ALİ CELEP
AHMET SEZGİN’İN ŞİİRLERİ ÜZERİNE
2.
‘Hüzün Yağmurları’ iki ‘paftada’ çatılmış: ‘Aşka Çağrı’ ve kitaba adını vermiş ‘Hüzün Yağmurları’. Burada ‘pafta’ sözcüğünü bilinçli kullandım. Çünkü kitaptaki şiirlerin hemen hepsi bir mühendis titizliği ile yerini bulmuş, çoğu parmak hesabıyla örülmüş şiirler. Geleneksel planda ve fakat çağdaş söyleme ilmek atmayı ihmal etmeden, diyeceğim çağının tanığı bir şair olmanın getirdiği bir dikkatin ürünüdür. Öyle anlaşılıyor ki Sezgin, daha yirmili yaşlarında dünkü görgünün gerektirdiği disiplini ciddiyetle tahsil etmiştir. Daha 21 yaşındayken 13’lü ölçüyle yazdığı ‘Bir Sevginin Doğuşu’ adlı şiirini okurken, gelenek hesabına kısa mükemmel bir liriğin zevkine coşkuyla ulaşabiliyoruz. Bu coşkuyu kitap boyunca yaşayabiliyoruz. Hem parmak hesabı (matematik) yapacak hem parmak hesabının bittiği yerde gönül tahtında maveradan sesleneceksiniz. O yaşta varlık sırrını kucaklama arzusuyla, aşk katında olup biten ince duygulardan bahis açacaksınız. Bence kolay iş değil. Sezgin dünkü şiirin gereksindirdiği donanımla diplomasını başarıyla almış diyeceğim. O bu şiirinde olduğu gibi hemen bütün şiirlerinde biçimsel formasyonu yetkinlikle örgülediği gibi, içerik planında ebediliği kurcalama, üzerinde yaşadığı toprağın ruhuyla uyumlu bir var oluş sancısını hecelemek üzere kişiliğinin kuruluşuna malzemeler taşımaya da çalışmıştır. Açıkça anlaşılacağı üzere Sezgin bu çalışmayı klasik temlerle yapmıştır: Ölüm, ayrılık, yalnızlık, aşk, hüzün vs. Bu temler üzerinden de bir dünya görüşü getirmiştir. Onun dünya görüşü İslami ‘tendance’lıdır. Şiirle şu ya da bu dünya görüşü getirmenin sonuçları, şiiri ‘tarihin ritmi’ olarak değerlendirenler katında olumlu karşılanırken, şiirin estetik formundan feragat etmenin doğurduğu sonuçları daha önemli sayanlarca olumsuz görülmüştür. Bana öyle geliyor ki şiirle bir dünya görüşü getirmenin kabul edilebilir dengesi, şiirle tarihin ritmini ararken, kafada önceden oluşmuş öngörüleri olası estetik forma dayatmamakla sağlanır. Hangi estetik form? Sezgin’in şiirleri söz konusu olduğunda bu, yüzyıllardır, yüzlerce büyük şairin şu ya da bu türlü etkin çabalarıyla kurduğu devasa geleneklerin bugüne uzattığı ve belki yarına da varacak olan mirasın halka kalan payıdır. Her zaman içinde bir duyguya eşlik ederken yanı başında bir düşünce de büyüten halk şiiri diyeceğim. Bu, insan oluşun bütün farklı tonlarını içinde barındıran duygu ve düşünce dengesidir. Bence bu bahiste asıl mesele, büyük geleneğin korunmasından çok, şairin büyük gelenek içinde yuvalanmış ‘daha iyi’ geleneğin hangisi olduğunu teşhis ve tespit etmesinden sonra onu koruyup geliştirmesiyle ilgilidir. Dolayısıyla hangi estetik form hangi gelenekle düşünce bağı kurmuşsa, iyi, doğru ve güzeli poetik planda arayan tarihsel ritim o bağlamda denge kurmalıdır. Sezgin’in dünden bugüne aşina olduğumuz temlere yaklaşımı kitabın geneli itibariyle henüz sürprizlere ya da yeni sonuçlara açık görünmüyor. Fakat şiirin bütününde görülen bildiğimiz ve beklediğimiz atmosferin dışına çıktığı özgün parçalar var ki ucu geleneğin geliştirilmesine değecek güzelliktedir. Bu güzellik, şiirine miras kalan payı yarına doğru geliştirme arzusundan doğuyor. Aşağıya aldığım parçalar ve buraya almadığım daha fazlası, yeteneğin hoş buluşlara eşlik ettiği nüanslar olarak okunabilir:

‘Kanadı kırık bir martıda gördük / Kanayan ve acıyan yerlerimizi’
‘Çile hırkasını giymeden aşka soyunduk’ ‘Zifiri karanlığın rahmine akan kutlu fecir / Sanki peygamber gülünün sabrına verilen ecir’
Sonraki yazımızda ‘Hüzün Yağmurları’ üzerine içerik analizi yapacağız.
















