Ana Sayfa Ali Celep Arşivi Hüseyin Peker Şiiri: 8 | Ali Celep

Hüseyin Peker Şiiri: 8 | Ali Celep

28
0

ALİ CELEP

HÜSEYİN PEKER ŞİİRİ – 8

(Bir Eleştirel Yaklaşım)

İyi bir şiirde sözcüklerle oynamak, çocuklarla oynamak gibidir. Çocuklar nasıl koşulsuz, kendi olarak kabul görmek istiyorlarsa, sözcükler de şiirde kendi olarak bilinmek isterler. Bu oyunda öz ve biçim güncel dilin ötesinde, her şeyin kendi olarak kabul gördüğü bir yerde kaynaşma imkânı bulur. Bundan sonra şiirin görünümleri, tıpkı kendi halinde, kendini çevreleyen koşullardan habersiz oyun oynayan çocuğun görünümleri gibidir. Bu oyunda kendi kendini besleyen arzuyla bilinç dışı akış, iç içe geçmiş izlenimi verir. Hüseyin Peker için bu oyun, daha çok yararcı gereksinimleri için var. Bu anlamda onun şiiri, içinde gizli bir niyet taşımayan bir şiirdir. Belki bu kadar verimli olmasının altında yatan sebep, kendini bu oyunda daha çok bulmasındandır. Şiirin içinde her şeyi cisimleştirme tavrı da kanımca ele attığı her şeyde kendini bulma heyecanı yaşamasındandır. Aşağıya, ‘Liman Çocukları’ adlı şiirinden aldığım alıntıya bakalım. Şiirin başlangıç tümcelerinde, ege’de çok odalı bir evde yalansız ölmeyi bekleyen şair, şiirin sonunda alsancak’ta, dar bir sokakta, tek odalı bir ev tutup orada aşkı hissetmek için her şeyi bahane kılacak kadar, ölümden aşka doğru hızla gelişen bir yaşama sevinciyle dolu bir oyunda kendini buluvermektedir. Dilin tıpkı bir oyunda olduğu gibi kendi doğal halinde akışı, güncel plandan anılara doğru yaşantı parçalarını sürüklemektedir. Şiirin akışı yaşlılıktan gençliğe doğrudur. Çok odalı bir evden tek odalı bir eve doğrudur. Ölüm duygusundan aşkı hissettiği anlara doğrudur. Şair sanki şiirinde kendi yaşamıyla oynamaktadır. İzmir’de atletle dolaşmak kadar doğal bir yaşamın parçası olma arzusuyla konuşmaktadır. Bu esasen bütün bir Hüseyin Peker şiirini tanıtan hislerin özetidir bence.  Her şeyin melez çayına akışı gibi, bütün yaşantı parçaları anılara doğru akmakta, bu yoldan şairin şiire giden koşullarını hazırlamaktadır. Böylece anılar kendi doğal yapılarıyla şairin bilincine taşınırken, aynı anda cisimleşmektedir. Peker şiirinin her şeyi cisimleştirme huyu bazen abartılı bir hal alsa da genelde okura güven verecek hamlıkta iş görürler. Diyeceğim oyun genel anlamda tadında bırakılır. Şiir de bir nevi sözcüklerle doğal bir yapıda gelişen bir yaşam oyunu kurma değil midir? Şairi iyi kılan başından sonuna oyunun farkında bir bilinçle çalışması değil midir? Yine ‘pranga’ adlı şiirinde sözcüklerle oyun ve cisimleştirme üzerinden geçmiş yaşantı parçalarını canlandırma, Peker’e mahsus bir retoriğe dönüşmüş gibidir. Bütün bu işlemlerin sonu galiba şairin ölümsüzlük oyunu arzusuna bağlanabilir. O bu oyunun içinde Türkçe vezinde kendini yaşatmanın derdindedir.

‘göğsümde kurşun gibi taşıyorum / dünyamdaki tadımlık anıları’

‘ömrüm ağaca gidişin fotoğrafıdır / denizden koparılan balıklar kadar ıssız

‘içimi açtın sonunda kayıp yıllarımın / göz gezdir dalıp gittiğin tabuta / kişinin öldüğü yer kendi çatısıdır / dil bekçiliği yapma durarak / yazdığım şiirleri bir zarfta sakla / sende kalsın anılarım ve uyaklarım /zaferini ilan et bildiğin barikatta’  (pıranga)

‘ege’de çok odalı bir evdeyim / yalansız ölmeyi beklemekteyim / her şey akar melez çayına / kadifekale’den sızar geçmiş günlerim’   ‘alsancak’ın en dar sokağında bir ev tuttum / ferhane’de tek oda / aşkı hissetmek için her şey bahane!’   (Liman Çocukları)

Yusuf Alper gibi Hüseyin Peker de Türkçeyi ilmek ilmek dokuyan bir aşkla, Türkçeden güç alarak dilimizi güçlendiren şiirler yazmaya devam ediyor. Teşekkürler.