Ana Sayfa Editörün Seçimleri Düşerken Söylenecek Şarkılar Üzerine

Düşerken Söylenecek Şarkılar Üzerine

79
0

Mustafa Nurullah Celep

Dünya İçre Yalnızlıkların, Yenilgilerin, Sessizliklerin, İnceliklerin ve İsmet Özel’in Dünyasından Bir Şiir:

Düşerken Söylenecek Şarkılar (*)

Atakan Yavuz bugüne dört şiir kitabıyla gelmiş değerli bir şairimizdir. Bu kitapları basım tarihlerine göre sıralayacak olursak;

1-Kunduz Dersleri, Şule Yay. 2002.

2-Bakış Talimi, Ebabil Yay. 2014.

3-Tanıyor Olabileceğin Kişiler, İzdiham Yay. 2019.

4-Düşerken Söylenecek Şarkılar, Ebabil Yay. 2022.

Biz bu yazımızda son şiir kitabı “Düşerken Söylenecek Şarkılar”ı esas alarak bir yorum denemesinde bulunacağız.

Dünya içre yalnızlıkların şiiri

Atakan Yavuz için şiir, bir var olma biçimi, varlığı anlamlandırma tarzının dışa vurumu gibidir. Şiir bu tarzın Yavuz’da ete kemiğe bürünmüş hâlidir. “Hâlidir” diyoruz, çünkü Yavuz’da şiirsel yük, hâl olarak tecessüm eder, bir biçime kavuşur da ondan. Bu hâlin/hâllerin en yalın durumu da karşısında “direnilemeyen” bir yalnızlıktır. Dolayısıyla direnç oklarını köreltmiş, süngüsü düşmüş bir yalnızlık karşısındayız. “Her şey yalnızlığa direnişi fısıldasa da” (s.15) şair üzgünlüğünü da yanına alarak yalnızlık hâlinin duyumsal tarafından besleniyor diyebiliriz. Bir diğer tespit de Yavuz’un bu anlamda modern şiir yoluyla “patetik” bir şiir yazıyor da demek mümkündür. Bununla birlikte Yavuz’un şiirine “patolojik hâllenmelerin şiiri” demek için de acele etmiyoruz. Çünkü Yavuz’un buradaki benzerleri arasındaki farkı, mısralarını biçimlendirirken duygularına aşırı abanmamasıdır. Sokaklar, sayılar, ölümler ve elem çiçekleri üzerine kapansa da (s.15) duygularına kapaklanmış bir şiir öznesi konuşmaz bu şiirlerde. Burada çünkü tabiatı, hayatı, insanı, nesneleri ve şehir içre varlığını “yalınlıkla” kavramak söz konusudur. Yani amiyane bir deyişle “vıcık vıcık bir duygusallık” akmaz bu şiirlerden. Cemal Süreya’nın deyişiyle (Şapkam Dolu Çiçekle, YKY) lirizmi düzeyli bir ele alışı vardır.

“Yine de değişikleri kaydetmeyi unutma

Ben seni öyle tutuyorum aklımda

Pas demiri nasıl tutarsa” (s.16)

Dünya içre yenilgilerin şiiri

“Bütün savaşlar sonunda kaybedilir” (s.22) diyen bu şiir öznesi için acıyı, varlık sancısını yaşamak ve tecrübe etmek yerine, acıyı “kendine savurmak” (s.12) söz konusudur. Şairin (İsmet Özel) adını insanların hizasına yazmasıyla, adıyla “yanlış bir hayat yaşamak” arasındaki farkı verir bu durum. Yani şiiri insanlarla olan birlikteliğe doğru açılan çıkış yolu öneren bir kapı ve dibace olarak görmek, yerini “aklıyla birlikte karlı bir dağ yamacında üşüyen” (s.13) yaralı bir bilince bırakmıştır. Bu yönüyle bu durumda hayatı patetik yönüyle yaşamak ve varoluşu duyuşta bir derinliğe vararak hissetmek, Yavuz’un şiirlerinin alameti farikalarından biridir.

Derinliğine tecrübe edilen bu var oluşun kalbinde açtığı “boşluk” hissiyle konuşur Yavuz’un şiir öznesi. “Sonra boşluk vardır sadece/tam ortası gökyüzüdür kalbimizin” (s.22) “Zihninde siyah lekeler” olan, “aşka ve acıya boyun eğen” bu özne, Şayagen’in deyişiyle (Yaralı Bilinç, Metis) tarihe geç kalmış yaralı bir bilinçtir. Bu yüzden de şiirlerinde “yenilginin diliyle” konuşur hep Atakan Yavuz. Türlü çeşitli işgaller ve ihtilallerle Batı medeniyeti karşısında mukavemet gücünü ve mücadele azmini yitirmiş bir edilgen şiir öznesidir bu. Yavuz’un şiirsel atlaslarında konuşan yenilginin yankısıdır. “Gazali’ye karşı mahcup”, “Tanrı’ya gücenik”, “aksini” aynalarda arama çabasında olan, yabancılaşmış, kendi içinde devinen, kendinden kendine akıp giden, “şehre karışmayan bir dehliz olarak” şair konuşur bu şiirlerde. Yavuz’un bir farkı var ki o da var oluş sancılarını, ucu bucağı olmayan içsel boğuntulara, çıkışsız bir “bunalım edebiyatına” dönüştürmemesidir.

Sürek devam ediyor, çünkü arayış devam ediyor…

Dünya içre inceliklerin şiiri

Şairin sahici atmosferinden yansıyan şiirlerin meleği kavrayış biçimi, bir incelik örneğidir:

“Sonra bir melek de varmış

Ben daha iyi yenileyim diye

Üşüyünce kanatlarını yakarmış.” (s.49)

“Artık büyük fikirlere ihtiyacım kalmadı

Kalkıp çayı demlemek de yetiyor bana” (s.51) diyen bu şiir öznesi, içinde yer aldığı hayatı yalınlıkla kavramanın inceliğine sahiptir. Ulvi fikir ve büyük ideallerin görkemli atmosferinde yaşamak yerine, “dedesinin alnındaki gül muştusu” ve “yalnız bir yürüyüş” sadeliğiyle bu özneye yetmektedir. Bu durum ve bu hâli, şiirsel duyuş bakımından “yalınlıktaki derinliği” kavramanın bir yansıması olarak okuyabiliriz. “Şiirin küçücük gölgesinde” yapayalnız yürümenin ve yazmanın şaire kazandırdığı bir sadelik ve incelikli bir duruş, diye de tarif edebiliriz. Büyük ve şatafatlı ideallerin ve fikirlerin açmazlarla dolu tanımlarının gölgesinde yaşamak, yerini “saksıdaki sardunya ile aynı fikri” paylaşmaya, onunla hemfikir ve hemdert olmaya bırakmıştır. Günümüz şiirinde 2010’lu yıllarla birlikte tebarüz eden “küçük insanın” şiirini ve yalın dünyasını getiriyor bize Yavuz. “Esmer ellerini ölü kuşlara satan”, sessizlik, sakinlik ve yavaşlık isteyen, giderek “şehre dair hiçbir şeyi umursamayan” tenhalara aşina bir şiir yüreği…

Dünya içre sessizliklerin şiiri

Kaotik bir evrende “sessizlik” arayışının, tenhalığın şiirini yazmak ne kadar mümkündür? Şehrin “termodinamiği” gürül gürül işlerken, sessizliğin ve şiirin dizi dibinde yalın ve içten lirik şarkılar söylemek, ne kadar akla yatkın ve mantığa uygun?

Karasu’da rızık endişesinden kaygılandığım bir zamanda, bir süt fabrikasına girme teşebbüsünde bulunmuştum. Kaydımı yaptırıp fabrikadan içeriye girmemle çıkmam bir oldu! Çünkü karşımda devasa cüssesiyle çarkıyla dişlisiyle, dolup boşalan kovaları ve işleyen dev mekanizması ve termodinamiğiyle bir sanayi medeniyeti görmüştüm. Yani şehrin/ilçenin bütün devingen “termodinamiği” o fabrikada o sanayi sitesinde bir araya gelmiş, toplanmıştı sanki. Bu dev ejderle başarısız girişimimin hikâyesini şunun için yazdım:

Atakan Yavuz devam ettiği bu sürek avında, “bu suretler pazarında”, somut/toplumsal/beşerî tecrübeyi esas almıyor, onun yerine “taze çayırları, sakin suları” tabiatı, doğal olanı “pastoral bir şiir” bilinciyle yazmayı tercih ediyor. Osman Özbahçe’nin (Sağlam Şiir, Ebabil Yay.) “yaşayan insan-yaşanan hayat” dediği ve millet merkezli şiir ölçütlerine bu şiiri kıyasladığımızda Yavuz’un şiiri var oluşun büyülü alanlarında aradığını görüyoruz. Mistik-doğacıl bir şiir zekâsıyla yazıyor şiirlerini Yavuz. Yaşamayı “yara kabuklarını” biriktirmek olarak algılayan bir şiir zekâsıdır bu. Yeni dünya içinde kendine bir mücadele alanı yaratmak yerine, “sil adımı bütün kayıtlardan” diyerek yenilgiyi, kaybetmeyi kabullenmiş bir öznenin şuuruyla yazmaktadır.

“Ben artık kafa karışıklığına ve vaz geçmenin güzelliğine inanırım

Ne kölelerin huzuru ne dosdoğruluğu kesin inançlıların

Mutlu bir bilinçten, açılmayan yumruktan

Kapanan yaradan sana sığınırım.” (s.42)

Dolayısıyla Yavuz, modern dünyaya yönelik göndermeleriyle “damardan gerçekçi” şiirin vuruculuğunu, sarsıcılığını, somutluğunu, ayağını yere sağlam basışını değilse de damardan gerçekçi bir şiirin eskizini/gölgesini yazmıştır, diyebiliriz.

İsmet Özel’in dünyasından bir şiir

Yavuz’un dördüncü kitabındaki bu şiirlerin geneline baktığımızda, İsmet Özel’in lirik ve imgeci dönemine ait şiirlerin mührünü vurduğunu söylemek mümkündür. Dolayısıyla İsmet Özel’in ilk dönem şiirlerinin gölgesinde bir kitap gözüyle bakabiliriz bu esere. Atakan Yavuz bu kitabında, İsmet Özel’deki varoluşçu-patetik damarın büyülü-gerçekçi bir yansımasını sunmuştur okuyucuya. Büyülü oluşu imgeyi ele alış biçimi bakımından; gerçekçiliği, bireysel varoluştan kaynaklanarak şehir içre bir duyuş derinliğini yansıtması yönündendir.

Örneğin İsmet Özel’deki “haytanın biriyim ben/bunu bilsin insanlar” mısraı, Yavuz’da “aylağın tekiyim aslında” mısraına dönüşmüştür. İsmet Özel’deki çizgi dışında duran medeniyet karşıtı şiirsel tavır, Yavuz’da “yara almış bir var oluşu derinden duyumsama” şeklinde tebarüz etmiştir.

“Daha iyi yenileyim diye

Taze sabahlar alıp dönüyorum eve

Biraz infilak çarşılardan, kazanma korkusu

Huzursuz ruh kirli gerçek leb-i derya ve lâhavle

Bunlardır benim silahlarım

Daha iyi yenileyim diye” (s.49)

Yine aynı bölümden sonra kesitte İsmet Özel’deki “kardeşlerin pogrom sana” mısraı, Yavuz’da “kardeşlerim yaban kuğusu bana” mısraına, İsmet Özel’deki “acı çekecek yaşa geldiğim zaman…” mısralarıyla devam eden mısralar, Yavuz’da “acı çekmeyi bırakalı çok oldu” mısraı olarak yansımıştır. İsmet Özel’deki “acıya ve adle boyun eğdim” mısraı, Yavuz’da “acıya ve aşka boyun eğdim” şeklinde aksetmiştir. Yani İsmet Özel’deki “adalet” vurgusu ve epik kavrayış, yerini Yavuz’da var oluşu patetik bir duygusallıkla kavramaya bırakmıştır. Bir başka örnek de kitabın isminden verebiliriz: İsmet Özel’de “tam düşerken tutunduğum tuğlayı/kendime rab bellemeyeceğim” şeklinde yazılan mısralar, Yavuz’da “düşerken söylenecek şarkılar” olarak kitap ismine yansımıştır.

Özcümle, Atakan Yavuz’un “Düşerken Söylenecek Şarkılar” adlı bu şiir kitabı, İsmet Özel şiirinin derinlikli gölgelerinde söylenmiş “var oluş şarkıları” gibidir.

Atakan Yavuz’a önerilerimiz şu veçhede şekillenmektedir:

Tikelden tümele, özelden genele, bireyselden toplumsala kapılarını ve pencerelerini, şiirsel algısını sonuna dek açarak şehrin şarkılarını ve termodinamiğini şiirlerine kanalize edebilirse bu tutum kendisinin yararınadır. Bunun için de Hakan Şarkdemir’in (Kahramanın Dönüşü, Ebabil Yay.) deyişiyle şiirini cesaretle gündelik hayatın mıntıkalarında dolaştırmalı, bu mıntıkalardan yansıyan seslerle devinimsel bir şiir atlasına dönüşerek “çıkışsızlıktan çıkış yolu öneren” bir durumu gelebilirse, şiirine İsmet Özel’den sonra da yeni bir kapı açabilecektir. Böylece bir “nalbandın yanında işçi olarak” durmanın ve yazmanın “zihnindeki siyah lekeler”den daha muteber olduğunu kavrayabilecektir. Böylelikle de ulusaldan evrensele uzanan trajik acı, daha şümullü bir hale gelecektir.

Şairin gözünde/prizmasında “kardeşlik bir ağrı” olsa da bütün tanımların ve dünya görüşlerinin ötesinde, Atakan Yavuz’u bilgelikle selamlamak, sanırım en yakışıklı bir davranış biçimi olacaktır.

Selam olsun.

_____

(*) Atakan Yavuz, Düşerken Söylenecek Şarkılar, Ebabil Yay., Ağustos 2022, Ank.