Ana Sayfa Edebiyatın İçinden Kayıp İlanı: Seviyeli Lirikler, Dünya Olayları Duyarlılığı, Sentetik Olana Karşıtlık

Kayıp İlanı: Seviyeli Lirikler, Dünya Olayları Duyarlılığı, Sentetik Olana Karşıtlık

72
0

Mustafa Nurullah Celep

Kayıp İlanı: Seviyeli Lirikler, Dünya Olayları Duyarlılığı, Sentetik Olana Karşıtlık

M.Ali Özdoğan’ın ilk şiir kitabı[1], farklı şiir türlerini içinde barındıran, “düzeyli lirizm” diyebileceğimiz bir yazınsal tutuma sahip, dış cephe duyarlılığı olan, sentetik bir hayat ve dünya algısının tam karşısında yer alan şiirlerden oluşmaktadır. Yer yer “anlatımcı şiirin” imkânlarını değerlendiren, bazen nefesi uzun süreli, bazen Haiku tarzını anımsatan kısa nefesli ama hep şiirsel algısı dışımızdaki olaylara odaklı, zulüm coğrafyasına duyarlılığı olan şiirlerdir bunlar. Mesela ‘Gölge’den ‘Issız Kelimeler’e kadar olan şiirlerde ‘anlatımcı uzun şiirin’ örneklerini okuyoruz kitapta. Bu şiirlerin de önde gelen en önemli özelliği, şiiri okurken nefesimizin kesintiye uğramaması ve duygusal ve düşünsel öz bakımından daha yüklü mısralarla karşılaşmamızdır. ‘Issız Kelimeler’le birlikte, ‘minör şiir’ diyebileceğimiz kısa ve kısık sesle okunabilen, okurken nefesimizin kesintiye uğradığı, içerikte dar ve sınırlı bir dünya izlenimi bırakan şiirler gelmektedir. Bölümler arasındaki şiirsel yük hafiflemiş ve hikmete sırtını dayayan şiirlerdir bunlar.

İşin gerçeği, bu ilk şiir kitabında en çok beğendiğin şiirler hangileridir, şeklinde bir soru imiyle karşılaşsam, Issız Kelimeler’e kadar olan şiirlerin meşrebime huyuma suyuma daha uygun olduğunu ifade edebilirim. 1990’ların sonu, 2000’lerin başında tebarüz eden Neo-Epik şiirin ruhuna daha yakın şiirlerdir bunlar. Yüksek sesle okunmaya müsait, söylenmek için yazılmış şiirlerdir. Bugünün ihtiyacı olan şiirler midir sorusunun olumlu cevaplandırılmasını sağlayan ‘sağlam şiirler’ bunlardır. Bize göre Özdoğan’ın şiirsel ve yaşamsal potansiyelini güçlü bir biçimde ortaya koyduğu şiirler, Issız Kelimeler’e kadar olan şiirlerdir. Ancak Özdoğan’ın bir eksiği var ki o da Neo-Epik’ten sonraki süreçte tebarüz eden Popülist şiiri es geçmesidir. Hakeza Heves dergisiyle başlayan (2008) deneysel şiirin de imkânlarını şiirlerinde hemen hiç değerlendirmemiştir Özdoğan. Yani dil, ifade, söyleyiş ve anlatımda yeni biçimsel imkânlara, deneysel girişimlere hemen hemen hiç tevessül etmemiştir. Yani Özdoğan daha çok kendi özgün şiirini yazma çabasıyla günümüz şiirini takip etmemiştir. Okuntu dergisinden bugüne gelen bir şiir geçmişi olan şair için bu bizce önemli bir eksikliktir.

Popülist şiir bugün artık yarım kalan, akamete, kesintiye uğramış bir proje şiirdir ve yerinde yeller esmektedir.

Popülist şiiri, ‘halk yardakçılığı’ anlamında ele almamak gerekmektedir.

Popülist şiir algısını, “halkın dünyasını anlama çabası” olarak düşünmek gerekmektedir.

Bunlar 2000’li ve 2010’lu yıllarda çokça konuşuldu, tartışıldı.

Şimdi artık edebi türlerde geçişkenliğin yaşandığı ve deneysel-somut şiirin iktidara geldiği bir dönemde yaşıyoruz.

Kavgasız, gürültüsüz, etliye sütlüye karışmayan, nötr bir ortam bu.

Kayıp İlanı’nın öne çıkan nitelikleri

Kayıp İlanı’nın içerikçe belirginleşen en önemli özelliği, yaşadığımız, savaşların ve zulmün cereyan ettiği bir dünyadan bize duyarlıklı şiirler sunmasıdır. Bangır bangır verilen reklamlarda, ana haber bültenlerinde, insanın insana zulmünden bahseden bir dünyadan şiirler… Ancak burada “bangır bangır” derken, Özdoğan’ın, şiirsel iletisini bağırarak okuyucuya aktardığını kastetmiyoruz. Şair burada şiirin yüzeydeki anlamıyla yetinmez, sezdirerek, duyurarak, estetik duyuş eşliğinde bir dış dünya algısını dile getirir. Esinlenen, esenleten bir şiirdir Özdoğan’ın şiiri. Şiirin derin anlamında ise sentetik bir dünyaya reddiye sezilir. Özdoğan’a göre, adına ‘yeni zamanlar’ dediğimiz bu asri dönemde ayyuka çıkan şey, sentetikliktir, yapaylıktır, samimiyetin, merhametin ve masumiyetin yitirilişidir. Bu durumda sahici olanın gözden yitirildiği bir dünyada şairin tutumu da doğal olana meylederek aşkın ve çocukluğun dünyasına imgeler yoluyla inmek olacaktır. Bu dünyada ise trenler, çocukluk ve anne, temel belirleyen olacaktır. Kayıp İlanı’nı baştan sona kateden bir nostalji ve daüssıla duygusu, şairin poetik/estetik duyarlığını besleyen temel konulardır.

“gök yüzüne bakmanın zamanını getirdi trenler

bir uçurtmayla hadi yırtalım bulutları

şimdi isimsiz bir melek

ah bir gülümsese

ah sustursa bütün şehri

hangimiz duyacağız yarınların şiirini” (s, 83)

Düşlemsel olana yakınlık ve üç şiir

Kayıp İlanı’nın öne çıkan bir diğer niteliği, mevcut somut gerçekliği esas almak yerine, muhayyel olanı, düşlemseli merkeze almasıdır.

Bize Kayıp İlanı’nın en çok beğendiğin ve gerçeklik bilincine sahip en sağlam şiirleri hangileridir, diye sorulacak olsa;

a-Akşama Doğru Harran’a Varmak

b-Kar Üstüne Yazılan Şiir

c-Kahrol İsrail şiirlerini daha çok beğendiğimi ifade ederim.

Bize göre Özdoğan, sonraki eserlerinde okuyucusuna ‘geniş zamanlı’ ve şiirsel dekorasyonu çok boyutlu bir ‘dünya’ getirecekse bu üç şiirin güzergâhından yürüyerek mümkün olacaktır bu.

“Sanırım biraz karanlık oldu yakalım artık ışıkları

Birazdan üç el silah sesi

Son nefesini verecek birazdan cumartesi” (s, 13)

Özcümle, dünyanın imkânlarından “istifade” etmeyi reddeden bir şiir bilinciyle yazıldığına inandığım Kayıp İlanı’ndaki şiirleri okuyun derim.

Reklam panolarının, sentetik markaların ve etiketlerin, dijitalizmin, sanal iletişim biçimlerinin hüküm koyduğu bir dünya atmosferinde, “bizim dünyamızdan” okunacak imgelerle ve duyuşsal/düşünsel özle yüklü, doğal olana, içtenlikli bir hayata açılmış ince, estetik bir pencere, Kayıp İlanı.

[1] M. Ali Özdoğan, Kayıp İlanı, Çıra Kültür, Eylül 2024, İst.

{haberedebiyat.com, 12 Temmuz 2025}