Trakya | Aylin Özgür
Büyük ve bereketli ovaların,
Yemyeşil dağların kavuşur üç denizle.
Bazen yağmura hasret kalsak da,
Yetişir imdada Arda, Meriç, Tunca.
Kimi nazlı nazlı akar,
Kimi aktığı belli olmaz ama derinliği şaşırtır.
Kimi ise hiç durmadan, usanmadan sular toprağı.
Vazifesi bitince de
Dalar diğer nehirlerle sohbete.
Bizim buralarda su da çalışkandır anlayacağınız.
Boş duranı pek sevmez Trakya.
Bir yanında sapsarı buğdaylar,
Diğer yanında güneşi kıskandıran gündöndüler.
Tüm bunlara uyum sağlayan tatlı yemyeşil pancar,
Ardından ağır ağır sıraya girer kabak.
“Daha yok mu?” diyeni duyar gibiyim.
Olmaz mı?
Var elbet…
Fırsat olmadı ki hiç,
Saymaya kalksak sabaha kadar sürer.
Çünkü bu toprak öyle bir topraktır ki
Ne ekersen karşılığını verir.
Ama bir şartı vardır:
Emek vereceksin.
Bizim insanımız da bunu bilir.
Güneş doğmadan kalkar,
Tarlanın yolunu tutar.
Toprağın ne zaman su istediğini,
Ne zaman dinlenmesi gerektiğini bilir.
Bir başak eğilmişse neden eğildiğini,
Bir yaprak sararmışsa derdinin ne olduğunu anlar.
Çalışkandır Trakya insanı.
Hem de öyle “çalışıyorum” diye anlatanlardan değil,
Sessiz sedasız işini yapanlardan.
Alın terini bilir,
Ekmeğin kıymetini bilir.
Sofrası küçücük olsa bile
Misafiri gelince büyütmeyi de bilir.
Bir tabak yemek iki kişiye yetiyorsa
Üçüncüye de yer açar.
Çay demlenmişse
“Sen de iç be ya” denir.
Bir düğün varsa
Tanıyan tanımayan oynar.
Hele bir hora başladı mı,
Artık kimsenin kimin akrabası olduğunu
Sormaya pek gerek kalmaz.
Trakya biraz da böyledir işte.
Sıcaktır insanı.
Merttir.
Lafını dolandırmaz.
Kızarsa belli eder,
Severse daha da belli eder.
Ama en önemlisi,
Toprağına bağlıdır.
Çünkü bilir ki bu toprak
Sadece buğday yetiştirmedi.
Dedelerinin emeğini,
Babalarının alın terini,
Analarının dualarını da taşıdı.
Ve bu topraklarda
Atatürk’ün adı sadece bir tarih kitabında yazmaz.
Bir çocuğun Cumhuriyet Bayramı’nda taşıdığı bayrakta,
Bir köy meydanındaki Atatürk büstünde,
Bir büyüğün anlatırken gururla parlayan gözlerinde yaşar.
Çünkü Trakya insanı
Atasına bağlıdır.
Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü sever.
Hem de sadece sevdiğini söylemekle kalmaz.
Onun açtığı yolda yürümeyi,
Çalışmayı, üretmeyi,
Akla ve bilime güvenmeyi
Bir vazife bilir.
Belki çok konuşmaz bunun üzerine.
Ama 10 Kasım geldiğinde
Bir başka susar.
29 Ekim geldiğinde
Bir başka gururlanır.
Bayrak göndere çekildiğinde
Bir başka bakar.
Çünkü bazı sevgiler
Anlatılmaz.
İnsanın içinde durur.
Tıpkı Trakya gibi.
Bir tarafında deniz,
Bir tarafında orman,
Bir tarafında uçsuz bucaksız tarlalar…
Rüzgârı serttir bazen.
Ama insanına benzer o rüzgâr da:
Ne ise odur.
Samimidir.
Güneşi başka doğar burada.
Ayçiçekleri boşuna güneşe dönmez belki de.
Onlar da bilir
Nereye bakmaları gerektiğini.
Akşamüstü tarlaların üzerinden güneş çekilirken
Her şey biraz daha sararır.
Buğdaylar, yollar, evler…
Ve insan bir an durup bakar.
“İyi ki buradayım,” der.
Belki başka yerlerde daha yüksek dağlar vardır,
Daha büyük şehirler,
Daha gösterişli binalar…
Ama bizim buralarda
Bir tarlanın ortasında duran tek bir ağaç bile
İnsana memleketini hatırlatır.
Çünkü memleket bazen
Doğduğun yer değildir sadece.
Çocukluğunun geçtiği sokaktır.
Babanın elinden tuttuğun yoldur.
Annenin kurduğu sofradır.
Dedenden duyduğun hikâyedir.
Ve bazen de
Uzakta olduğunda burnuna gelen
O tarla kokusudur.
İşte Trakya biraz da budur.
Bereketli toprağı,
Çalışkan insanı,
Açık sofrası,
Mertliği,
Neşesi,
Rüzgârı,
Denizi…
Ve bütün bunların arasında
Sessizce akan nehirleri gibi
Derinlerde taşıdığı memleket sevgisi.
Kısacası;
Trakya’da toprak boldur,
Ama insanı daha boldur.
Ekmek vardır,
Ama paylaşanı daha çoktur.
Güneş vardır,
Ama gönlü ondan daha sıcak insanı vardır.
Ve ne zaman biri çıkıp da,
“Trakya’da ne var ki?” diye sorarsa…
Gülümseriz.
Çünkü anlatmaya kalksak
Bir şiir yetmez.
Bir ömür yetmez.
Bizim buralar
Öyle üç beş cümleye sığmaz.
Trakya’dır burası.
Anlatılmaz…
Biraz yaşanır.
Her daim bir umut vardır
Aylin Özgür












