ALTIGEN GÖREV
Bu sabah evimin mutfağında karşılaştım onunla. Köşebent takıntısı olan bir arı mutfaktaki sürgülü kapının pervazında vızıldıyordu.
Altıgen görevler için.
Koordinatları yanlış almış besbelli.
Merakla ne yaptığını anlamak için iyice yaklaştım. Pervaza paralel kapı boyunca uzanan köşebentli kısmı peteği örmek için elverişli bulmuş olacak ki kendinden emin, hummalı bir çalışma yürütüyordu.
Habire bir şeyler taşıyordu ağzıyla kapının köşesine. Kahvaltımı bitirene kadar göz ucuyla takip ettim onu. Ama oradan ayrılacağı yoktu.
Pencereden çıkıp gidiyor, bir müddet sonra tekrar geliyordu.
“Burası” diyorum “yuva yapmak için uygun bir yer değil. Sen yolunu şaşırmışsın besbelli.
Haydi başka çardaklar edin kendine”
Söz dinlemiyor. Bildiğini okuyor arıcık.
Ertesi sabah, ertesi sabah vızıldıyor yine aynı yerde. İnatla sürdürüyor işini.
Baktım olmayacak yokluğunu fırsat bilip onun için bir kötülük tasarlıyorum. Boşuna emek çekmesin, umut etmesin diye çekiyorum sürgülü kapıyı. Yıkıyorum temelini evinin.
Günlerdir özenle sürdürdüğü çalışmasının karşılığı yerlere saçılıyor. Tuhaf bir suçluluk duygusuyla eğilip dokunuyorum parmak uçlarımla biricik emeğine, alın terine. Avcuma koyup evinin kalıntılarını atıyorum pencereden aşağıya.
Belki tekrar geldiğinde göremeyince evinin temelini, vaz geçer bu işten diye düşünüyorum.
“Olmayacak duaya âmin” dememeyi öğrenir belki.
Ertesi sabah yine görüyorum onu. Kapının pervazının önünde bocalamış bir halde. Sağa-sola, yukarı-aşağı anlamsız hareketler sergiliyor. Herhalde vaz geçer artık terk eder burayı diye düşünüyorum. Ama hayır. Direniyor. Bir görünüp bir kayboluyor yine. Yeniden topak topak bir şeyler taşıyor ağzıyla aynı köşeye. Yükünü boşaltıyor. Altıgen görevler için pencereden uçup gözden kayboluyor yine.
Her şeye sıfırdan başlıyor.
“Pes” diyorum “bu kadar da olmaz.”
“Ne inatçı şeymişsin sen!”
Bir hafta daha devam ediyor inatçı arı aynı köşeye evini yapmak için.
Ben de alışıyorum artık vızıltı seslerine. Yadırgamıyorum. Hatta sürgülü kapıyı sonuna kadar çekmiyorum. Yarı açık tutuyorum. Ta ki arıcığın emeği zayi olmasın.
Gün be gün bu inatçı arkadaşın ne kadar yol aldığını anlamak için merakla kapının üstündeki köşebente göz atıyorum. Bir sıvacının daha sonra uygulayacağı ince işçiliğe hazırlık nevinden kıvrak bir el hareketiyle duvara yapıştırdığı kalın harç misali bir balmumu harcının köşeye yapıştırılmış olduğunu görüyorum. Kalbimde arıya karşı tuhaf bir yakınlaşma hissediyorum o an. Benim evimin içine ev kurmaya çalışan bu gayretkeş, inatçı arkadaşı benimsemeye başlıyorum. “Gittiği yere kadar gitsin boş ver” diyorum.
Bu sabah mutfağa gittiğimde ses soluk yoktu. Onu göremedim. Nerede diye merakla etrafıma bakınırken kapının hemen önünde cansız bedeniyle karşılaştım.
Saygıyla kaldırdım yerden bedenini. Sevdiği birine karşı son görevini yapmak zorunda olan bir adamın soğukkanlı hüznüyle bıraktım mutfak penceresinden bahçeye.
Toprakla buluşsun diye teni.
Üzgündüm.
Sonra neden bu kadar üzüldüğümü düşünürken buldum kendimi. Şaşırdım.
Onun hiçbir şeyi umursamadan, dirençle ortaya koyduğu çabasında yaşam serüvenime dair izler olduğunu itiraf ettim kendime.
Onunla özdeşleyim kurmuştum.
Gönül bağı kurmuştum.
Belki de onda yitip giden emeklerimi görüyordum. Kendi elimle yıktığım hayallerimi görüyordum. Yanlış kapıları yanlış anahtarlarla zorlayıp duruşumu yıllarca…
Yarı aralık duran sürgülü kapıyı sonuna kadar çektim.
Ve düşüverdi yere emek emek, topak topak biriktirdiğim her şey.
Bünyamin Gürel
Temmuz 2019/ Antalya
[Eleştirel.net, 2020]
[haberedebiyat.com, Eylül, 2026]












