ŞİİR DEYİNCE – 102
[2018] [ Abdullah Harun Canpolat, ‘Anksiyete’ Fayrap, sayı:114]
‘Anksiyete’ Hıristiyan takvimine göre 14.asırda İtalyan site devletlerinde temelleri atılan, 15. ve 16.asırlarda Avrupa ölçeğinde yaygınlaşan, 17. ve 18.asırlarda etkisini Avrupa dışında kalan topraklarda göstermeye başlayan ve nihayet 19. Ve 20 asırlarda her alanda modern dünya sistemini işleten ve bugün artık kendi dışında başka hiçbir sistem dışı yapılanma girişimlerine izin vermeyen ya da kendi menfaatine müncer olacak biçimde kontrollü karşıt unsurlara kanal açarak varlığını bütün yeryüzü genelinde insan haysiyetini ayaklar altına alarak kabul ettiren şeytani kapitalist mantığın sonuçlarına eğilen bir şiir.
Şairin bu sonuçlara ilgisi bireysel ve toplumsal olmak üzere eş zamanlı iki açıdan ilerliyor.
Bireysel planda şiirde konuşan kişi, C.G.Jung’un tanımına tam uyacak şekilde, güncel yaşamdaki gereksenimleriyle güçlü isteklerine koşut bir ‘persona’ davranışı gösteriyor.
Burada persona sözcüğünü Latince kökenine yapışık olarak kullanıyorum: bir maske, karakter, rol, kişilik.
Bu planda şiirde konuşan karakter olarak persona, öte yandan aynı zamanda cemiyet planında şairin davranış yönünü de betimliyor.
Nitekim şiirin başlangıç kısmında gerçekleşen diyalog, şeklen o tarzda toplumsal vasatta tezahür etmez fakat hal itibariyle gerçek yaşamda aynen şiirde olduğu gibi görünüm kazanır.
Fakat insanlar güncel yaşam akışı içinde özünde var olan bu gerçeği yokmuş farz ederek ilişkileri yürütür ve yönetirler.
Tam da şiirin başlığını destekleyen bir havada ilerleyen şiir, görünmeyen ya da yok farz edilen gerçekliğin yarattığı sonuçları araştırıyor.
Bir iç diyalog şeklinde gerçekleşen konuşmanın yarattığı korku, endişe, sıkıntı havası ise bazı kesitlerde şairin ironik müdahaleleriyle aşılmaya çalışılıyor.
Konuşmanın serimlenmesi ne denli nesnel, bilinçli, akli bir tasarım taşıyorsa, ironik yaklaşımın kendini gösterdiği parçalar da o denli öznel, duygusal bir ton getiriyor.
Bu anlamda şairin ölümcül kapitalist ilişkiler ağına atıf yapan ve şiirin önemli kısmını kapsayan endişe hali, bir çatışmadan çok, özünde var olan gerçek duruma dikkat çeken, bireysel ve toplumsal vasatta açığa çıkan kırılgan bir yapıya işaret ediyor.
Böylece nihai olarak anormalin nasıl normalleştirildiğini, giderek normal olanın, bu kapitalist döngü marifetiyle kurulan algı düzeninde nasıl anormalleştirildiğini tablolar halinde netleştiren bir şiir okuyoruz.
İçeriğe ilişkin durum tespitimizi şimdilik bu cümlelerle sınırlayalım ve örneklendirelim:
‘Malum hastalığın belirtileri nelerdir pek sayın doktor Google amca
Çünkü gördüklerim siyahtır
Duyduklarım hep bilmediğim dillerde ağıt söyler
İlaçlarsa ne kadar da renkli değil mi pek sayın doktor
Hepsi acı acına her gece ve renkli’
Abdullah Harun Canpolat bütün bu konuşma parçalarında günlük yaşam dilindeki konuşma formunu tercih etmiş.
Hem bazı kelimeler tam yazılmamış hem şiirin neyi söylemediğini ima eden her çeşit estetik kategorinin tamamına sırt çevirmiş.
Mehmet Akif soyundan olsa gerek, sözüm odun gibi olsun hakikat olsun tek demiş çıkmış şiirden kısa kesip.
Dize kurma kaygısından uzak, uyak, ölçü, ima, sembol, teşhis vb sanatlara başvurmadan, retorik düzen düşünülmeden, düz cümlelere kurmaya çalışmış şiirin yapısını.
Şüphesiz bu da en zor olanı çünkü yapı bütün olarak şiiri vermediğinde, yani şairin nerede durduğunda şiir için gerekli olan ifade formunu koruyabildiği bilgisi bir ölçü olarak kaçırıldığında düzyazı ayağına düşülebiliyor.
Abdullah Harun’da bu zaaf var görünmekle birlikte onu aşma gücü de var.
Yalın ve doğrudan söyleme cesareti önemli ama buna eşlik eden ritim olmadan bu cesaret havada kalır.
Benim onda ilgimi çeken, bu şiiri 17 yaşında yazması ve 18 yaşında, başka şairlerin şiir kitapları hakkında eleştirel yazılar kaleme almaya davranmasıdır.
Ondaki bu eleştirel davranış doğrusu planlanmış bilinçli bir çabanın sonucu olsa gerek.
O bakımdan şiirinin eleştirilecek onca yanı olmasına karşın, bidayetinde genç adamın şiir yolundaki cesur girişimini, ileride bütün insanlık için şiirle getireceği şahsiyet beklentisine bağladığım umuttan olsa gerek, önemsediğimi belirtmeliyim.
Şu güzel cümleyle genç adamı selamlayalım vesselam:
‘Gözlerim kararıyor yine bak bu kadar sevgin fazla’
Not: Abdullah Harun kardeşime üniversite sınavında başarılar diliyorum
Hak muininiz olsun.
Ali Celep













