Ana Sayfa Genel Kayıp Diller: İdil ve Tuna Bulgarcası

Kayıp Diller: İdil ve Tuna Bulgarcası

9
0
Yazı İçi

Türk dilinin ve tarihinin kronolojisinde Bulgarlar, Hun sonrası Avrasya jeopolitiğini şekillendiren ve Türk dünyasının dilbilimsel haritasında Lir Türkçesi (r-Türkçesi / Lambdasizm-Rotasizm) kolunu temsil eden en köklü kurucu unsurdur. Türk dili tarihî süreçte iki büyük ana kola ayrılır: Doğu Türkçesini oluşturan ve bugün konuştuğumuz Türkiye Türkçesi dahil ezici çoğunluğu kapsayan Şaz (z/ş) grubu ile Batı Türkçesini (Arkaik Batı Türkîliğini) oluşturan Lir (r/l) yani Ogur-Bulgar grubu. Bulgarlar, 7. yüzyılda Kubrat Han önderliğinde Karadeniz’in kuzeyinde kurdukları Büyük Bulgaristan devletinin Hazarlar tarafından sarsılmasıyla iki ana aksa bölünmüş; Kuzeyde İslamiyet’i kabul ederek Türk-İslam medeniyetinin ilk yerleşik ve ticari merkezlerinden birini kuran İdil (Volga) Bulgarları, Güneybatıda ise Balkanlar’a inerek Hristiyanlaşan ve zamanla Slavlaşan Tuna Bulgarları olarak iki ayrı topluluk olmuştur.

Lir Türkçesi ve Ogurlar

Türk dilinin en eski dönemlerini (Ana Türkçe evresini) incelerken, ses dehalarının ve fonetik ayrışmaların kabilelerin coğrafi kopuşlarıyla eşzamanlı ilerlediğini kaydeder. Bu tasnife göre Ogur veya Ön Bulgarca, Genel Türkçe (Common Turkic) olarak adlandırılan ana gövdeden en erken dönemde ayrılan dildir.

Rotasizm (r-leşme) ve Lambdasizm (l-leşme): Genel Türkçedeki kelime içi veya kelime sonu -z- seslerinin Bulgar-Ogur dil grubunda -r- sesine dönüşmesine Rotasizm; -ş- seslerinin ise -l- sesine dönüşmesine Lambdasizm denir. Ali Akar’ın işaret ettiği üzere bu, rastgele bir ses değişimi değil, Türkçenin Batı sahasındaki yapısal bir karakteridir.

Ogur — Oğuz Denkliği: Doğu kolunda egemenlik ve akrabalık bildiren kelime kökü Oğuz (z’li) iken, Batı (Bulgar) kolunda bu kelime Ogur (r’li) biçimindedir. Dokuz Oğuz kavramının Batı dünyasındaki izdüşümü On-Ogur (On Oklar / On Ogurlar) olarak karşımıza çıkar.

Çuvaşça ile ortak özellikleri: Bugün bu arkaik Lir Türkçesi morfolojisini ve fonetiğini yaşayan tek dil olarak sürdüren topluluk Çuvaş Türkleridir. İdil Bulgar kitabelerindeki dil özellikleri, doğrudan Çuvaşçanın kökenini oluşturmaktadır.

Göç ve Dağılma

1. yüzyılda Göktürk Kağanlığı’nın en batı ucunda yer alan ve Avarların baskısından kurtulan Ogur boyları (Utigurlar, Kutrigurlar, Onogurlar), Kubrat Han idaresinde 630 yılında müstakil bir güç haline gelmiştir. Bizans kaynaklarında Magna Bulgaria (Büyük Bulgaristan) olarak anılan bu devlet, Don ve Volga nehirleri ile Kafkasya’nın kuzeyini içine alan geniş bir sahasına hükmediyordu. Ancak Kubrat Han’ın ölümünün ardından, doğudan gelen Hazar Kağanlığı’nın askeri tazyiki bu birliği parçaladı. Kubrat Han’ın oğulları farklı yönlere hareket ederek Türk tarihinin en büyük coğrafi ve kültürel ayrışmalarından birisi haline geldi:

Kotrag Han, kendisine bağlı boylarla kuzeye, Volga (İdil) nehrinin orta havzasına çekildi.

Asparuh Han, güneybatıya doğru hareket ederek Tuna nehrini geçti ve Balkanlar’da Bizans’a kök söktürecek askeri bir nizam kurdu.

İdil (Volga) Bulgar Hanlığı

Orta İdil havzasına ve Kama nehrinin birleştiği zengin ormanlık-bozkır kuşağına yerleşen Bulgarlar, burada yerli Fin-Ugor kavimlerini de egemenlikleri altına alarak tarım, hayvancılık ve özellikle kürk ticareti üzerine kurulu yerleşik bir medeniyet kurdular.

İslamiyet’in Resmi Din Kabul Edilmesi (922)

İdil Bulgarları, bölgedeki Hazar baskısını dengelemek ve bağımsızlıklarını pekiştirmek amacıyla Bağdat’taki Abbâsî halifesi el-Muktedir-Billâh ile siyasi temas kurdular. Halifenin gönderdiği, ünlü seyyah İbn Fadlân’ın da içinde yer aldığı elçilik heyeti 922 (310 Hicri) yılında Bulgar hükümdarı Almış Han (Câfer b. Abdullah) tarafından kabul edildi. Bu kabulle birlikte İslamiyet, İdil Bulgar Hanlığı’nda devletin resmi dini ilan edildi. Karahanlılar’ın (932–940’lar) İslamlaşma sürecinden daha önce gerçekleşen bu iltica, İdil Bulgarlarını tarihteki ilk resmi Müslüman Türk devleti konumuna getirmektedir.

Bulgar Gönü

İdil Bulgarları; Biler, Bulgar, Suvar ve Cüketav gibi dönemin en modern, surlarla çevrili, kanalizasyon ve hamam altyapısına sahip şehirlerini inşa ettiler. Hazar denizinden Baltık kıyılarına uzanan ticaret yollarını kontrol ederek İslam dünyası ile İskandinav-Rus dünyası arasında köprü oldular. İşledikleri yüksek kaliteli deriler İslam coğrafyasında “Bulgar Gönü” adıyla ün kazanmış metalürji ve maden işleme sanayisinde dönemlerinin zirvesine oynamışlardır.

İdil Bulgar Dili

İdil Bulgarlarından günümüze kalan en somut dilbilimsel miras 13. ve 14. yüzyıllardan kalma Arap harfli mezar kitabeleridir. Sayıları yüzleri bulan bu kitabeler üzerinde Talat Tekin ve uluslararası Türkologlar derin morfolojik incelemeler yapmıştır. Kitabelerdeki dil, İslamiyet’in etkisiyle Arapça-Farsça formüllerle başlasa da tarih, isim ve akrabalık bildiren kelimeler tamamen Lir Türkçesinin özelliklerini taşır.

Örneğin kitabelerdeki sayı isimleri (üç yerine vış, sekiz yerine sakır, yirmi yerine tuhur) doğrudan Çuvaşça morfolojisine açılan pencerelerdir. 1236 yılında Moğol (Batu Han) istilasıyla siyasi varlıkları son bulsa da bu dilsel ve kültürel miras Kazan Hanlığı’na ve dolayısıyla bugünkü Kazan Tatarları ile Çuvaşlara intikal etmiştir.

Tuna Bulgar Hanlığı

Asparuh Han komutasında Dobruca bölgesine ve Tuna nehrinin güneyine inen Bulgarlar, 681 yılında Bizans İmparatorluğu’nu vergiye bağlayan bir devlet kurdular. Bu devlet, askeri açıdan olağanüstü disiplinli bir Türk göçebe aristokrasisi tarafından yönetiliyordu. Krum Han döneminde sınırlarını iyice genişleterek Bizans surlarına dayandılar ve hatta Bizans İmparatoru I. Nikeforos’u savaş meydanında öldürerek kafatasından kadeh yaptılar.

Hristiyanlaşma Dönemi (864)

Tuna Bulgarları, nüfus olarak bölgedeki yoğun Slav kitleleriyle çevriliydi. Askeri idare Türk elitlerin elinde olsa da tarım nüfusu ve sosyal taban Slavlaşmaktaydı. 864 yılında Boris Han (Mihail) döneminde devlet politikası olarak Hristiyanlığın (Ortodoksluk) kabul edilmesi, Tuna Bulgarları için tarihi bir kırılma noktası oldu. Hristiyanlıkla birlikte Slavca ibadet dili haline geldi, Kiril alfabesi benimsendi ve Türk yönetici sınıfı, egemen oldukları Slav çoğunluğun içinde tamamen eridi. Bugünün Slav/Ortodoks Bulgaristan halkı, ismini bu kurucu Türk boyundan almış olsa da genetik, dilbilimsel ve dini açıdan tamamen Slavlaşmıştır.

Tuna Bulgarcası Dil Kalıntıları

Slavlaşma öncesi dönemden günümüze, Pliska ve Preslav gibi eski merkezlerde bulunan 90 civarında taş yazıt kalmıştır. Çoğu Grek alfabesiyle yazılmış bu kitabeler (örneğin ünlü Preslav Yazıtı), Tuna Bulgar Türkçesinin arkaik yapısını ele verir.

Han Unvanı ve Protokol: Yazıtlarda Türk kağanlık geleneğinin uzantısı olan Kana Subigi (Kaan Sü-beği / Orduların Hakanı) unvanı sıklıkla geçer.

Askeri Terminoloji: Talat Tekin’in deşifre ettiği Preslav Sütun Yazıtında geçen alsı tülüg (altı kat zırh), kübe (göğüs zırhı), erişmĕ (halkalı zırh) gibi kelimeler, o dönem Tuna Bulgarlarının gelişmiş askeri terminolojisini ve bu kelimelerin Türk dünyasındaki r-l / Ogur niteliğini ispatlamaktadır.

Bulgar Hakanları Listesi (Nominalia): Eski Bulgar hanlarının tahta çıkış yıllarını Türklerin 12 Hayvanlı Türk Takvimi ile kaydeden bu Yunanca belge; dilom (yılan), şgor (sığır), toh (tavuk), somor (sıçan) gibi doğrudan Lir Türkçesi fonetiğine ait hayvan adlarını içerir. Bulgar-Ogur dünyası, Şaz Türkçesinin (Oğuz, Kıpçak, Karluk kolları) Avrasya’nın ortasında kurduğu hegemonyaya karşılık; Lir Türkçesiyle Bulgarlar, nehirlerin ve medeniyetlerin kesişim noktalarında kendilerine has bir kültür sergilemişlerdir.

Bugün İdil kıyısındaki mezar taşlarında yankılanan r-l sesleri ile Tuna nehrinin kıyısındaki sütunlarda askeri unvanlar aynı kökten çıkan bir ağacın iki farklı iklimde nasıl meyveler verebileceğinin tarihî vesikasıdır. Biri İslam dairesinde Türk kalmayı başarırken diğeri Bizans-Slav dairesinde erimiş ancak Balkanlar’ın etnik çehresini sonsuza dek değiştirmiştir.

Yazı İçi