar yapar. Aldous Huxley’in yirminci asrın başlarında yazdığı ‘Mona Lisa Tebessümü’ adlı eseriyle estetik ve Penelope marka örgü ipliği dikkatiyle folklorik tabanlı bir anne betimlemesi çizmeye çalışır. Şiirin ikinci beşliğine gelince, birden kişisel fazdan toplumsal alana geçerek, ‘Bebeklerden katil yapan insanlar / Nükteci kızları kırpıp yıldız yapıyordu ’ dizesiyle şair, masumiyetten mahrumiyete, saf iyilikten kötülük örgütlenmesine doğru, insanın tahmin edilemez bir canlı oluşuna hatırlatmalar yapar. Dünyada olmakla hüzünlü olmak arasında var oluşsal bağlantılar kurarak yeni duyarlık alanları açmaya çalışır. Hüzün sözcüğü üzerinden annedeki değişimi, genel insanlık tablosuyla eşitlemeye davranır. Böylece nesebindeki hüzün sözcüğünü hasebindeki hüzün boyutuna taşır ve ikisini birbiriyle kaynaştırır. Hüzün, annesinden şaire kalıtsal olarak geçmiş izlenimi verir. ‘Annem de zaten benim gibi hüzün duruşluydu’ demeye getirir. Benzetmedeki pastoral özellik ise ‘kır ortasında yalnız bir ağaç gibi’ dizesinde görülür. Son beşlikle artık anneden çıkılacak, hepimizin güncel-toplumsal yerine konum atılacaktır.  

‘Annem küçükken çok nükteciymiş diyorlar

Oysa ben ne bir nükte ne bir kahkaha gördüm

Yüzünde Mona Lisa tebessümü

Kucağında Penelope yumağı

Habire örüyordu, habire söküyordu’

‘Annem çok esprili bir kızmış eskiden

Sonra suya vermiş gülüşü, kahkahayı

Kır ortasında yalnız bir ağaç gibi

Kendiyle konuşmayı öğrenmiş, kendine gülmeyi

Annem o zamanlar hüzünlü bir kızmış’

‘Biz ki her birimiz bir iplik bir iğne

Ağızları dikiyoruz habire

Konuşan ağızlar sussun, gülen yüzler ağlasın

Ölü toprağı serpilmiş gibi üstümüze

Ölünüp gitsin istiyoruz, ölünsün bir an önce’

Hemen akabinde ‘Tutulmuş’ adlı şiirinde bu kez dedesini konuklar Yusuf Alper. Onu bin yıl öncesinden, ücra coğrafyalardan getirir, var oluşunun köklerine teyeller. Çocukluk anılarıyla birlikte çizdiği dede tablosuna, insanın doğasında var olan ikilemli ruh halini çizer. (bir elinde kır çiçeği, bir elinde kamçı) Onun çoğu şiirinde dolaşımda olan hüzün ve acı burada da trajik dokunun merkezindedir. Ve yine birçok şiirinde olduğu gibi, ister genel tarihsel arka plandan getirilen duygular, ister özgeçmişinden çağırdığı figürler, dönüp dolaşıp hayatı sorgulayan şairin imgelemine malzeme olurlar. Yusuf Alper sözü bir şekilde kendine getirmeyi seven bir şair. Kimden ve neden bahsederse etsin, iş sonunda kendine bağlanmadan bitmez. Bütün şiirleri sonsuz hüzün uzayında, karmaşık bir yalnızlık sarkacında, yaşamın dibine yuvalanmış ölüm, özgürlüğe giden yolun nuru olan aşk, tarihsel ve kişisel acılarla yüklenmiş bir imgelemin sonuçları ya da dökümü gibidir. O, sonsuzdan gelip sonsuza giden, ezelden ebede vardıran duyguların bekçisi olmak ister gibi şiir yazmakta, bu yola açılan yazgısına erişme derdiyle dertlenmiş kelimelerle kendini, benlik bilincini kurmaya çalışmaktadır.   

‘Çok şey mi istiyorum

Sonsuzdan gelip sonsuza gitmiyor muyum

Ezelden ebede

Megaloman mı oldu bu ifade

Aslında herkes bilir ki alçakgönüllüyümdür

Ama şiirse mesele…’        (‘Kasımpaşa’)

2 YORUMLAR