VATANDAŞ TURGUT TELEFÇİ – Kenan Subaşı
TURGUT TELEFÇİ – Altan Erkekli
MUHTARI BEKLEYEN BAYAN – Hasibe Eren
[
(Sonbaharın sonlarıdır… Şiddetli bir yağmur yağmaktadır… Muhtar, mesai saatinde, muhtarlığı kapatıp kıraathaneye/kahvehaneye/kahveye okey oynamaya gitmiştir… Muhtarlığın önünde iki kişi (biri bayan olmak üzere işlerini e-devlet sisteminden halledemeyenler) beklemektedir… Turgut Telefçi’nin, muhtarı beklerken aklına aşk ve sevişmek ile ilgili düşünceler gelir, biraz sesli olarak ; ”aşk dedikleri nasıl bir şeydir? Dokunmak, sevişmek nasıl bir şeydir?” der… Önünde sırtı dönük bir şekilde duran muhtarlığın açılmasını bekleyen bayana yanaşır, başını bayanın ensesine kadar uzatır, çekingen, utangaç bir edayla sorar…)
TURGUT TELEFÇİ – Hanımefendi! Dokunmak, aşkı öldürür mü?
M. B. B.* – Kim? Bana mı diyorsunuz?
TURGUT TELEFÇİ – Evet! Burada ikimiz varız! Başka kimse yok ki! (tebessüm eder)
M. B. B. – A a… Üstüme iyilik, sağlık…
TURGUT TELEFÇİ – Ne o, hanımefendi! Kalın mı geldi? (tebessüm eder) Şimdiye kadar böyle bir soru duymadınız mı?
M. B. B. – La havle… (mırıldanarak) Manyak mıdır nedir!
TURGUT TELEFÇİ – Hanımefendi! Evliliğin altıncı ayında aşk biter, diyor, çok bilmişler… Ben onu sormuyorum, ben biraz daha geriye gidiyorum… Et, ete temas edince, aşk biter mi? (tebessüm eder)
M. B. B. – Sapık mısın kardeşim sen? Susmazsan polis çağırıcam!
TURGUT TELEFÇİ – İkimiz de muhtar bekliyoruz! Kızacak ne var bunda? (kapıyı işaret ederek) Bakın! Burada ne yazıyor? “Birazdan geliyorum”… (tebessüm eder)
M. B. B. – (yüzünü kaçırarak tebessüm eder)
TURGUT TELEFÇİ – !
M. B. B. – Evliliğin aşkı öldürdüğünü duyduk, okuduk ama sizin söylediğiniz bu dünyaya ait değil! Çok saçma! İnsanlar telepati mi kursun? (tebessüm eder)
TURGUT TELEFÇİ – (tebessüm eder) O da sakat! Et, ete değince bariz olarak öldürürsünüz, telepati kurunca gizlice öldürürsünüz!
M. B. B. – Siz, Einstein misiniz? (tebessüm eder) Yeni bir iletişim dili mi buldunuz? (tebessüm eder)
TURGUT TELEFÇİ – He! Kamü’yüm, ben, Kamü!** Kamusal mesajlar veriyo’m! (tebessüm eder)
M. B. B. – (mırıldanarak) Kar, kış! Beyaz çorap giymiş… (tebessüm eder)
TURGUT TELEFÇİ – Hanımefendi! Benimle konuşun!
M. B. B. – Ha! Evet! Haklısınız! Dokununca, aşk ölür… (mırıldanarak) Muhtar bi’gelseydi! Deliyle kaldık mı baş başa!
TURGUT TELEFÇİ – Dokunursanız, her şey biter, hanımefendi! Faydalanmış olursunuz…
M. B. B. – (mırıldanarak) Adam ruhlar âleminde! (tebessüm eder)
TURGUT TELEFÇİ – Hanımefendi! Şu halk pazarlarını düşünün! Bilmiyorum, gidiyor musunuz? Oralarda meyve, sebze tezgâhları vardır… Bir tezgâhtaki portakallar mesela! İnsanoğlu en iyisini bulmak için, tezgâhın altını, üstüne getirir! Portakallar, hanımefendi! Ellenip ellenip kenara bırakılan portakallara yazık değil mi? Size öyle yapılsa iyi mi olur?
M. B. B. – Tövbe tövbeee…
TURGUT TELEFÇİ – Dokunmak, aşkı öldürür! Dokunmak, alışveriş yapanların harcıdır… Siz hiç Leyla ile sevişen bir Mecnun hikâyesi duydunuz mu? Yok… Okudunuz mu? Yok… Ne var onlarda? Temas yok… Temas olmayınca aşk var…
M. B. B. – (mırıldanarak) Şimdi de mitoloji öğretiyor! Dekan, mübarek!
TURGUT TELEFÇİ – !
(muhtar ”ulan, Remzi, yine kapakladın ama neyse… Şakir de uyuyor! Ne bandoz var ne bi’şey…” diye mırıldanarak gelir… Cebinden muhtarlığın anahtarını çıkarır, önce muhtarlığın önünde bekleyenlere ”ne bakıyorsunuz, bi’şey mi var?” dercesine sert bakışlar atar, sonra çok yavaş hareketlerle kapının kilidini açmaya çalışır)
M. B. B. – Çok şükür, muhtar da geldi…
TURGUT TELEFÇİ – Temas yok! Lütfen! Temas yok!
M. B. B. – (mırıldanarak) Hay senin temasına!
TURGUT TELEFÇİ – !
]
* M.B.B. : Muhtarı Bekleyen Bayan
** Kamü : Albert Camus
Fotoğraf : Bir özel gün/hafta etkinliğinde, katlanır bisiklet grubumuz Katlagel216 üyeleri ile beraber, 15 Temmuz Şehitler Köprüsü’nden geçerken…














