Ölüler Fihristi
“Ölüler Fihristi” Şair Abdülkadir Akdemir’in, Mahfel Yayıncılık etiketiyle, Ağustos 2026’da okurlarıyla buluşturduğu ikinci şiir kitabıdır. Şair, “Taşranın Sazendesi” isimli ilk şiir kitabını uzun yıllar evvel, 2012’de kaleme almış. Bu bağlamda şair, aralıklı da olsa sadece şiir yazan, münhasıran şiire yönelmiş bir şair olduğunu tahmin edebiliyoruz. Son şiir kitabına dönecek olursak, yirmi bir şiirin yer aldığı eser, yetmiş dört sayfa hacmindedir. Şiirler üç bölümde tasniflenmiş; “Ölüler Fihristi, Böyle Şeyler Oluyor Dünyada ve Hiçbir Şeyin Yolunda Gitmediği Geniş Bir Zaman Dilimine Dair” başlıklarında. Ayrıca şair, şiirlerin ilk bölümünü annesine, ikinci bölümünü eşi ve kızına, üçüncü son bölümünü de okumaktan vazgeçmeyenlere atfettiğini okumaktayız.
Kitap ismi, “Ölüler Fihristi” aynı zamanda kitapta yer alan, uzun diyebileceğimiz ikinci şiire isimlik yapmaktadır. Şiirlerin ilk bölümünde ölüm temasını baskın şekilde okumaktayız. Anne ölümleri başta olmak üzere ölmüşlerin listesi, dizini not düşülmektedir. Başka bir ifade ile şairin dünya mihnetine ve ölüm olgusuna bakışını etraflıca okumaktayız. Şiirlerin genelinde, “ölüm, anne, zaman, yalnızlık, akşam, karanlık, çocukluk, salgın, hastalık” gibi olguların tematize edildiği uzunca bir liste yapabiliriz. Daha çok köy, taşra esintisiyle maruf, fütüristtik bir tarz kendisini hissettiriyor. Şiirlerde hasredilen dilin tekâmülüdür. Biraz hayattan imgeler, birazda şiirlerden hayat devşirilmiş olduğunu görmekteyiz.
Şair, şiirlerinde çok olmasa da az kullanımda olan ve günümüzde kullanımda olan farklı kelimelere de yer verilmektedir. “Koyultmak, amigdala (duygu sistemini kontrol eden beynin bir bölümü), mentol, krampon, marizlenme (dayak yeme), detonik, mücerret, sorguç (süs, tuğ), sprey, çalçene, sacayak, göğdelen” şeklinde bir kısmını sıralayabiliriz. Ama daha çok bilindik kelimelerle katmanlı bir anlatım örgüsü dikkat celp etmektedir. Bu meyanda şiirlerin kendine has bir bağlamı / dizgesi var diyebiliriz. Öyle ki şiirlerin içeriği ayrı ayrı, hermenötik ufku genişletecek evsaftadır.
Şiirler de daha çok birinci tekil şahıs ile seslenme, hitap üzerinden yol alınmaktadır. Hatta kimi şiirler, hikâyeleştirilerek, olay ve karakter olgusu üzerinden işlenmektedir. Cemil ve Almuslu İlyas örneklerinde olduğu gibi. Şair, yer yer pastoral bir bakışı da serimlemektedir. Belki de daha özet bilgiyi şair, biyografi yazısında kendisini veya yazdıklarını, “öğretilmiş bir hayat bakiyesi” olarak nitelendirmesidir.
Şairin şiir dilini daha iyi kavrayabilmemiz adına, şiirlerden birkaç bölüm de olsa buraya taşımak istiyorum izninizle. “Ertelenen her şey gibi yorgunum/ servislere yığılan sabahın köründe/ küllükte marizlenmiş izmaritler/ ulu sermaye ve gişe rekorları/ veznede ölen komşu ülke yalanları/ merkeze konan güvercinler ve buğday taneleri/ dolunaya perde çeken merhaba/ perşembeyi cumaya bağlayan/ geceler kadar yorgunum.” (s. 21), “İp Kırıldı// “Aramıyorsun aranmak istemeyen herkes kadar/ sesleri duymamak yeni bir alışkanlık/ konuşmak yükünü artırıyor cümlelerin/ ve en çok susanlar yoruluyor artık” (s. 70) Şiirler de bazı bölümler daha da bir dikkat çekicidir. “Nasıl tiksindiğimi çiçeğe menekşe adını verenden” (s. 15), “incineceksek eğer çiçeğe menekşe adını verenden” (s. 59), “kramponlara kafa atmak” Gibi. Ayrıca şiirlerde geçen, “pencereleri kapat, çek perdeleri”, “ağır ağır geçiyor zaman” mısraları da çok bilindik gelmektedir.
Şairin şiirlerinin geneli derinlikli ve anlatım müphemliği içermektedir. Şair, kendi içine doğru uzunca bir yolculukta olduğunu görebiliyoruz. Yazılanlar, hafızanın sisinde boğulmuş hatıralar gibi ayaklanmaktadır. Bu bağlamda, ziyadesiyle mücerret bir tavırdadır. Kimi zaman anlatım uç verse de ziyadesiyle şiirler gizem içermektedir. Ara renklerle beraber gri ve apak bir puslanma barındırmaktadır. Başka bir ifade ile şairin, şiir yazım tarzıyla müsellem, düşündüren bir tarzdadır. Şairin yürek mahbesinde uluyan boşluklardan yankılanan akisler mevcuttur. Hayal gücü eşliğinde kimi seslere ve simalara bir bilinç akışıyla yol verilmektedir. Yer yer hüzünlü hallerle beraber, yürek burkucu bir özlem halini de yansıtmaktadır. Eski üşümelerle beraber ölümler ve özlemlerde yaşanmaktadır. Yani, daha çok hüznün yaygın, huzurun mahdut olduğu bir çerçevededir. Son sözü yine şaire bırakalım. Kitabın son şiiri olan, “Kara Gecenin Sabahı” şiirinin son bölümüyle yazımızı nihayetlendirelim. “Düşünmek ne ağır yük/ dünya yalan ve büyük/ derin düşüncelerden/ Rabbim sen bizi koru” İyi okumalar.
İlkay Coşkun
08.10.2026










