Ana Sayfa Hikâye Atlası Rüya | Kenan Subaşı | Hikâye Atlası

Rüya | Kenan Subaşı | Hikâye Atlası

108
0
Fotoğraf : Resul Dindar ile bir anı...
Yazı İçi

RÜYA

(Birinci Bölüm)

Mehmet Bey, rengi soluk bir ceket giyiyordu. Üstelik o ceket de diğer giysileri gibi çok eskiden satın aldığı, vücuduna artık dar gelen giysilerden biriydi. Oturduğu ev babasından kalma, elli yıllık bir apartman dairesiydi; dairenin mobilyaları eski, kahverengi, raflarında ve sehpasında dantel işlemeli örtüler vardı. Evliydi, çocukları olmamıştı. Yıllardan beri süt fabrikasında çalışıyordu. Maaş günü geldiğinde kitaplığının rafına sıkıştırdığı listeyi çıkartıp eşine ‘minister of interior!* Hâ’di, biraz gezelim’ diyerek evden çıkar, markete, giyim mağazalarına gider, alışveriş yapardı. O gün de maaş günüydü. Alışveriş yapıp eve döndüler. Aldıkları mutfak malzemelerini, giysileri yerlerine koydular. Mehmet Bey, yorgundu, bu yorgunluk aslında yürümenin verdiği bir yorgunluk değildi, uzun süredir sırtında bir filin oturduğunu hissediyordu, anlamlandıramıyordu, bu yüzden hastaneye gitmiş, film çektirmiş, sırtında hissettiği ağırlığın sebebine bir tanı konulamamış, vitamin haplarıyla geçiştirilmişti. Saat geç olmuştu. Mehmet Bey, lavaboya gidip bakımını yaptı, pijamalarını giyip yatağına uzandı. Eşi de odaya geldi, yatağa uzandı. Kısa sürede uykuya daldılar.

Mehmet Bey, sokağın köşesindeki kahvehanede bir sandalye çekmiş, tavşan kanı bir çay söylemiş, dalgın gözleriyle etrafı süzüyordu. Bir anda, yanına uzun boylu, siyah takım elbiseli, elinde James Bond çantasıyla bir genç yanaştı.

–          Merhaba!

–          Merhaba!

–          Mehmet Bey’i arıyorum, bu sokakta oturuyormuş. Süt fabrikasında çalışan biriymiş. Elli altmış yaşlarında biri!

–          Benim, buyurun!

Uzun boylu, siyah takım elbiseli genç, çantasını Mehmet Bey’e uzattı;

–          Bu size ait! İçinde para var, bir hayırsever size ulaştırmamı istedi.

Mehmet Bey, şaşkındı; kaşları yukarıda, göz kapakları iyice açıldı.

–          Bana mı?

   Mehmet Bey, gencin uzattığı çantayı alıp dizlerinin üzerine koydu, çantayı tık, tık açtı. Deste deste banknotlar önündeydi; vav, dedi, dişleriyle alt dudağını ısırdı.

–          Bir yanlışlık olmasın! Gerçi bu sokakta, süt fabrikasında çalışan, benden başka bir Mehmet daha yok!

–          Size kartvizitimi bırakıyorum, aklınıza bir soru takılırsa ulaşırsınız. Beyefendi bu konularda çok hassas, isminin ifşa olmasını istemiyor! Sağ elin verdiğini sol el görmesin istiyor!

Mehmet Bey, kartviziti merakla aldı, boynuna asılı yakın gözlüğünü taktı, kartvizitte beyaz zemin üzerine beyaz yazılar vardı, her şey beyazdı, harfler, rakamlar, şekiller, bunlar var mı yok mu belli olmuyordu! Şimdiye kadar böyle bir kartvizit görmemişti. Sonra incelerim, önce gençle konuşmalıyım diye kartviziti yavaşça ceketinin iç cebine koydu. Üstelik gencin görünüşü hiç de pejmürde değildi! Belki o hayırsever, bir holding sahibidir! Belki de bir vakıf yönetimi! Sorup soruşturdular, çalışanlarından birini gönderdiler! Olur mu olur! Mehmet Bey, sorularla dolu başını yere eğdi, sağ ayağının ucunu yavaşça sol ayağının üstüne koydu, mahcuptu; insan olmanın, ihtiyaç sahibi olmanın bir resmiydi bu! Artık maddi sıkıntıların sonu gelmişti; yeğeni Halil’e olan borcunu verecek, evini tadilata sokacak, yıllardır özlemini çektiği yetmiş dört model tosbağaya** kavuşacaktı, eşine mehir bedeli beş adet Trabzon Burması bilezik bile alacaktı, artık çalışmasına bile gerek yoktu…

Mehmet Bey, başını kaldırdı;

–          Tamam, tamam da… Ne bileyim…

Uzun boylu, siyah takım elbiseli genç, iki elini birleştirdi;

–          Mehmet Bey! Bana müsaade! Yapmam gereken çok iş var!

–          Bi’çay söyleseydim, nereden geliyorsunuz, nereye gidiyorsunuz, böyle Hızır*** gibi…

–          Sonra zaten görüşeceğiz, kendinize iyi bakın!

Genç, arkasına bakmadan yürüdü. Mehmet Bey, sokak boyunca gencin arkasından bakakaldı; dizlerinin üzerinde para dolu çanta, cebinde kartvizit, donup kalmıştı… Neredeyim ben, dedi, bunlar ancak filmlerde, rüyalarda olur! Rüyalar böyle olur, yaşanılanlar belli belirsiz görünür, kaybolur… Mehmet Bey, biraz önce yaşadıklarının etkisinde kalmıştı; kimdi o genç, o hayırsever kimdi? Beni, sokağımı, çalıştığım süt fabrikasını, maddi durumumu kimlerden öğrenmişlerdi? Niye ben, dedi, niye ben? Elini ceketinin iç cebine attı, kartviziti çıkartacaktı ki omuzunda bir el, onu boyuna dürtüyordu!

–           Bey! Bey! Ha’di, kalk artık!

Mehmet Bey, bir anda gözlerini açtı, karşısında eşini görünce şaşırdı. Derin bir nefes aldı. İki elini yüzüne götürdü, elleriyle göz kapaklarını ovdu.

Eşi, arkasını dönüp salona yürümeye başladı;

–          Geç yatıyoruz, geç! Kalkman için davul zurna gerek!

KENAN SUBAŞI

*  İçişleri Bakanı (Ing.)

** Wolkswagen Beetle

*** https://islamansiklopedisi.org.tr/hizir

Yazı İçi