Yazar: Amin Maalouf
Kitap : Semerkant
Türü : Tarih/Kurgu Roman
SF: 318
Çeviren: Ali Berktay
Sevgili Okur;
Semerkant, Amin Maalouf’un iç içe geçmiş iki ana hikâyeden oluşan ve tarihin en gizemli el yazmalarından birinin izini süren bir romandır. Bir yanda 11. yüzyıl İran’ında Ömer Hayyam’ın yaşamı, Selçuklu veziri olan Nizamülmülk ve Hasan Sabbah’ın karşılaşmaları arasında ki çetin çatışmalar ve Hayyam’ın ölümsüz dörtlüklerini kaydettiği Rubaiyat’ın doğuşu yer alırken diğer yanda ise 20. yüzyılın başlarında, bu kıymetli elyazmasını bulmaya yönelik büyük bir çaba harcayan Amerikalı bir araştırmacı olan Benjamin O. Lesage’ın maceraları anlatılıyor. Ve Maalouf, bin yıllık hikayeyi, Titanik’in batışıyla sona erdiriyor.
Bu süreç içerisinde İran hakimiyetinin başlangıcı olan Büyük Selçuklu İmparatorluğunun çevresinde dönen tarihi bilgiler de mevcuttur. Kitap kurgu üzerine yazılmış olduğu için neyin doğru neyin kurgu olduğunu anlayabilmek adına araştırma yaparak ilerlemek durumunda kaldım. Bu da benim için epey bir zaman aldı. Akıcı bir kitap olduğunu söyleyemem ama bir çok bilgiye de ulaşmam adına basamak oldu diyebilirim.
11.yüzyıl da ; Ömer Hayyam , Nizamulmülk ve Hasan Sabbah gibi tarihe mâlolmuş karakterleri tanımak onlarla kitabın ilk bölümünde bu yolculuğa çıkmak keyifliydi. İkinci bölüm olan 20. Yüzyıl süreci ise bana göre daha çetrefilli olduğundan durağandı. Akmadı.
Es geçemeyeceğim çok önemli bir husus var ki o da kitabın başından sonuna kadar bazı yerler de Türkler’in yerildiği hatta hakaret edildiği bölümler mevcut olması sebebi ile can sıkıcıydı. Azimle devam ettim. Bu arada bu hususa ilişkin münazara yaptığımız kitap dostlarım da oldu. Kimi; Eserlerinin genelinde aslında Batı’nın bakış açısına ironik göndermeler yaptığını söylerken kimisi ise kabul edilemez buldu. Ben ise Maalouf’un eserlerinin tamamını okumadığım için ilk baslangıç kitabı olarak değerlendirecek olursam Türkler’e dair mevzu bahis sözlerini zedeleyici ve kabul edilemez buldum. Objektiflik çabası gösterirken din ve ırk hususunda haddini aştığını düşünüyorum.
Ömer Hayyam’ın Celali (Güneş) takvimine yönelik rasathane çalışmaları , Nizamülmülk’ün “Siyasetname” adlı eseri ve “Alamut Kalesi “Hasan Sabbah içerikli eserlerin bence bu kitaba ilişik olarak sıcağı sıcağına araştırılmasını ve okunmasını öneriyorum. Ve yine Moğol istilası da yine tarihe damga vurmuş bir soykırım. Kitapta çok fazla yer verilmemiş ama araştırma konusu olarak yine bu kitaba ilistirmek gerekir.
Eserlerin bir çoğu çıkış noktasında ki zaman diliminde genellikle rağbet görmez, yeterli okuyucuya ulaşmaz. Karşılık bulamadığını ve bulamayacağını zannedebilir yazar ya da sanatçı. Değeri sonradan artanlar zincirine eklenen biri de Ömer Hayyam. Fitz Gerald ,tam 728 yıl sonrasında Rubiyatin İngilizce çevirisiyle Hayyam’a Avrupa’da ün kazandırıyor. Bunu da dipnot olarak belirtmiş olalım ben niye okunmuyorum yada ilgi görmüyorum diye düşünenler için. İbni Sina bugün yani 1000 yıl sonra adına hastane açılabileceğini yada yazdığı kitapların ders kitabı olarak okutulabileceği aklıma gelebilir miydi ? Örnekler saymakla bitmez…
Ayrıca bir dipnot daha düşmem gerekirse başka bir kaynakta okumuş olduğum Mısır’da ki Avrupa’nın ve Orta Doğu’nun en büyük kütüphanesi olan İskendiriye Kütüphanesi vaktiyle yakılmıştı. Ve yine bu kitapta gördüm ki Alamut Kalesi’nin içerisinde ki Haşsasiyun kutuphanesi de aynı şekilde yakılıp yıkılmış. Düşünsenize günümüze ulaşamayan nice külliyatlar tarihin içerisinde kül olup gitmiş. Bu çok büyük bir kayıp… diyerek sözlerimi burada noktalıyorum.
Nalân Ataklı.
Kitaplarla kalınız 📚 ✍️
Sevgilerimle 🌼
















