Ana Sayfa Ali Celep Arşivi Cahit Zarifoğlu’nun ‘Hızla Akan Mızrak’ Adlı Şiiri Üzerine Bir Eleştirel Dipnot

Cahit Zarifoğlu’nun ‘Hızla Akan Mızrak’ Adlı Şiiri Üzerine Bir Eleştirel Dipnot

55
0

ALİ CELEP 

CAHİT ZARİFOĞLU’NUN ‘HIZLA AKAN MIZRAK’ ADLI ŞİİRİ ÜZERİNE BİR ELEŞTİREL DİPNOT

‘İşaret Çocukları’ Cahit Zarifoğlu’nun ilk şiir kitabıdır. Aralık 1967’de İnsan Yayınevi’nce yayımlanmıştır. Kitap 30 şiiri muhtevi olup, ismini 21.şiirden almıştır. Şairin şiirlerinin yayımlanmaya başladığı zaman dilimini dikkate aldığımızda (1958-1967) bu şiirlerin 18-27 yaş aralığına ait olduğunu kesin olarak söyleyebiliriz. ‘İşaret Çocukları’ndaki bütün şiirler, Büyük Türk Şiiri’nin imgeci kanalından akar ve yine bu kanalı besleyerek ve giderek derinleştirerek tarzını inşa eder. Kuşkusuz bu bir süreçtir. Cahit Zarifoğlu’nun bu ilk şiirlerinde hemen tastamam söylemini olgunlaştırıp tamamlanmış bir yapıdan söz edilir ki kanımca bu gerçeğe uygun düşmez. Bir ömür ‘özlediği şiir ufkuna ulaşmaya çalışma sevinciyle’ hareket eden bir şair için bu tarz bir yaklaşım doğru olmasa gerek. Galiba bu acele yargı, şairi çok sevenlerce sarf edilen veya sevgiyle yüceltme psikolojisinin etkisiyle dile getirilmiş, çok duygusal bir yaklaşımın ürünüdür. Fakat bu yargıyı destekleyen bazı şiirleri vardır demek daha doğruca olur.

İşaret Çocukları’nın ilk şiiri ‘Hızla Akan Mızrak’ dünyadaki en küçük bir olaya veya görüntüye bile diğer insanlar gibi bakmayan bir gözün, bir sabah manzarasına ilişkin deneyimiyle açılır:

‘Sabahtır

Alkışlar gecenin

Sıcak damları sükûn yapılarıyla

Aydınlatır bir ucundan

Kahvaltı sofrasını çay tasını’

Şüphesiz bu görüntü, şairin iç dünya gözünden taşan psikolojik bir izlenimin ürünüdür. Ama bu görüntü şairin asıl iletmek istediği duygu için dekor olarak kullanılır. Şiirin başat imgesi son iki kesimde kullanılan ‘mızrak’ sözcüğünde belirginleşir.

‘Bu geçen mızrak

Kalın kararlı’

 

‘Mızrak geçer ışığı

Geçer geceyi dolduran karanlığı da’

Mısralarını şiirin başlığı olan ‘Hızla akan mızrak’la birlikte alırsak, satırların arasında saklı duygunun açılımına nispeten ulaşabiliriz.

Şiirde konuşan sesin yoğunlaştığı imgeyi(mızrak) şöyle açabiliriz: Sabah uyandığımızda ve kahvaltı yapmak üzere yere kurulmuş sofraya yöneldiğimizde, yarı uykulu ve biraz ayıkça açılmış halde olan gözlerimizle bazen şu görüntüyü yakalarız:

Pencerenin bir köşesinden çok az sızan güneş ışığı odanın kalan taraflarını biraz karanlıkta bırakarak sofraya doğru bir mızrak biçiminde uzanır. Sofraya doğru sanki bir mızrak görüntüsünü andırarak uzayan bu ışıklı görüntü, ulaştığı yerin bir kısmını aydınlatır. Çocukken buna benzer ışık oyunlarına ben de şahit oldum. Kamil Eşfak Berki’nin ‘uykudan kalkmış bir insanın sabah psikolojisi’ saptaması da kanımca bu yorumu destekler mahiyettedir. Buradan şairin imgelemini harekete geçiren görüntüye, giderek zıtların uyumlu birlikteliği dediğimiz unsurlar eşlik eder. (sabah/gece, ışık-aydınlık/karanlık)

Bir başka açıdan, hızla akan mızrak, külli iradenin buyruğunda hızla geçen zamanı ve zamanın bir kaderle uyumlu zıtlıkların birbirini tamamlayarak hızlı akışını imler. Ve yine şiirin ikinci bölümünde bütün bu varoluş sürecine şairin sevinçle tanıklık ettiği ilginç görüntülerle, farkına varamadığımız sade/gösterişsiz bir güzellikle tablo tamamlanır. Birçok şiirinde olduğu gibi burada da şairin reel dünyaya ait en küçük bir ayrıntıyı bile imgeleminde ve bazen de muhayyilesinde dönüştürerek soyutlaştırma dediğimiz bir tekniği sıkça kullandığını görüyoruz. Çocukluğumda çok söylediğim ‘Telgrafın tellerine kuşlar mı konar?’ türküsünü anımsatan sahnenin yine çocukluğumda bazen şahit olduğum gibi ‘Ve akla her gelen telgraf telinde/Öpüşür iki güvercin/İncelmiş ve yumuşamış gagalarıyla’ cümleleriyle estetik anlamda üst düzey bir jestle tamamlanması şiirin en dikkat çekici imajları olarak akılda kalıcı güzelliktedir. Ve yine üçüncü bölümdeki ‘Atanın değer biçilmez atıyla’ birlikte mızrak imgesi bizi eski zaman atlı mızraklı savaş oyunlarına götürür. Bu yorumum, imgenin, Engin Geçtan’ın vurguladığı anlamdaki tespitine denk düşer sanırım:

‘…bir nesne dış çevrede olmadığı zamanlarda da o nesnenin imgesi zihinde canlandırılabilir…’

Cahit Zarifoğlu’nun şiirlerinde özellikle çocukluk ve ilk gençlik dönemine ilişkin birçok enstantane zihinde anlık çağrışımlarla, böyle dönüşüm ve değiştirimlerle çok canlı imajlar olarak karşımıza çıkarlar ki, bu durum onun şiirlerini okurken bizim de his ve düşünce dünyamızı canlı ve tetikte kılar.

‘Mızrak geçer ışığı

Geçer geceyi dolduran karanlığı da’

Hızla Akan Mızrak’ ta kusurlar da yok değil: Şiiri okuma sırasında, belki dile karşı şairin güvensizliğinden, belki şiirin istikametini kaybetme endişesinden, çok muğlâk ve belirsiz ve anlamı iyice örten gereksiz ani sıçrayışlar, (‘Düzgün uysal/Işıklı bir de ağız/Gizlice götürür hücreyi bütüne’ gibi) hem okumayı yavaşlatıyor hem de bizi aşırı düşünmeye sevk ediyor ki bu Cahit Zarifoğlu’nun da pek arzulamadığı bir durum olsa gerek.

Bir şiirde hisleri aşırı düzensizleştirmek, sık sık okuru sözdizimini çözmeye zorlamak her zaman marifet gibi algılanmaz. Üstelik bu durum konuşan sesin etkileme gücünü de zamanla zayıflatır. Bunlar Cahit Zarifoğlu’nun artist kişiliğinden kaynaklanabileceği gibi, dönemin şiir anlayışını belirleyen İkinci Yeni koşullarının, anlamı bazen mağaranın en dip yerine iten yazma tarzının doğru yorumlanamamasından da kaynaklanabilir.

Ama bu kusurlar sevgiyle katlanabileceğimiz türdendir.