ALİ CELEP
HÜSEYİN PEKER ŞİİRİ – 7
(Bir Eleştirel Yaklaşım)
Hüseyin Peker şiirinde göze batan niteliklerden birisi de çok farklı yaşam formlarını, şair kimliği ve şiir tanımları üzerinden araştırma çabasıdır. Bu araştırmanın vardığı sonuçlar onun bütün şiirlerinde geçen şair (ozan) ve şiir sözcükleri taranarak ortaya çıkarılabilir. Bu yoldan Peker’in şiir görüşüne ve şair kişiliğine bile ulaşılabilir. Denebilir ki onda çok kez gözlemci sıfatıyla dile getirilip irdelenen türlü yaşam formları, gençlik yıllarından bugüne peşinde olduğu ve yakalamak istediği duygulara tercüman olmak üzere ardı sıra sıralanmış izlenimi vermektedir. Gerçekte ise Peker’in şiiri bir derinlik elde etmek amacıyla, bu hayatta tam olarak neler yaşandığına dair bir şeyler söyleme derdiyle konuşmaktadır. Peker bu derinliği hem kişisel yaşamına hem sıradan insanların genel ya da güncel yaşamına yönelik olmak üzere, bazen kayıp duyguları yeniden hatırlatmak, çok kez de yeni duygular yaratmak ve bu yoldan bir farkındalık oluşturmak ereğiyle kurcalamaktadır. Böylece Peker, bir yandan şairi sıradan insanların güncel yaşamına karıştırmak isterken, öte yandan kendi öz saygısını zenginleştiren bir tavırla kendi evine doğru dürüst ulaşmanın olanaklarını yoklamaktadır. O bunu yaparken hiç de diplomatik bir dil kullanma gereksinimi hissetmez. Aksine onun şiirlerinin, ister Üçler’in garip atmosferinde yazdıkları olsun, isterse İkinci Yeniler’in şemsiyesi altında ve dışında yazdıkları olsun, hemen her seviyede her şeye karşı hürmetkâr bir sesi vardır. Bu tespitlerimi ilk şiir kitabı ‘İnsan Arkadaşınındır’ içinde ‘Yaz Caddesinde Ağarıp Evinde Koyulaşan’ alt başlığında derlediği şiirlerden birinden (‘Ozan Değildir’) aldığım birkaç kesitle örneklendireyim:
‘Akşam olunca kahveye çıkmayan insan
Ozan değildir
Kahveye çıkıp da çayın tadına alışmayan
Oradaki arkadaşların her akşam denediği
Ortama uyma süzgecinden elenmiş insan
Ozan değildir
‘Küçük yevmiye ile çapaya çıkan
Eli, yüzü sıcağa karşı sarılı işçilerin
Sabah uyanıp yüzüne çarptığı sudaki şiddeti
Gün ağarmadan traktöre yetişmek istemesindeki coşkuyu
Ve insanın küçük paralar kazanıp
Onları harcamak isterkenki tutumunu
Yaşamamış insan
Ozan değildir’
Şairin mütevazı toplumsal gerçeğe yakın durması gereğini anlatmaya çalışan bu kesitler dolaylı yoldan pür elitist şair kimliğine eleştirel göndermeler de yapıyor. Şiirdeki içeriğin örgütlenmesi, biçimde de aynı görüşe hizmet edecek şekilde planlanmış görünüyor. Şiiri neredeyse düzyazıda kuşatan Peker bütün elitist retoriklerden vazgeçmiş olarak konuşuyor. Halka karışması zorunlu, giderek halklaşmasını istediği bir şair portresi çizmeye davranıyor. Böylece kendi soyut gerçeklerini yücelten bir anlayıştan, şiirin güncel yaşamın gerçeklerinden güç aldığı ve bu gerçekleri candan ve dürüstçe içselleştiren, imajlardan tümüyle arındırılmış, şimdiki zamanın ruhunu bütün açıklığıyla ifade eden, okura sade tasvirler üzerinden kurulmuş bir yapı getirmiş oluyor. Bu yapıda şairin konumuyla güncel yaşamın çelişkileri ise iç içe geçiriliyor.
Hüseyin Peker’in, ilk şiir kitabından bir örneklem olsun diye aldığım yukarıdaki kesitlerde görüleceği üzere, halkın güncel somut yaşantısından gelen görüntüler hemen bütün şiirlerinde bir şekilde karşımıza çıkar. Peker, halkın gerçeklerini küçük insanın gözünden, nesnel bir anlatımla başarıyla vermiş görünüyor. Yaşayan insan, yaşanan hayat bağlılaşımını şiir ahlâkının gereği sayıyor. Daha doğrusu şiiri ve hayatı bu yoldan deneyimlemenin daha etik olacağını düşünüyor. Böyle olunca gerçekler onun şiirinde his dünyamıza ışık tutan sözcüklere dönüşüyor. Şiirin ‘duygusal işlev’i varsa bu işlev Peker’de hem kişisel iç dünyasını hem dışarıda akıp giden hayatı tanımlama ve açıklamaya yönelik sonuçlarını büyük ölçüde vermiş gibi görünüyor. Peker bidayetinden bugüne sonuçları acı da olsa ödevine iyi çalışmış.
‘şimdi kendimi olduğum gibi göremem
birbirine geçmiş bir sıra metal halka
zincire vurulmuş biriyim
ev ödevlerini kalbine saplamış
kısa saçlarımla tam bir hasta’
Bir dahaki yazımızda, ilk şiirleri içinde benim en çok sevdiğim ‘Eve Dönüşün Üç Öyküsü’ ile son şiirlerinden ‘Pranga’ üzerinden Peker’in konumunu başka bir açıdan kurcalamaya çalışalım.

















