BARIŞ KAVAS
SONSUZ ARAYIŞ-1
İnsanın mutluluk arayışı insanın varoluşu kadar eskiye dayanıyor. İnsan Cennet’ten kovulduğundan beri Cennet’i özlüyor, mutluluğu arıyor. Bütün tarihlerde bütün coğrafyalarda mutluluğu arıyor. Çaresizce mutluluğu arıyor, ümitsizce mutluluğu arıyor. Çılgın gibi arıyor, deli gibi arıyor.
İnsanın acı üreten bir tarafı var. Biteviye acı üreten mütemadiyen acı üreten tarafları var. İnsanın içinde bir yer sızım sızım sızlıyor. İnsan ne yapsa o sızıyı dindiremiyor. Bin dereden su getirse, mutluluk üzerine bütün yerküre boyunca yapılmış tüm çabaları özümsese her sabah kalktığında o sızıyla uyanıyor, her gece yatarken o sızıyla yatıyor.
Bütün bunlara rağmen, bütün bunların farkında olarak her defasında yeniden başlamak zorundayız. Bütün kapıları çalmalıyız. Bütün her yere kıyı bucak bakmalıyız. Yeise düşmeden tekrar ve tekrar düştüğümüz yerden kalkmalıyız.
İnsanın tüm bu süreçte gözden kaçırdığı temel gerçek şu: İnançlı bir insansak Allah’tan bağımsız bir benlik tasavvurumuz olamaz. Allah’tan bağımsız bir mutluluk tasavvurumuz da olamaz. Acıyı dramatize etmek bütün hataların başıdır. Evet, acı üreten bir tarafımız var ama bu tamamen ve tamamen nefsin (egonun) sahte bir kimlik kurgusu. Acıya dayanan bu kurgunun Allah’ın bize ruhundan üflediği gerçeğin yanında en ufak bir hakikati yok.
“De ki: Hak geldi batıl yok oldu, zaten batıl yok olmaya mahkûmdur”.
Hakkın gelmesi, insan zihninin ürettiği korkuya dayalı, nefrete dayalı, bütün olumsuz algılara dayalı senaryoların yıkılıp her şeyin Allah’ın nuruyla apaydınlık olmasıdır. Değil mi ki Allah iman edenlerin dostudur ve onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır.
Burada dikkat etmemiz gereken şudur: Bu süreçte karanlıktan aydınlığa çıkarken mutlak bir farkındalık hali içerisinde olmak gerekmektedir. Sürekli ve sürekli Allah’ı hatırlama, Allah’ı zikretme halinde olmak gerekmektedir. Bir anlık gaflet bizi eski senaryolara kaymakla burun buruna getirebilir. Allah’a yönelen bir kalbe ne dünyanın telaşı ne nefsin egonun saldırıları temas bile etmez. O kalplere korku yoktur ve o kalpler hüzünlenmeyecektir bile.
Belki de araman gerekmiyor insanoğlu. Belki de tek yapman gereken: sana gönderilen Şifa Eczanesinin içinden yaralarına merhemlerini bulmak ve sürmek…Ve sonrasında acının yok olması, sızının dinmesi…

















