YAZMAK
Yazmak, sadece yazmak…
Canfeza’nın şarkısında duyduğum bir tümcedir.
“Yazmak, hapşırmak gibidir. Geldi mi tutamazsın!”
Amacı nedir, kime seslenir, neden dert edinirsin? Yok seviyordun, yok sevmiyordun; bu tür soruların ötesinde bir hâldir!
Bazen sadece bir misyon yüklendiğini hissedersin, anlatman gereken bir olgu/kavram vb. vardır. Bir yazının olmazsa olmazı, okuru kendine bağlayabilme yeteneğidir. İşte cevher de, miğfer de o zaman ortaya çıkar.
Etraftan eleştiriler duyulur: “O da kitap mı? Okuduğun şey…” Katılmıyorum. Oku da ne okuyorsan oku. Yaz da nasıl/ne yazıyorsan yaz. Ben doğruluğun, doğruluğu/iyiliğin iyiliği getireceğine inananlardanım.
Yazıyorsun ama “peehh peehh” diyorlar. Varsın desinler. Sen kendince yaz, taklit etmeden; bilgin, bildiğin, öğrendiğin kadar. Elbet bir gün doğru yere doğru kişiye denk gelirsin. Bilmediklerini de öğrenir, kesinlikle öğrenemediklerini de görürsün.
Ne Geçti Elinize?
“Ne geçti elinize?” diye soruyorlar. Unutmuşum, doğru ya! Safça inandığım şeyler varmış benim. Yaptığın, ürettiğin şeyden para kazanman, ünlü olman ve kaymağını yemen gerekir’miş. Beğeni sayıları, yorumlar… Ne kadar da aptalmışım! En önemli şeyin bu olduğunu unutmuşum.
Kızgınlığım başka bir şeye, sevgili okur. Asıl öfkem bu körlüğe. Emek diye savaş veren insanların bile söylediği gibi olmaması. İkiyüzlülüğü, menfaatçi bakış açıları… İşte bunlar canımı yakıyor.
Ben başka bir gözle bakıyorum dünyaya. “O da kitap mı, o da müzik mi, o da resim mi?” diyenlere inat, “Yeter ki oku, yeter ki bir iki resme bak, yeter ki müzik dinle!” diyorum. Çünkü doğru, daima doğruyu getirecek. Daha iyisini isteyecek, daha iyisini bekleyecek benliğin. Boş sözlere takılma. Hiç kimse kimsenin egosuna sponsor değil. Birbirimizi aşağılamaktan, öteki görmekten vazgeçtiğimizde gerçeğin ışığı da yansıyacak elbet.
Serpil Yalçın
@edibsahnesi
[Yazarın Facebook sayfasından alıntıdır.]













