MUSTAFA NURULLAH CELEP
ŞAİRİN DİJİTAL ÇAĞDAKİ ÖLÜMÜ YA DA ŞAİRLERİ ÖLDÜRMELİ MİYİZ?
Twitter’da M. Burak Çelik’e o tweeti yazdıktan sonra, Cemal Süreya’nın Günübirlikler kitabındaki ilk yazı üzerine tekrar düşündüm. Mealen ilk yazının son cümlesi şöyleydi:
“Gerçekten şairlerin birbirini sevmemesi için burs mu veriyorlar”
Ya da şairlerin birbirinden nefret yarışına girdiği 2025 yılında da özellikle bu nefret söylemine sahip şairler birileri tarafından destekleniyor mu? diye ben de çok düşündüm. Sanırım bu 47 yaşımdan öğrendiğim bir şey var:
Şairlerin birbirini sevmeyişindeki en büyük engel: Kibir. Tekebbür, eski adıyla.
Şairlerin birbirinden nefret edişindeki ikinci büyük engel: Kıskançlık. Hasetlik, eski kelimeyle.
Kibrin de kıskançlığın da İslam fıkhındaki karşılığı: Ruh hastalığıdır. Yani İslam’ın fıkıh literatüründe bu özellikler, kişide bir “ruh” sorunu olduğunu işaretler.
47 yaşımdan öğrendiğim ikinci şey: Şairler arasındaki çekememezliğin bana göre en önemli nedeni: Edebi mecralardaki gruplaşmalardır.
Grupların grupları yok sayışının tarihsel kökenlerini nerede aramalı?
Toplumsal organizasyon olarak bu kutuplaşmanın kökenlerini 60’lı yıllara kadar götürürüz. Ancak bu ayrışmada bir anlayış farkının olduğunu düşündüm: Edebiyat görüşü ayrılığı.
Teorik okumalarım bana söylüyor ki bu görüş ayrılığının yazınsal kökeni: Biçimcilik-gerçekçilik tartışmalarının yapıldığı Grek dünyasına kadar iner.
Çok gerilere gitmeyelim: 90’lı yıllarda bu ayrışmanın tohumlarının atıldığını, (Türkiye gerçeğinde) 80’li yıllarda (özellikle darbe sonrasında) Üç Çiçek, Şiir Atı dönemlerinde görüş ayrılığı bir kenara, dünya ve hayat anlayışı bakımından da birbirine zıt olan şairlerin aynı dergi etrafında buluşuyor olmaları, ayrışma ve kutuplaşma tohumunun 90’larda atıldığını söylüyor bana, sezgilerime güvenerek elbette.
Tarihsel sezgilerime inanarak şunlar da söylenebilir tabii:
Özellikle 28 Şubat 1997 baskı dönemleri, kutuplaşmanın fitilini ateşlemiştir.
Mesela (2016) tersinden bu sefer İslamcılar tarafından Gezi olayları da kutuplaşmayı baştan ayağa germiş, edebiyat ortamlarındaki kümelenmeler ayyuka çıkmıştır.
Peki, tüm bu siyasi etkenler, şairlerin yeryüzü sathında birbirini sevmemesi için yeterli bir sebep midir?
Şiir sanatının okurunda ve yazarında onun insani vasıflarını yücelten niteliğini nereye koyacağız o zaman? Şiirin “insanlaştırma” ve insani özelliklerde bir kıvam ve seviye katıcı katkısız ruhuna ve doğasına ne oldu?
Yine burada engel olarak edebi mecralardaki sert kayalıklarla örülü kümelenmelerin büyük yapılanışı ile karşılaşıyoruz.
Tarihsel sezgim yakın çağda bana bir şey daha söylüyor ki o da adına “dijital devrim” dedikleri, (2019) dünyanın bambaşka bir yöne, gerçeklikten kopuk, sanal ve yanıltıcı (bu satırların sahibine göre “muhayyel” ve aşırı soyutlaştırıcı) bir yöne doğru evrildiğidir.
Bazı yorumlara göre, dünyanın “küçük bir köy” haline gelmesi, edebi ortamlardaki gruplaşmaların duvarlarını yıktı. “Panoptikon” yorumları yapılır bu konuda. Gözlemlerim şunu gösteriyor ki sanal dünyada da gruplaşmalar, gerçek evrenden daha sert ve kıyıcı bir hal almıştır.
Peki, tüm bu tarihsel oluşlar ve devrimler karşısında şairin durumu nedir?
Birinci durum: Türk şairi, dijital mecralarda tüm saygınlığını alıp çöp sepetine yollamıştır.
İkinci durum: Türk şairinin dijital yayın organlarında, asgari insan kişiliğinin dengeli tutumlarından yoksun oluşu dolayısıyla saygınlığı ve itibarı, artık bir tartışma konusudur.
Bu iki durumda da “büyülü” bir rüzgâra kapılanmış vaziyette en bereketli ömrünü sanal ortamlarda çok ucuza harcayan “benim necip Türk” şairimi sevmeli miyiz öldürmeli miyiz?
Çözümü buldum:
Meraya bırakılmış koyunlar gibi X’te tweet atan bu şairlere “ne halin varsa gör!” diyoruz…
Daha ne diyelim?
Ölecek değiliz ya!
[haberedebiyat.com, 24.06.2025]

















Şairin durumları karşısındaki somut çözüm: Somut hayata inmektir.
Yani sanal olanı, malihulyayı bırakıp “doğal” olana meyletmektir.
Ancak gündelik hayatın somut mıntıkalarına inmek de cesaret ister…
Sosyal mecralar bir “kaçış” ve “deşarj” mekânları oluyor bu durumda…
“Gerçek olan hayattır.”
Olabildiğince “somutlayınız…”
ŞAİRLERİ “SOYUT” OLARAK ÖLDÜRMENİN TEMEL YOLU, ONLARIN ESERLERİNİ SIKI SIKIYA ELEŞTİRİYE TÂBİ TUTMAKTIR.
ORTAYA SAĞLAM ELEŞTİREL METİNLER ORTAYA KOYMAKTIR.
İŞTE SİZE YAZINSAL CİNAYET YÖNTEMİ…
BAŞKA TÜRLÜ YOLA GELMEZ BUNLAR…