İnsanlık, gelir tablosunda değil; vicdan terazisindedir. | Yakup Güneş (*)
Modern kültür, insana “kimsin?” diye sormaz; “kaç paralıksın?” diye sorar.
Bu soru masum değildir. Çünkü bu sorunun sorulduğu yerde insan, bir varlık değil; bir değere indirgenmiştir. Üstelik o değer, ahlâkla, emekle ya da hikmetle değil; parayla ölçülür.
“Paran kadar konuş” cümlesi, modern çağın en kaba ama en yaygın hükmüdür. Sözü olanın değil, sermayesi olanın konuştuğu bir düzende yaşıyoruz. Bu yüzden yoksulluk, yalnızca maddî imkânsızlık değildir; toplumsal bir utanç damgası hâline getirilmiştir. Aç olmak değil, yoksul görünmek ayıplanır. İhtiyaç değil, görünürlük belirleyici olur. İnsan, sahip olamadıklarıyla değil; sahip olmadıkları yüzünden hor görülür.
Modern yaşam biçimi, yoksulluğu bir kader ya da imtihan olarak değil; bir başarısızlık, hatta kişisel bir suç gibi sunar. Böylece insan, yoksulluğunu saklamaya; fakirliğini örtmeye; onurunu ise sessizce kaybetmeye başlar. Çünkü bu kültürde haysiyet, insanın zatında değil; toplum piramidindeki yerinde aranır.
Oysa insanın değeri, bulunduğu katla değil; durduğu yerle ölçülür.
Ahlâk, cüzdanda değil; tavırdadır.
İnsanlık, gelir tablosunda değil; vicdan terazisindedir.
İsmet Özel’in işaret ettiği asıl tehlike şudur:
İnsan, yoksulluğundan değil; yoksulluğu utanç sayan zihniyetten yaralanır. Bu zihniyet, fakiri aşağılar, zengini yüceltir; ama ikisini de insan olmaktan uzaklaştırır. Biri ezilir, diğeri kibirlenir. Kaybeden ise her zaman insanlık olur.
Belki de asıl modernlik; insanı parasıyla değil, şahsiyetiyle tartabilmektir.
Ama tam da bunu unuttuğumuz için, en çok “çağdaş”, en az “insan” olduğumuz bir çağdayız.
(*) Facebook sayfasından alıntılanmıştır.












