AYDIN UZKAN
KÖLELEŞME ÖZGÜRLÜĞÜ
Özgürlük, insanın içine doğan bir gökyüzüdür fakat kimi zaman insan, kendi elleriyle o gökyüzünü perdeleyen ağır bir tavan örer. Köleleşme, dışarıdan gelen zincirlerin değil, içeride büyütülen korkuların eseridir. Bir kuşun kafese alışması gibi, insan da alıştığı dar alana “yuvam” demeye başlar. Oysa demir parmaklıkların gölgesi, güneşin sıcaklığını taklit edemez.
Köleleşme özgürlüğü, kulağa çelişki gibi gelir. Oysa insan, seçme hakkını kullanarak da tutsak olabilir. Konforun yumuşak koltuğu, riskin sert taşından daha cazip görünür. Güvenlik vaadi, belirsizliğin ürpertisinden kaçan ruhu sarar. Derken kişi, kendi rızasıyla daralan bir hayatın mimarı olur.
Kimi zaman insan, zincirlerini süs eşyası gibi taşır. Onlarla kimlik kurar, onlarla tanınır. O zincirler çıkarıldığında çıplak kalacağını sanır, oysa çıplaklık hakikatin en saf hâlidir. Alışılmış ağırlık gidince sersemler ruh; hafiflemeye de alışmak gerekir.
İnsanın mutlak özgür doğduğu söylenir ama her yerde zincire vurulduğunun farkında değildir. Bugün zincirler görünmez, kredi kartlarının limitlerinde, alkış bağımlılığında, beğeni sayılarında saklanır. Modern çağın efendileri, kırbaç taşımaz, dijital manipülasyonlarla okşar. İnsan, okşandığını sanırken yönlendirilir.
Köleleşme özgürlüğü, kalabalıkların güvenli gölgesinde erime arzusudur biraz da. Sürüyle yürümek, tek başına yön bulmaktan daha kolaydır. Fakat yönünü kalabalığa bırakan, varacağı yerin sorumluluğunu da başkasına devreder. İrade devredildikçe, insan kendi içindeki sesi duyamaz olur; o ses kısıldıkça efendiler çoğalır.
Köleleşmenin en incelikli biçimi, insanın kendi hikâyesini unutmasıdır. Başkasının hayalini yaşamak, başkasının doğrularını savunmak, başkasının korkularıyla titremek… Böylece benlik, yavaşça silinir. Aynaya bakıldığında görülen yüz, başkalarının çizdiği bir taslaktır artık.
Oysa özgürlük, yalnızca kapıları kırmak değildir, kapıya ihtiyaç duymamaktır. Bir ayağı hakikatte sabitken diğer ayağıyla âlemi dolaşabilmektir. İç merkezini kaybeden insan, savruldukça tutunacak zincir arar. Zincir, ona yön duygusu verir, bedeli ağır olsa da.
Köleleşme özgürlüğü, sorumluluktan kaçışın sığınağıdır. Çünkü özgürlük, seçim yapmayı ve sonuçlarına katlanmayı gerektirir. Oysa kölelikte karar başkasınındır; hata da günah da. İnsan, yükünü devrettiği ölçüde hafiflediğini sanır; oysa hafifleyen yalnızca iradesidir.
Toplumlar da bireyler gibi alışır tutsaklığa. Bir süre sonra prangaların sesi ninniye dönüşür. Cesur Yeni Dünya’daki mutluluk hapları misali, uyuşmuş bir huzur yayılır sokaklara. Kimse bağırmaz çünkü kimse uyanık değildir.
İnsan, köleleşmeyi seçtiğini fark ettiğinde özgürlüğün kapısı aralanır. Zincirin varlığını görmek, onu çözmenin ilk adımıdır. Gökyüzü aslında hep oradadır, tavan sandığımız şey, korkularımızın gölgesidir. Cesaret, o gölgeyi dağıtan tek ışıktır.












