Mustafa Nurullah Celep
Gösterişsiz Tevekküle Nahif Bir Çağrı ya da “Refik” Hikâyesini Karmaşık Bir Çağda Okumak (*)
İnsanlar arası ve kurumlar arası ve toplum katlarının da kendi aralarında tezahür eden riyakârlığın artık olağan bir durum kabul edildiği, “mahremiyet” ve “utanma” hissinin yitirilmesiyle etik, asil ve klas duruşlar noktasında “mahrumiyetler” yaşadığımız ve bununla birlikte “gösteri toplumu” denilen çağı da geride bırakan bu zamanların, her insan tekinde normalleştirildiği bir dönemin nidası kısık tanıklarıyız. Adına “dijital çağ” dedikleri bu sahte ve sentetik zamanlar, çağın yeni büyü aracı yapay zekânın da gündelik hayatımıza artık iyice yerleşmeye başlamasıyla birlikte “özgün yaratış biçimleri” teknolojinin hüküm koyucu aracına boyun eğdirilmiş bir durumdadır.
Edebi türlerde “olağanın” sıradan anlatımı artık ilgimizi çekmiyor. “Yenilik ve yenilenme iştiyakı” kültürün ve sanatın her alanında tepeden tırnağa yazınsal yaratıcı genlerimize nüfuz etmiş bir vaziyettedir.
“Yeni” olsun da isterse “çamurdan” olsun denilen bir vasattayız.
“Yeni” olanın içindeki “değişmeyen” özü kavrama bilincinden uzağız bugün.
Toplumsal ve ekonomik düzenekte de vaziyet şu şekilde tebarüz ediyor:
“Az ile yetinme”, “küçük şeylerden mutluluk duyma”, “aza kanaat etme”, “çoğa şükretme ve infak etme” diye tanımlanan ve insanı her vasıftan daha insan kılan bu nitelikler, 1000 yıl öncesinin öz Türk yazıtlarından birer ikişer cümle artık. Bugünün Türk imgesinde bu güzel ve insani hasletlerin yerini “somut maddi karşılık” ve “kâr beklentisi” almıştır.
Yazdığımız edebi metinlerde baz alınan ölçütler de değişti artık. Hatta bunun yanında sanal mecralarda dolaşımda olan “içerik üreticisi” kişilerin esas aldığı ölçütler de biz “eskici” yazarları kara kara düşündürüyor; zira artık bu metinlerde ve dönen videolarda “geniş bir hayal gücü” ile birlikte “ilgi çekmeye” dayalı fantastik kurgusallıklar daha çok ön plandadır.
Tüm bu ürünler ve üretimler de adına “Dünya Sistemi” denilen ve “kapitalizm” şeklinde tanımlanan ejderhanın mide kabını doldurdukça dolduruyor.
Sistemsel ejderha, her hayati tehlikede ve ölüm anında kendine yeni yeni cihazlar ve eğlenceler üreterek halkalar biçiminde ömrüne ömür katıp dünya hükümranlığına devam ediyor…
Bu durumda da insanın refiki/yoldaşı otobüsle ve özel araçla yolda giderken haliyle “cep telefonları” ve sosyal mecralar oluyor. Vakti imha etmek ve yaratıcı bilincin doğasını köreltmek için birebir üretilmiş olan bu son teknolojik ürünler, sistematik ejderhanın ömür halkasına böylece yeni bir halka daha ekliyor.
İşte uzun zamandır sitelerimizde kitap tanıtımları ve dergi değerlendirme metinleri kaleme alan Burhan Alsan’ın “Refik” hikâyesini okuyup bitirdikten sonra, bu konular üzerinde deneme-eleştiri formunda neler yazılabilir sorusunu sordum; yukarıdaki “çağ betimleri” dimağımın ortasından doğup klavye eşliğinde metne yansıdı ve ben de artık “gerçek refikin” neler olabileceği üzerinde kısa erimli bir tefekkür yolculuğuna çıkmış oldum. Gördüm ki “Refik” de asıl yol arkadaşının “toprak” olduğunu, incelikle fısıldamasıyla sade ve “yalın” bir anlatım eşliğinde Türk okur yazarına hatırlatıyor.
“Refik”i okuyunca gösterişsiz tevekkülün asıl şimdi bize, insanımıza gerekli bir haslet olduğunu düşündüm, bunun yanında yitirdiğimiz “sadeliğin” de artık geri kazanılması ve kuşanılması gereken niteliklerden olduğu, “az ile yetinmenin” bu karmakarışık çağda tüm ailevi ve toplumsal yaralarımıza merhem olabileceği üzerinde “kuşluk vakti” düşündüm, martı seslerinin pencereme kadar gelip yayıldığı günün ilk saatlerinde…
Şimdi artık “yapıcı” eleştiri katındayız. Çağı olumsuzlamakla yetinmeyecek, çözüm önerileri de sunacağız.
Bir sanat eseri olarak hikâye metninin sanatsal/edebi ölçütleri nelerdir?
Yani önümüze bir hikâye metni geldiğinde hangi edebi ölçülerle o metne bir değer biçer, kusurlarını, iyi-kötü özelliklerini ifade eder veya eleştiririz?
Bir hikâye/öykü metnini başarılı veya başarısız kılan temel özellikler nelerdir?
Bize edebiyat yapmayan bir edebiyat lazım. Önce ihtiyacımız olan şeyin adını koyalım. “Edebiyatsız edebiyat.” Bu Özbahçe’nin “sanatın iptali” dediği durumun tam tersini ifade ediyor. [1]
Edebiyatsız edebiyat deyince kastettiğimiz şey, düz bir anlatımla hafif bir güzel-duyusal biçimler vererek klasik olanın içindeki değişmeyen özü yalınlıkla açığa çıkartmaktır.
Klasik bir anlatımla evet. Alabildiğine gerçeklikten beslenerek ortaya konan, insanın üstüne başına benzeyen, onun ne ise o olarak hayat hikâyesinin, yaşadıklarının anlatıldığı, hikâye anlatmanın bir “dil olayına” indirgenmediği, zamanın “dil” olmadığı, mekânın “dil”le cisimleşmediği, hikâye kişilerinin dilsel tasvirlerle olduğundan başka türlü gösterilmediği ve sahnelenmediği ve dile “baş rol” verilmediği, bildiğimiz sade-yalın olanın kısa fırça darbeleriyle betimlendiği ve dili fetişize etmeyen gösterişsiz, kibirsiz, riyasız bir edebiyat.
Burhan Alsan’ın “Refik” adlı hikâyesi de bu anlatımla, “dümdüz” bir anlatımla şekillenmiş, ancak bahsettiğimiz “güzel-duyusal” estetik betimlemelerin dil, anlatım ve ifade düzeyinde hemen hemen hiç yer almadığı klasik formda bir hikâye. “Refik”in eksiği gibi görünen, ancak bize göre artı bir değer olarak gördüğümüz yönü; metni bir atraksiyoner biçimsel “teknikler sirki” haline getirmeyişidir. Burhan Alsan’a hikâyeyi derinleştirmesi için de hikâye kişisinin iç dünyasına dair monolog tekniğini kullanarak iç-çatışmalara yer vermesini salık verebiliriz. Ancak bugünün modern öykü sanatında aşırılaştırılmış bir biçimde “dipsiz” bir kuyuyu andıran iç dünya tasvirlerini de önermek istemeyiz. Dozunda kullanılan anlatım teknikleri, kalın bir iskelet biçiminde, organik bir hikâye algısıyla, hayattan yana, hayatın içinden, canlı nabızlı hikâyeler anlatmasını Burhan Alsan gibi her hikâye yazarından da ihtiyacımız olduğu üzere talep ediyoruz. Bizim artık, okuruna “sanatsal” olanın kibrini taşımayan, akrobatik kurmaca oyunlarına olay örgüsünde yer vermeyen, daldan dala zıplamayan, olgun ve oturaklı bir anlatım kıvamına sahip hikâyeler okumamız, bu “ilginçlikler ve yapaylıklar çağında” yazınsal bir ihtiyaç olarak tebarüz ediyor.
Bu karman çorman, sentetik ve etikete konu olanın pek rağbet gördüğü çağda “Refik”i okumak, yitiğimiz olan “tevekkül” hasletinin üzerinde yeniden düşünebilmek için nahif bir çağrı.
Ve yalın bir mesaj:
“Topraktan geldik toprağa gideceğiz…”
[1] Osman Özbahçe, Edebiyatsız Edebiyat, Ebabil Yay. Nisan 2022, Ank.
(*) https://haberedebiyat.com/refik-burhan-alsan-hikaye-atlasi/













