Refik
Sabah mahmurluğunu üzerinden atan Refik, ayaküstü bir şeyler yedikten sonra alet edevatı toplayıp yola koyuldu. Yamalı iş pantolonunu ve eskimiş kareli gömleğini giydi her zamanki gibi. Havaya bakıp şükretti yaradana. Gökyüzü masmaviydi, hava açıktı ve güneş yavaş yavaş yüzünü gösteriyordu. Hava epey sıcak olacağa benziyordu. Sıcağın altında çalışmak zordu tabii. Emek isterdi, güç ve sabır gerektirirdi. Refik, güneşin altında sırtı loç olana kadar çalışmaya alışkındı. Yıllardır topraktan kazanarak idame ettirirdi hayatını. Evini ocağını toprağın bereketinden elde ettiği gelirle yapmıştı. Toprak onun için oldukça kıymetliydi.
Refik; orta yaşları geride bırakmış, gözü pek, çalışmayı kendine hayat gayesi edinmiş tam bir Anadolu insanıydı. Kallavi yapılı ve boylu bosluydu Refik. Yılların biriktirdiği hayat gailesi, yüzünde belirgin bir halde görünüyordu. Saçları yer yer dökülse de henüz kel değildi. Avurtları biraz da olsa çökmüştü ama bu, onda daha cesur bir izlenim uyandırıyordu. Canından çok sevdiği hayat arkadaşını, karısını kaybetmenin ve onsuz yaşamanın acısı gözlerine yansımıştı. Çocuklarının olmaması eşiyle kendisini birbirine daha çok bağlamıştı belki de. Ama zamanla onsuzluğa alışmak durumunda kaldı. Eşi vefat ettikten sonra tek başına yaşamaya başladı ve hayatla bir başına mücadele etmek zorunda kaldı.
Her zamanki gibi sırtında azığı, omzunda küreği, baltası ve çapasıyla tabana kuvvet gidiyordu tarlasına. Gün daha yeni aydınlanmıştı. Ortalıkta en ufak bir ses yoktu birkaç horoz ürümesinden başka. Eğer bir vesait denk gelmezse aşağı yukarı yarım saatte tarlasına varıyordu. Tabii yolda giderken bir yandan da sürekli düşünüp dururdu. Eşini, annesini, babasını… Ne zaman onları düşünse gözlerinden birkaç damla yaş süzülürdü kırışmış yüzünden aşağı doğru. Anılar ve yaşanmışlıklar canlanarak dönüp dolaşıyordu zihninde. Tutamıyordu kendini çünkü duygusal biriydi, yufka yürekliydi. Her şeye, her canlıya karşı duyarlı ve merhametliydi.
Refik; ekip biçtiği, ekmeğini yediği toprağına varmıştı yayan. Yanına yiyecek aldığı için bugün öğleye kadar çalışacaktı. Yapılması gereken iş olduğunda hiçbir zaman ertelemez hemen yapardı. Yoksa içi rahat etmezdi, o iş muhakkak bitmeliydi. Toprak, onun için kutsaldı. Varlığın membaı ve temeli olan toprak, tüm maharetini cömertçe insanoğluna sunmuştu ona göre. Bahçesindeki sebzeler ve meyveler onun refikiydi. Onlara çok iyi bakıp asla nankörlük etmemeliydi.
Bu düşüncelerle çalışmaya başladı. Önce biraz çapa yapıp fasulyelerin etrafındaki zehirli otları temizledi. Fasulyelerin dibindeki toprağı karıştırdı daha rahat büyüsün diye. Çocuğu olmamıştı fakat bir çocuk gibi bakıyordu onlara. Sonuçta onlar da canlıydı ve büyüyüp olgunlaşmaları lazımdı. Havanın sıcak olmasıyla fasulyelerin daha çok susadığını fark etti. Sonra arktan akan suyu zar zor da olsa tarlasına yönlendirdi. Topraktan henüz çıktıkları için sulaması biraz zordu. Her karığı dikkatli ve titiz bir şekilde suladı.
Fasulyeleri suladıktan sonra biraz dinlendi. Küçük, şirin bir örtme yapmıştı kendine. Yorulunca oraya geçip ayaklarını uzatır ve toprağın bereketini ve haşmetini izlerdi hayranlıkla. Yine öyle yaptı. Uzun uzun baktı bahçesine, hayattaki refikine.
Örtmesinde ıvır zıvırların konduğu bir masa, maziden kalma arkası sökülmüş bir koltuk ve Refik’in dinlenmek için uzandığı ve kendi maharetiyle yaptığı bir makat vardı. Az sayıda tahta parçası, birkaç tane sağlam sopa ve sünger kullanarak yapmıştı makadı. Keyif yapacak mahiyette, dinlenmelik bir köşeydi burası. Yorulduğu zaman örtmeye gelir, termostan çayını alıp sigarasını yakardı. Hem dinlenir hem de mazideki neşeli günleri yâd ederken hüzünlenirdi sigarasını derin derin içine çekerken.
Dinlendikten sonra tekrar işinin başına geçti. Bahçenin etrafını saran ve bir çubuk gibi gökyüzüne doğru uzanan kavak ağaçlarının dibini temizledi. Sekiz yıl önce dikmişti kavakları. Kesilip satılması için üç dört yıl daha geçmesi gerekiyordu. Yaz aylarında ayda birkaç kez sulanıp dibindeki otların ve etrafının temizlenmesi gerekiyordu kavak ağaçlarının. Böylece sulaması daha kolay oluyordu, suyunu alıyordu. Refik de yaz ayı geldiğinde bahçe işlerini hiç aksatmadan yapardı. Çünkü onun yalnızlığına çare olan tek şey bahçesiydi, refikiydi. Bir yanda kimsesizliğin verdiği hüzünlü hayat mücadelesi, diğer yanda yaşının ilerlemesiyle tezahür eden dirençsizlik onu umutsuzluğa sevk etse de bir şekilde yaşama tutunuyordu. Umutsuzluğuna deva olan uğraşı toprağıydı, emekleriydi.
Bahçedeki işlerini bitirdikten sonra evden getirdiği yemeği yedi. Yorgunluğuna iyi gelmişti karnını doyurması. Bir bardak da çay doldurdu termostan. Ardından bir de keyif sigarası yaktı. Bir türlü bırakamıyordu şu meredi. Bırakmak isteyip istemediğinden de emin değildi. İyice dinlendikten sonra örtmeyi toparladı, etrafı düzenledi ve temizledi. Çalışmak için getirdiği malzemeleri ve azığını toparlayıp sırtına attı. Yola çıktı, yavaş adımlarla evine doğru yürümeye başladı.
Burhan ALSAN
















