Ana Sayfa Genel Türkçe ve Kızılderili Dillerindeki Ortak Kelimeler Gerçek mi?

Türkçe ve Kızılderili Dillerindeki Ortak Kelimeler Gerçek mi?

150
0
Yazı İçi

Haberlerde ve arama sonuçlarında araştırdığımızda çok büyük bir yanılgı var; sadece birkaç kelime benziyor diye ortak bir bağımız olduğu anlamına gelmez. İnsanlar internet forumlarında veya adını saymadığım web sitelerinde Aztekçedeki “tepetl” (tepe) veya Mayacadaki “ata” (baba) gibi kelimeleri yan yana görünce, bilimsel olarak geçmemiş büyük bir “ortak dil” iddiasını hemen kabul etme eğilimi gösteriyor. Bilim dünyası ve disiplinler arası araştırmalar, bu popüler efsanenin arkasındaki gerçekleri tamamen somut ve kanıtlanabilir gerekçelerle çürütüyor. Öyle iki kelime uydurup “Akrabayız!” demekle bu işler olmuyor. Türkoloji’nin büyük isimlerinden Prof. Dr. Osman Nedim Tuna, iki dilin ortak bir geçmişi olduğunu ispatlamak için “düzenli ses denklikleri” (fonetik yasalar) olması gerektiğini söyler. Türk Dil Kurumu yayınları arasında yer alan ve orijinal metnine DergiPark Belleten Arşivi üzerinden ulaşılabilen ünlü çalışmasında Türkçe ve Sümerce arasında düzenli ses kanunları çıkaran Tuna, hatta kitabının 258. sayfasında aktardığı üzere 1974 yılında Amerika’da Mukayeseli Kızılderili Dilleri Uzmanı John Faught ile de bu dil bilimsel kriterleri bizzat masaya yatırmıştır. Bilimsel metodolojinin getirdiği internetteki iddiaları uyguladığımızda ise durum nettir: Ortada işleyen sistemli hiçbir ses kanunu yok, kelimeler tamamen rastlantısal ses benzerliklerinden ibaret.

Sümerce – Türkçe Kelimeler

Sümerce Kelime Eski / Genel Türkçe Karşılığı Kelimenin Anlamı
mae / men Men / Ben Birinci tekil şahıs zamiri (Ben)
zae Sen İkinci tekil şahıs zamiri (Sen)
dingir Tengri / Tanrı Gök, ilahi güç, Tanrı
ud / öd Öd / Zaman Zaman, vakit, mevsim
ud / kün Gün / Güneş Gün, güneş, gündüz
agar Ağır / Kurşun Kurşun metalinin ağırlığı, ağır
adakur Adak / Ayak İçki kadehi, sunu kabı, adak kabı
bulug Buluŋ / Bulun Köşe, bucak, sınır
umuş Yumuş / İş İş, hizmet, görev, ödev
uş İş Yapılan iş, eylem, ameliye
zag Sag / Sağ Sağ taraf, sağlam, iyi
zibin Çibin / Sinek Sinek, uçan küçük böcek
di Ti- / Demek Konuşmak, söylemek, demek
tuku Toku- / Dokumak Kumaş dokumak, giysi yapmak
gud Ud / Öküz Öküz, sığır, büyükbaş hayvan
gig İg / Hastalık Hastalık, dert, ağrı
kabkagag Kap kacak Mayileri koymaya mahsus kaplar, mutfak eşyası

 

Ural – Altay Dil Yanılgısı

İnternette Kızılderilice ile Türkçeyi eşleştirmeye çalışanların düştüğü metodolojik hatanın aynısını, aslında 18. ve 19. yüzyılın ilk dil bilimcileri de yapmıştı. Strahlenberg (1730), Danimarkalı Rask ve ünlü dil bilimci Max Müller, dillerin yapısal benzerliklerine baktılar. “Bu dillerin hepsinde ses uyumu var, hepsi sondan eklemeli (bitişken) ve kelime cinsiyeti (gender) yok diyerek; Fince, Macarca, Türkçe, Moğolca ve hatta Siyam ile Tibet dillerini de dahil edip “Ural-Altay Dil Ailesi” dediler.

Bu büyük bir yanılgı olarak kabul edildi. Çünkü bu araştırmacılar diller arasında sadece yüzeysel kelime benzerliklerini öne sürmüş; akrabalığın asıl ölçütü olan tarihî ses denkliklerini tamamen es geçmişlerdi. Ural ve Altay dillerinin ortak bir kaynağa gidecek hiçbir bilimsel verisi olmadığı anlaşılınca, büyük aile dili teorisi çöktü.

Castrén ve Altay Dillerinin Doğuşu

Castrén, sahaya inip o güne kadar yapılmış olan uydurma çalışmaları eledi, dil ailesiyle ilgisi olmayan dilleri listeden ayırdı. Grubu tamamen bilimsel bir yaklaşımla “Ural Dilleri” (Fin-Ugor) ve “Altay Dilleri” (Türk-Moğol-Tunguz) diye iki bağımsız kola ayırarak bugünkü modern dil biliminin sınırlarını çizdi.

Sonraki süreçlerde ise Gustaf John Ramstedt Altay dillerini (Türkçe, Moğolca, Mançu-Tunguzca, Korece ve Japonca) kendi içinde bambaşka, bağımsız bir dil birliği kuramı olarak incelemeye başladı. Ramstedt ve Nicholas Poppe gibi dil bilimcileri, Türkçe ve Moğolca arasındaki o derin ses yasalarını (Rotasizm ve Lambdasizm gibi r/z ve l/ş denkliklerini) mantıksal kurallarla yazdılar.

Son olarak, gerçek Türkoloji bilimi ise hayallerle değil ses kanunlarıyla ve somut belgelerle yazılır. Unutmamak gerekir ki; bir dilin gerçek büyüklüğü, uzak kıtalardaki tesadüfi benzerliklerde aranan ortak özelliklerden değil, tarihimizin kendi alfabesiyle oluşturduğu kurallı yapısında gizlidir.

Yazı İçi